|
|
ŞUBAT 2026
|

Varlık Online Satış |
|
| Çizgiyorum – Melike Kılıç |
Sayfa:2 |
| |
|
|
| Modernleşmenin İzinde Kaybolan İç Mekân: Yazınsal Hafızada Boşluklar – Deniz Hasırcı |
Sayfa:4 |
| Deniz Hasırcı, “Modernleşmenin İzinde Kaybolan İç Mekân: Yazınsal Hafızada Boşluklar” başlıklı yazısında iç mekânı benliğin sanayileşme ve değişen toplumsal rollerle tartışıldığı bir “felsefi kabuk” olarak tanımlıyor. Poe’dan Proust’a, Woolf’tan Fitzgerald’a uzanan geniş bir edebiyat kanonunda iç mekân bileşenlerinin nasıl birer anlam haritasına dönüştüğünü gösteriyor. Yakup Kadri Karaosmanoğlu, Peyami Safa, Elif Şafak ve Hakan Bıçakçı gibi isimlerin metinlerindeki “sessizliklere” ve “boşluklara” odaklanıyor. Edebiyatın sunduğu mekânsal fragmanlar aracılığıyla, modern iç mekânın bir konfor alanı olmaktan çıkıp, kimliğin parçalanmışlığını ve geçmişle şimdi arasındaki çözülmemiş gerilimleri barındıran huzursuz bir manzaraya dönüştüğünü ileri sürüyor. Hasırcı’ya göre edebî betimlemelerdeki boşluklar, Türkiye’deki modernleşme sürecinin tanımındaki belirsizlikleri, kültürel tedirginlikleri ve özellikle kadınların iç mekân kurgusundaki görünmez kılınan emeğini açığa çıkaran sessizlikler olarak okunmalı. |
|
|
| İç Mekânın Hafızası: Kimlik ve Gündelik Yaşam – Deniz Avcı |
Sayfa:9 |
| Deniz Avcı, “İç Mekânın Hafızası: Kimlik ve Gündelik Yaşam” başlıklı yazısında Vittorio De Sica’nın Una Breve Vacanza (Kısa Bir Tatil) filmi üzerinden sanatoryum mimarisini ve iç mekânın hastalık deneyimini nasıl şekillendirdiğini inceliyor. Filmin kahramanı Clara’nın Milano’daki karanlık ve sıkışık evsel mekânı ile Sondalo Sanatoryumu’nun aydınlık ve steril odaları arasındaki kontrastı sınıfsal ve mediko-sosyal bir perspektifle ele alıyor. Filmin isminde de yankılanan “küçük tatil” vaadinin aslında tedavi protokolleri ve mimari düzenlemelerle örülü katı bir disiplin rejimine dönüştüğü o ironik eşiğe dikkat çekiyor. Mekânın sosyal olarak üretildiğini ve hastalığın bu mekânsallık içinde yeniden yorumlandığını vurgulayan Avcı’ya göre sanatoryumlar sadece birer sağlık kurumu değil, Modern Hareket’in işlevsel tasarım prensiplerinin somutlaştığı, hastanın sosyal ve psikolojik dönüşümünü tetikleyen mekânsal kurgular. |
|
|
| Modern İç Mekân Hikâyelerinin Katmanları: Kadın İçmimarlar ve Sessizliğin Direnişi – Zeynep Tuna Ultav |
Sayfa:16 |
