Varlık Yayınevi
     
 
 
   
Anasayfa Tarihçe Varlık Dergisi Kitaplar İletişim Yardım
Yaşar Nabi Nayır
Varlık Ne İçin Çıkıyor
Varlık İçin Ne Dediler
Künye
Varlık'ta Bu ay
Varlık Dergisi İçeriği (son 14 yıl)
Abonelik
Yaşar Nabi Nayır Ödülleri
Varlık Dergisi 'eurozine' üyesidir

MART 2021



Varlık Online Satış
Çizgiyorum – Özge Ekmekçioğlu Sayfa:2
Kıyamet Savaşını Kim Başlattı? – Emre Zeytinoğlu Sayfa:4
Eğer özneyi doğrudan doğruya pratikle ilişkilendirerek tanımlayan felsefi tavırlara güven duymazsak, işimiz bir hayli zorlaşır. Çünkü insanı “mevcut durumu” ile değil de “olması gereken” haliyle tanımlayan evrensel yaklaşımların vardıkları sonuç, her zaman saymaca birtakım saptamalara gelip dayanacaktır: Saymaca ideal öznelerin yarattığı etik toplumlar ve bunların birbirleriyle, daha da ötede doğa ile ahlaki ilişkileri… Bununla birlikte sanatı da düşündüğümüzde, o saymaca saptamalardan türetilmiş bazı estetik kuramlar da yine o saymacalara mahkûm kalacaktır. Sözün kısası, pratik durumlar karşısında gösterdiği farklı düşünceler ve eylemlerle değil, idealize edilmiş niteliklerle tanımlanan özne, bize ahlaklı bir öznenin ya da bir kurtarıcı-kahramanın nasıl olması gerektiğini öğütlemekten başka bir şey yapmaz.
“Terk Edilmiş Sovyet Denizaltı Üssü, Hara” (Fotoğraf) – Anna Dobrosovestnova Sayfa:10
“Felaket” ve “Olay” Arasında Sanatın Anlamı – Barış Acar Sayfa:11
Pandemi döneminde sanat dünyamızın üzerinde dolanan “Peki, şimdi ne olacak?” sorusu tam olarak bir felaket sorusudur. Çoğu kimse için, ekonomik zorunluluklar, yaşamsal aciliyetler, ölüme varan bir yitiş açısından bakıldığında gözden ilk çıkartılacak alan olarak görülen sanat, geçmiş zaman kipinde kalmış nostaljik bir nesne miydi şimdiden ya da, daha vahimi, acaba hiç var olmamış olabilir miydi? Birdenbire fark ettik ki bugün “sanatın anlamı” sorusuna vereceğimiz cevap her zamankinden çok onun varlığı sorusuyla eşanlamlı. Felaket karşısında sanatın konumu ne olabilir ki?
Androposen Çağı’nda Edebiyatın İmkânı, Kederi ve Yası – Deniz Gündoğan İbrişim Sayfa:15
Bu yazı, Antroposen’in insan tanımı ve insan merkezciliği üzerinde kurulmaya çalışılan ortak dilin çelişkilerini ele alırken, Antroposen bağlamında bir temsilde metnin eko-etiği üzerine bir düşünce yordamı sunuyor. Antroposen ile ilgili mevcut tartışmalar ekolojik sistemin adaletsiz ve hiyerarşik düzen olarak ele alınıp insanlığı en tepe noktaya yerleştirmesi ekseninde ilerlerken, ekolojik tahribat çerçevesinde çağdaş edebiyatta egosantrik düşünceyi sorguluyor ve yeryüzüyle birlikte açılan ekolojik keder temsiline odaklanıyor.
“Pharmakon” Olarak Sanat – Murat Alat Sayfa:22
Sanat bir ilişkilenme biçimi, insanın kendisiyle ve dünyayla ilişkisini tesis etme yollarından biridir. Modernizmin tohumları da modern bireyin ölümden azade insan tasavvuruna fanilik imgelerinin musallat olmasıyla atılır. Modernist sanat iktidarın ideallerinin karşısına yeryüzünün koşullarını koyarak yaşamla ölüm arasında diyalektik bir ilişki kurar, eleştirel gücünü de buradan devşirir. Yaşamın sonsuzluğa uzanma arzusu her yeri kapladığında ise bu diyalektik bozulur, eleştiri işlevini yitirir. Yine de sanat sadece olumsuzlama üzerinden iş görmez.
Geçmiş ve Gelecekte Yan Yana: İnsan ve Doğa – Ecem Özensoy Sayfa:26
20. yüzyılın ikinci yarısından sonra endüstrileşmenin ve beraberinde getirdiği toplumsal yapılardaki değişimlerin küresel çapta ekolojik dengeyi sarsmasıyla birlikte sanatçıların bu anlamda sorgulayıcı çalışmalar ürettiğini görmeye başlıyoruz. 1960’lı yıllarda Land Art, Ekolojik Sanat, Yeryüzü Sanatı gibi aynı kaynaktan beslenen sanat akımları, günümüzde “Antroposen sanatı” adı altında yapılan çalışmaların temelini oluşturuyor. Sanatçıların çoğunun bu anlamda topluma yaptıkları çağrının ve yarattıkları farkındalığın önemli olduğunu düşünmekle birlikte önümüze koyulan işlerin doğayı ne ölçüde insana yakın olarak gördüğünü sorgulamamız gerekebilir.
Bebekler Siyasi Görüşlerini Derhal Açıklayacaktı – Cihat Duman ve Memed Erdener Sayfa:30
Tabiatın skor üstünlüğünü ele geçirdiğini fark eden kimi insanlar on beş yirmi bin yıldır rahatsız. Kültürle işbirliği halinde olan gafil çoğunluk ise galibiyetin tadını çıkarıyor! Toplum, kişiyi şahsiyetsizleştiriyor. Buna direnen insanlar ise rahatsızlıklarını sanatla gideriyor. Bir yanda deneyimin emniyetsiz coğrafyası, diğer yanda sezginin şifa dolu yurdu. Her şeyin farkında olan rahatsız insan, sezgileriyle neşelenmeye devam ediyor. İz bırakıyor. Çiziyor, boyuyor, ses çıkarıyor, vücudunu kâr elde etme amacı gütmeden oynatıyor.
Pandemi ve Aurasını Kaybeden Sanat İzleyicisi – Erdem Çolak Sayfa:33
Hall’un yaklaşımını takip ederek post-pandemiyi pandemi durumunun bitişinden sonraki zamanı değil, bu durumun ürettiği yeni konfigürasyonu tanımlamak için kullanıyorum. Post-pandemi durumunda, pandemiden çıkarılacak derslerin önemli etkisinin olacağını düşünüyorum. Örneğin pandemi süresince insanların online satışlara daha da alıştığını, satıcıların da bu yolla maliyetlerini düşürdüğünü hatırda tutarsak, bu durumun sanat piyasasına da yansıyacağını tahmin edebiliriz.
Bildiğimiz Sanatın Sonu – Hıdır Eligüzel Sayfa:38
Yağmur ormanlarında çıkan yangınlar veya Ortadoğu’dan Batı’ya doğru akın eden mültecilerin değil de bulaşıcı bir virüsün insanları evlerine kapatmış olmasının dünyanın sonuna işaret etmesi esasında sadece okuryazarlık becerisidir. Çünkü yangınlar ve mülteciler sistemin varlığına ihtiyaç duyduğu sömürüyü ve yoksunluğu tarif ettiğinden ‘sürdürülebilir bir kıyamet iken’, insanların büyük bölümünün eve kapanması sonucunda küresel pazardaki ağların kesintiye uğramış olması bildiğimiz dünyanın sonunu betimliyor. Herkes eve kapandığında rekabet ve sermaye birikimi nasıl olacak?