| Zeynep Tuna Ultav, “Modern İç Mekân Hikâyelerinin Katmanları: Kadın İçmimarlar ve Sessizliğin Direnişi” başlıklı yazısında modern iç mekân tarihinin adları görünmeyen kurucularına, kadın tasarımcılara odaklanıyor. DATUMM (Dokümantasyon ve Arşivleme Türkiye’de Modern Mobilya) grubunun yürüttüğü sözlü tarih çalışmalarından hareketle Bedia Çolak, Bediz Koz, Gözen Küçükerman ve Nilgün Çarkacı’nın profesyonel serüvenlerini aktarıyor. Kadın içmimarların modernliği bir manifesto olarak değil, gündelik yaşam bilgisini etik bir özen ve alçakgönüllülükle dönüştürerek kurduklarını belirtiyor. Tasarımın sadece nesnelerle değil, deneyimlenen mekânlar ve kurulan ilişkilerle örüldüğünü hatırlatırken bu ‘sessiz’ üretimin modern Türk içmimarlığının görünmez kılınan o en hakiki damarını oluşturduğunu savunuyor. Ultav’a göre kadın öncülerin hikâyeleri, tarihyazımındaki eril anlatıya karşı bir bellek direnişi oluştururken iç mekânın duygusal, pedagojik ve toplumsal boyutunu yeniden tanımlıyor. |
|
|
| Tiyatro Sanatı: “Maskeliler” – Mehmet Konuk |
Sayfa:22 |
| “‘Maskeliler’ gerek yazınsal gerek sahne pratikleri açısından örnek bir politik dram sergiliyor. Yazarın kendi toplumuna eleştirel yaklaşımı, çevirinin sadeliği, rejinin disiplinli estetiği, oyunculukların yoğunluğu ve sanatsal tasarımların profesyonel uygulaması birleşerek izleyicide sarsıcı bir tecrübe oluşturuyor. |
|
|
| Şiirler (Şiir) – Metin Cengiz |
Sayfa:25 |
| |
|
|
| Kısa Hayata Sığmayan Resimler: Hale Asaf – Güven Baykan |
Sayfa:26 |
| “Hale Asaf’ın resmine yakından baktığımda beni en çok çarpan şey, bilinçli bir “yapı ekonomisi”. Tuvalde hiçbir ayrıntı süs olsun diye orada değil. Portrelerde yüz birkaç geniş fırça darbesiyle modellenmiş gibi görünür; yine de elmacık kemiklerinin çıkıntısını, çenenin kararlılığını, göz çukurlarının derinliğini hissedersiniz. Renk geçişleri, akademik anlamda pürüzsüz değil biraz kırık, biraz keskin, zaman zaman kübist çağrışımları olan düzlemler halinde uygulanmıştır.” |
|
|
| Serçeler Mezarlar Bu Sabah (Şiir) – Şükrü Erbaş |
Sayfa:29 |
| |
|
|
| Türkçe Günlükleri – Feyza Hepçilingirler |
Sayfa:30 |
| “Duru ve özgün bir anlatımda “iyi hissetmek, yalnız hissetmek” gibi yıllardan beri eleştirdiğim ifadeler gördüğümde bunlara takılmamaya çalışıyorum ama “mezuna kalmak” sözü zınk diye durduruyor beni. Bu da ne demek?” |
|
|
| A, Ayin (Şiir) – Altay Öktem |
Sayfa:32 |
| |
|
|
| Dede Korkut Bursa Yazması Üzerine – Güney Özkılınç |
Sayfa:34 |
| “Dede Korkut hem bilge kişi, ozan ve kam özelliklerini taşır hem de dinî ve toplumsal rehberdir. “Dede Korkut Hikâyeleri”, Türk edebiyatında hem manzum hem mensur özellikler taşımasının yanında Türk dilinin tarihî gelişimini anlamak açısından da çok önemli bir yere sahiptir.” |
|
|
| “Gelgit”in İçinde Kök Salmak ve Kumul Kumaşlar Evreni – Hıdır Eligüzel |
Sayfa:38 |
| “Kumaşın renkle ilişkisi, Gözde İlkin’in pratiğinde başlı başına bir anlatı hattı oluşturur. Uzun süre boyunca bitkisel boyalarla, gidilen coğrafyaların bitki örtüsünden devşirilen pigmentlerle çalışan sanatçı, malzemenin yerin hafızasını taşıyan bir arşiv gibi davranmasını sağlar: insanın izi ile toprağın izi aynı kumaşta buluşur.” |
|
|
| Kopmak mı, Tasfiye mi? Hafızanın Kırılma Anları Üzerine – Cihan Ülsen |
Sayfa:42 |
| “Demek ki bir hikâyeyle başa çıkmanın yolları arasında yalnızca bir teknikten fazlası olarak bir dünya görüşü farkı vardır. Hafıza bazen susmayı, bazen anlatmayı, bazen ise sessizce sırtını dönüp gitmeyi gerektirir. Peki bizim çağımızda hangisi mümkün? Kopuş mu? Tasfiye mi? Yoksa ikisinin arasında salınan yeni bir etik hat mümkün müdür? Bu yazı, Clare Marin’in kopuş kavramı ile Lewis Hyde’ın tasfiye fikrini karşı karşıya getirerek, hafıza ile ilişkimizin çelişkili doğasına bir pencere açmayı amaçlıyor.” |
|
|
| Ölüler Arası Armağan (Öykü) – Hüseyin Peker |
Sayfa:47 |
| |
|
|
| Yahya Kemal’in Cenneti Üzerine Denemeler – Faruk Turinay |
Sayfa:50 |
| “Yahya Kemal siyasetten memlekete, müzikten mimariye, dünyadan İstanbul’un semtlerine, resimden tiyatroya, ölümden aşka kadar pek çok dünyanın merkezinde durup yine de onlara olduğu yerden bakabilmeyi, yaşlılığının en bezgin anlarında bile kendisi olarak kalmayı başarıyordu.” |
|
|
| Keşiş Günceliği (Şiir) – Levent Karataş |
Sayfa:57 |
| |
|
|
| Müzik Sanatı: Yasmine Hamdan ile Söyleşi – Fatma Berber |
Sayfa:58 |
| “Göç eden birinin iki hafızayı aynı anda taşıması hem bir gerilim hem de büyük bir yaratıcı alandır. Bu gerilim elbette yaşadığımız coğrafyanın gerçekliğinden gelir; bölgenin tekrar tekrar yaşadığı zorluklardan, kırılganlıklardan.” |
|
|
| Hatır Kelebeği (Şiir) – Hülya Deniz Ünal |
Sayfa:66 |
| |
|
|
| Hayatı İdrak Teşebbüsleri: Yaralar ve Yamalar (25) – Murat Batmankaya |
Sayfa:67 |
| “Bazı romanlar, sadece birer kurgu olmaktan öteye geçer ve hakiki dünyada olayları, yasaları, hatta toplumları değiştirir. İşte birkaç örnek: “Tom Amca’nın Kulübesi” – Harriet Beecher Stowe (1852): Amerikan İç Savaşı öncesinde, kölelik karşıtı harekete büyük ivme kazandırdı. Lincoln’un yazara söylediği meşhur sözü hatırlayalım: “Bu büyük savaşı başlatan küçük hanımefendi.”” |
|
|
| İdi (Şiir) – Ayça Erdura |
Sayfa:71 |
| |
|
|
| Ömer Erdem’in “Dolayımlar”ında Baş Geyik Metaforuyla Bir Gezinti – Engin Fırat |
Sayfa:72 |
| “Şamanizm’den İslamiyet’e geçişte yaşanan inançsal ve kültürel değişimin izleri Ömer Erdem’in “Dolayımlar”ında baş geyik metaforuyla kendisini gösterir.” |
|
|
| Tartışma Burada Bitmiştir (Şiir) – Anıl Cihan |
Sayfa:77 |
| |
|
|
| Fransız Dili ve Edebiyatı Nasıl Anlatılır: Nur Melek Demir ile Söyleşi – Mine Bican |
Sayfa:78 |
| “Fransız dilini, kültürünü ve edebiyatını öğrenmek, tarihimizi ve Cumhuriyetimizi daha iyi anlamak isteyenler için de bir gereksinimdir.” |