Faruk ile Toygun (Çizgi) – Erden Kahveci Sayfa:44
Rita Felski’nin “Eleştiri-Sonrası Okuma” Yöntemi Üzerine – Bilgin Güngör Sayfa:50
Yeni eleştiride eser merkeze alınsa da, hatta estetik duyguların bir çeşit kaynağı olarak kategorize edilse de aktörlüğe pek layık görülmez. O, son kertede bir inceleme nesnesidir; organik bütünlüğüyle, biricikliğiyle, biçimsel olgularıyla değerlendirilebilir. Sonrası yok gibidir. Bu açıdan bakıldığında denilebilir ki yeni eleştiri, her ne kadar görece “onurlu” bir yer bahşetmiş olsa da eseri aşkın okuma biçimlerindeki gibi pasifleştirmeye meyillidir. Felski ise, okur-merkezli incelemeyi temel hedef haline getiren alımlama estetikçilerinin ve hermenötikçilerin düşüncelerinden ilhamla, eserin okur –ve dolayısıyla dış etkenler– üzerindeki belirleyiciliğini de hesaba katar. Böylelikle eser, zamanın birinde bir şair/yazar tarafından kaleme alınmış, okura sadece birtakım estetik duygular yaşatmış, çoğunlukla da zamanını aşamamış basit bir nesne olmaktan çıkar; tıpkı okur gibi özne haline gelir. Yani “insan olmayan aktör” (s. 250) konumuna yükselir. Böyle bir paradigmanın bizi nereye götüreceği malûm: Eseri değerlendirirken, onun okur üzerindeki etkilerini de hesaba katma çabası.
Uzaklara (Şiir) – Şükrü Erbaş Sayfa:55
Ellerin Gölgesi Yok (Öykü) – Nilüfer Altunkaya Sayfa:56
Yağmur (Şiir) – Elif Sofya Sayfa:59
Deneysel Müzik: MelteM Ural ile Söyleşi – Yamaç Kona Sayfa:60
Dogˆayı ifs¸a etme amacı güden sanat yaklas¸ımını elbette anlamlı buluyorum. Enstrümantal müzikte, dogˆal bir sesin rengini, yani tınısını taklit etmek de var; olaylar arasındaki ilis¸kiyi yansıtmaya çalıs¸mak, yani sentaktik taklit de var.
Abdülkadir Budak Şiirinde Mekânın Anlamı Üzerine – Ümit Yıldırım Sayfa:65
Ara bölgeler çok belirgindir Abdülkadir Budak’ın şiirinde: “kıyı, yamaç, yokuş, uçurum kenarı, kavşak, köprü…” arada kalmanın, ara renkte olmanın ağır psikolojisi. Siyah veya beyazın değil, ‘gri’nin şiiri. ‘Zirve’ düşüşü bol, tekinsiz mekân. ‘Dağ’, evet yükseklik demek, ama yanında hep korkunç ‘uçurum’u barındırır. ‘Dağ’, kimi zaman dert demektir, kimi zaman yüceliğe yaklaşılan kutsal-mekân. “En sıcak günlerde dağ/ Çığ salar üzerimize” dizesinde olduğu gibi tecelliye karşılık geliverir.
Yedi Mehmet’in Yeleği (Öykü) – Eda İşler Sayfa:69
Lodosa Sövmek (Şiir) – Fatma Nur Türk Sayfa:71
Kısa Filmin Uzun Sözü: Özgür Anıl ile Söyleşi – İrem Kargıoğlu Sayfa:72
Bana kalırsa kısa film sadece seyircinin hayal gücüne alan bıraktığı müddetçe işleyen bir form; haliyle bu belirsiz son, filmimin doğası gereği zaruriydi. Haneke’nin işlerine saygı duymakla beraber, kendi sesini aramanın bir yönetmen için daha önemli olduğunu düşünüyorum. Haneke’yi mentorum olarak görmüyorum ve kendimi onun çırağıymış gibi hissetmiyorum. Bu filmin yapım sürecinde kendisiyle sadece bir kez, senaryoyu bitirdikten sonra, ekipman konusunda iznini almak için görüşmüştüm. Bütün projelerimde de büyük uyuşmazlıklarımız, tartışmalarımız olmuştur. Haneke’nin öğrencisi olmanın en iyi tarafı, kendini başarılı bir yönetmen olarak kanıtlamış birini yanı başımda sıkça görmek ve onu fikirlerimin doğruluğuna / geçerliliğine inandırmak için çabalarken sinematografik seçimlerim için güçlü argümanlar bulmam gerekmesi…
Güncel Sanat: Nergis Abıyeva ile Söyleşi – Rumeysa Kiger Sayfa:79
Pandemi koşulları nedeniyle görsel sanatlar dünyasındaki birçok etkinlik hızla dijital mecralara kayarken, müzeler ve galeriler ısrarla sergi açmaya devam ediyor. Eskisinden çok daha küçük bir kitleye ulaşsalar ve bu nedenle çoğunlukla daha uzun süre açık kalsalar da, sanat dünyasının bu zor zamanlarda bile varlığını devam ettirme ve kaliteli işler üretmeyi sürdürme tavrını kıymetli buluyorum. Şubat ayında koşulların izin verdiği kadarıyla gezebildiğim sergilerden dikkatimi çekenlerden biri de Mixer’deki “Olağanüstü Denklikler, İnce Benzerlikler” sergisiydi. Alp İşmen ve Yüksel Dal’ın çizimlerine yer veren sergi hakkında sorularımı, küratör Nergis Abıyeva’ya yönelttim.