|
|
| Aynılık Cehennemi: “Pluribus” ve Kovan Zihni – Tuba Pırlant Yılmaz |
Sayfa:81 |
| “Sartre, “Cehennem başkalarıdır” derken, başkasının bakışının bizi nesneleştirmesini kastediyordu. Ancak “Pluribus”ta öteki kalmadığı için utanç da kalmaz. Kimse kimseden utanmaz, çünkü herkes birdir. Fakat bu utançtan yoksunluk hali, özgürleşmeden ziyade duyarsızlaşmadır.” |
|
|
| “Sincan İstasyonu” Bir Dergi Serüveni – Abdülkadir Budak |
Sayfa:85 |
| “İlk dergimizi çıkarma nedenlerimizin başında Varlık’ta şiir yayımlamayı başaramayışımız geliyordu. Dergi çıkarırsak, o zamanın Yaşar Nabi’sine, Memet Fuat’ına, Hüsamettin Bozok’una, daha başkalarına adlarımızı duyurabiliriz, böylece işimizi kolaylaştırırız, diye düşünüyorduk. Nitekim öyle de oldu. Anıları önünde saygıyla eğildiğim bu üç ismin yönettikleri başta olmak üzere dergilerde şiir yayımlamam kolaylaştı, zamanla doğal bir hale geldi.” |
|
|
| Rüzgâr Odası – Yavuz Özdem |
Sayfa:89 |
| “Gerçekten de dil konusunda geniş kitlelere ulaşan söylemler, çoğu kez bilimsel bir temele değil, kolay hatırlanan ve hemen aktarılabilen formüllere dayanır. Böylece şehir efsaneleri dediğimiz şeyler –tıpkı mitolojiler gibi– küçük bir olgudan doğar, tekrar edildikçe gerçeklikten uzaklaşır ve nihayetinde “yanlışlanması güç önermelere” dönüşür.” |
|
|
| Bir Açıklama ve Muzaffer İlhan Erdost – Yücel Kayıran |
Sayfa:91 |
| “Gözden yitirilmemesi gereken realite şu: Muzaffer İlhan Erdost, İkinci Yeni şiiri üzerine yazarken İkinci Yeni şairlerinin kitapları henüz yayımlanmamıştı. Ortada henüz şiir kitabı yok, sadece yayımlanmış birkaç şiir var. Erdost’un, İkinci Yeni yazılarını, dergide yayımlanan bir iki şiiri örneği üzerinden yazmış olduğu açık değil mi?” |
|
|
| Yeni Şiirler Arasında – Şeref Bilsel |
Sayfa:93 |
| |
|
|
| Yeni Öyküler Arasında – Jale Sancak |
Sayfa:94 |
| |
|
|
| Olasılıkların Ağırlığı – Esra Türker Özkurt |
Sayfa:95 |
| |
|
|
| Remiz Bey – İrem Üstük |
Sayfa:96 |
| |
|
|
| Acımız Genç Kalsın – Naci Bahtiyar |
Sayfa:98 |
| |
|
|
| Kitaplar Arasında |
Sayfa:99 |
| |
|
|
| “Gönülde Kitap” / Necati Tosuner – Zeynep Eşin |
Sayfa:99 |
| “‘Gönülde Kitap’ Necati Tosuner’in yalnızca edebiyat üzerine düşüncelerini içeren bir deneme kitabı olarak değil, hayatın içinden süzdüğü bilgeliği, zamanla kurduğu hesaplaşmayı, yazarlık mesleğinin ağırlığını, kırılganlıklarını ve sarsılmaz tutkusunu içeren bir yaşam dökümü olarak da okunabilir. Kitap bir yandan Tosuner’in anılarını, gözlemlerini, ilişkilerini, üstatlarını, dostluklarını, yol arkadaşlarını, yazar kimliğini, yaşlanmayla değişen duyarlılıklarını anlatırken, dolayısıyla edebî bir otobiyografi sunarken, diğer yandan Türk edebiyatının son 50-60 yıllık panoramasını yansıtıyor.” |