Yeni Şiirler Arasında – Şeref Bilsel Sayfa:85
Yeni Öyküler Arasında – Jale Sancak Sayfa:87
Yıkılmaz Dudaklarım (Şiir) – Taha İhsan Çetin Sayfa:88
Sende mi? (Öykü) – Ayça Erdura Sayfa:89
İda Dağı (Şiir) – Göktürk Yaşar Sayfa:89
Karla Karışık (Öykü) – Emre Ocaklı Sayfa:90
Leblebi (Şiir) – Ece Gün Sayfa:91
Varlık Kitaplığı Sayfa:93
Gülce Başer ile “Gözde Bir Kordon” Üzerine Söyleşi – Betül Dünder Sayfa:93
Ben kaçtığımız şeyleri söylüyorum. Elimde taşıyabildiğim en büyük ayna, mahalle mahalle dolaşıyorum. Tatlı tatlı gülümsüyorum ki aynaya bakasıları gelsin. Görsünler kendilerini bir… Sonra da gördüklerine alışmasınlar diye Pamuk Prenses’i bozuyorum. Masalı ters çeviriyorum, çünkü bozulanı düzeltmek isterler. O arada kendilerini de düzeltmek zorunda kalırlar, diye… Kendimizi görmemiz gerek artık… Biz kadınlara, plastik çalsalar yeter… Yetmez… Kapının önünde teneke çalıp kötü ruhları kovma işi değil bu… Daha fazlasına ihtiyacımız var. Pamuk Prensesimizi öldüren kendimiz de dahil her türlü kolaycılıktan, riyakârlıktan… bayrağımızı birilerinin üstüne dikerek var olma ihtiyacımızdan vazgeçmezsek prenseslerimiz ölecek… Ama sonra prenslerimiz de ölecek. Sonra kendimiz de öleceğiz… Bu kitabın meselelerinden biri hiç kimselik, kabul ediyorum. Kadın hiç kimse, erkek hiç kimse, aç hiç kimse, maktul hiç kimse, katil hiç kimse…
“Küçük Şeyler” / Samipaşazade Sezai – Kemal Ateş Sayfa:98
Küçük Şeyler, küçük insanların, daha doğrusu çoğunlukta olan insanların, büyük “sergüzeştleri” olmadığı için belki de “küçük” sayılan çoğunluğun yaşamından kesitler sunar. Öykücülüğümüzde zaman geçtikçe büyük ustaların elinde çok verimli olunmuş, çok iyi örnekleriyle karşılaştığımız bir öykü anlayışının ilk örnekleridir bu metinler. Öykü konularını, kahramanlarını yaşamın alelade görüntüleri içinden, gelip geçtiğimiz uğrak yerlerinden, bazen de konu komşu kadar bize yakın insanlardan seçer Samipaşazade Sezai.