|
|
| “Zürafanın Bildiği” / Gamze Güller – Ayşe Nilay Özkan |
Sayfa:101 |
| “Öykülerdeki hayvanlar ve onların saklı anlamlarını incelemek istiyorum ama elim takılıveriyor türün dişisi ve erkeği meselesine. Biliyorum ki yalnız değilim; Gamze Güller de benim gibi konuyu enine boyuna düşünüp yazmış bazı öykülerini. Bu anlamda konumu daraltıyorum. Metaforik Hayvanat Bahçesi’ni feminist gözlüklerimi takarak ziyaret ediyorum. Mutlulukla görüyorum ki bu gezi için benden bilet ücreti alınmıyor, her şeyin bedelini ödemeye alışkın olan türün dişisi elinde olmadan kıvanıp öykülerin yazarına minnettarlık duyuyor.” |
|
|
| Tahir Musa Ceylan ile “Günümüzde Benliğin ve Kişiliğin Oluşumunda Farklılaşmalar” Üzerine Söyleşi – Hande Balkız |
Sayfa:103 |
| “Her ilişkide olduğu gibi ben ve öteki arasındaki ilişkide de sorunlar vardır, zaten sorunlarla ilerlemesi onun gerçek bir ilişki olmasından kaynaklanır. Benlik hem iç dünyayı hem de iç dünyanın dışarıya olan yansısını birlikte kapsar. Kişinin önüne ve arkasına peşi sıra aynalar dizmesi ve birbirinin ardı sıra aynalardaki yansımaları izlemek gibidir bu diyelim. Benlik böylesi bir katmanlaşma taşır. Buradaki aynalar kuşkusuz öteki kişilerdir. Kişilerin sayısı ve diğerlerine olan yakınlığı arttıkça kişide “benlik genişlemesi” dediğimiz bir durum oluşur.” |
|
|
| “İçimde Kırık Zaman” / N. Ahmet Erözenci – Selma Hangül |
Sayfa:106 |
| “Erözenci’nin karakteri kendini sürekli iki konumda tanımlar: olayın içinde olan ve olayın içindekini dışarıdan izleyen. Hem oradaydım hem de değildim ifadesi, metnin temel bilinç halini özetler. Bu bölünmüşlük, yalnızca kaza anına özgü değildir; okulda, evde, günlük hayatın her adımında yaşanır bu ikircikli hal. Bu duruma bağlı olarak anlatı, tekil bir travmanın etkisi olmaktan çıkar, kalıcı bir benlik yarılmasının hikâyesine dönüşür.” |
|
|
| “Mitler ve Arketipler - Psikomitolojiye Giriş / Göktuğ Halis – Ayşegül Kopdagel |
Sayfa:109 |
| “Şimdi gelin, Göktuğ Halis’in “Psikomitolojiye Giriş” kitabında insan yaşamındaki eşiklerine, eşiklerin eşleştiği mitlerle nasıl ele aldığına ve benim de Dasein izlerini bulduğum parçalara bakarak yeni bir düşünme yolculuğuna çıkalım.” |
|
|
| Babak Zamani ile “Buluttan Sonra” Üzerine Söyleşi – Rabia Çelik Çadırcı |
Sayfa:112 |
| “Edebiyata girişim belki şiir çevirisiyle oldu, ama sanırım en başından beri zihnim tüm türlerin bir karışımıydı. Senaryo ve oyun yazarlığı alanlarında da çalışmalarım var ve şimdi, geçen yıllarla birlikte, özellikle senaryo ve kurgu edebiyatı üzerine daha da yoğunlaşmak istiyorum. Ama şiir asla peşimi bırakmıyor.” |
|
|
|
|
|
|