Petek Sinem Dulun ile “Ara Kat Sesleri” Üzerine Söyleşi – Alptuğ Topaktaş Sayfa:100
Ses olgusu varlığın başladığı an benim için. İnsan, hayatının başlangıcında bir bütün olmadan önce yalnızca ses olarak var. İlk, kalp sesini duyuyoruz embriyonun. O, dış dünyayı ses olarak algılıyor. Tüm galaksi sistemimiz hareket ve ses üzerinden yorumlanıyor. Büyümeyle edindiğimiz, belleğin ara katlarındaki sesler, duyguların ara tonları, kişisel, sosyal ve toplumsal durumların yansıdığı kanaldaki akışta anlatılana kimi zaman yakınlaşıp ayrıntıya odaklanan, kimi zaman uzağında kalıp bütünü kavrayan bir mesafede durarak yazıyorum.
“Pink Floyd: Kilidi Açamazsan Kır Kapıyı” / Fatma Berber - Sümeyra Teltik – Neslişah Şar Sayfa:102
Kitap grubun çeyrek asır sonra, 2005 yılında ilk kez tam kadro bir araya gelip çaldığı, Hyde Park’taki Live 8 konserinin büyülü atmosferiyle açılıyor. Ardından grup üyelerinin felsefesinin şekillendiği İkinci Dünya Savaşı sonrası Avrupa’ya kısa bir göz atıp müzisyenlerin kolej yıllarından itibaren hikâyesini sürmeye başlıyoruz. On bölümle şekillenen kitabın her bölümünün başında ve sonunda grup üyelerine ait cümleler veya grubun parçalarından sözlerle karşılaşıyoruz.
Berna Olgaç ile “Sevgili Dodo” Üzerine Söyleşi – Emre Polat Sayfa:104
Her çocuğun mutlaka sevebileceği, beklentisine cevap alabileceği bir kitabı vardır. Yeter ki peşin hükümlü olmasın. Çocuğun istediği kitabı seçebilme özgürlüğü de kitaplara güleryüzle bakabilmesinin ön koşullarındandır. Fuarlarda Garaj Kedisi Sıdıka’ya olan ilginin yanında köpekle ilgili bir hikâye isteği de çocuklardan gelince yazmamak olmazdı. Dediğim gibi çocuklara yazmak büyük mutluluk, ama onların ilgilendikleri konulara temas ederek beklentilerine cevap verebilmek daha da büyük bir mutluluk oluyor benim için. Çünkü onların okuma gereksinimlerini doğru karşılayabilmek, çocuklarda okuma isteği uyandırarak ilgilerini çekmeyi başarabilmek gelişimlerine büyük fayda sağlayacağından biz yazarlara büyük görevler düşüyor. Çocuğu yakalamanın yolu çocuğa eğilmekten geçiyor. Çocuğa eğilebilmek için çağı iyi yorumlamak gerekiyor.
“Beyaz Kitap” / Han Kang – Furkan Kemer Sayfa:106
Beyaz Kitap, boşlukta süzülen, geçmiş zamanın yasını tutan bir kahramanın cümlelerinden oluşuyor. Mutlu bir hafıza mümkün mü, sorusuna soruyor. Beyazlığın masumluğu, kutsallığı ve saflığı, dünyaya düşerek birer birer lekeleniyor. Tıpkı hatıralarımız gibi, tüm kutsallık, tüm masumluk, yeryüzünde şekil değiştiriyor. Kundak bir an acıyı ifade ediyor, bir an müjdeyi.
“Hegel’in Diyalektiği” / Hans-Georg Gadamer – Hakan Bora Sayfa:108
Hegel’i diyalektik, fenomenoloji, yalıtılmışlık ve köle-efendi diyalektiği bağlamında inceleyen Gadamer, hermeneutik çerçevesinde düşünürün söylemini yorumluyor. Başka bir deyişle antik-modern geriliminin zirve noktası olan düşünürün öz-bilinç diyalektiği, mantık, tersyüz edilmiş dünya ve sağ-sol Hegelcilik gibi temel noktaları irdeliyor Hegel’in Diyalektiği’nde.
Küresel Haberler... Zeynep Şen Sayfa:109
Anasayfa   |   Tarihçe   |   Varlık Dergisi   |   Kitaplar   |   İletişim
Copyright © 2017 VARLIK YAYINLARI