|
|
NİSAN 2026
|

Varlık Online Satış |
|
| Çizgiyorum – Melike Kılıç |
Sayfa:2 |
| |
|
|
| Patolojik Öznellik – Hüseyin Köse |
Sayfa:4 |
| Hüseyin Köse, “Patolojik Öznellik” başlıklı yazısında parasosyal “etkileşim” ve “ilişki” arasında bir ayrım yapıyor. Bireyin kendilik algısını televizyon ve medya şöhretlerine öykünmeyle zora sokan “vekâleten yaşam” arzusunun bir sonucu olan parasosyal ilişkilerin marazlı doğasını ve bu sürecin dijital çağdaki evrimini çözümlüyor. İnsanın kendi imgesindeki kusurları örtmek amacıyla tutunduğu mitoslara ve çağdaş kültürdeki beden, kimlik, görünürlük baskısının yarattığı açmaza dikkat çekerek şu soruya yanıt arıyor: “Makineyle ilişki patolojik de, gerçeği normal mi?” George Gerbner’dan Jonathan Crary’ye birçok yazarın çalışmasına atıfta bulunduğu yazısını “doğallığa, yaşanmışlığın yonttuğu gölgeli çehreye, anlam oluşturan hasar veya kusura, kısacası sahiciliğe” bir çağrıyla bitiriyor. |
|
|
| Parasosyal Yanılsama – Aydın Karabulut |
Sayfa:11 |
| Aydın Karabulut, “Parasosyal Yanılsama” başlıklı yazısında sonsuz yücenin ölümüyle açılan metafizik boşluğun kültür endüstrilerinin kurguladığı şöhret kültüyle kapatılmaya çalışıldığını, dijital ekranların hiper-gerçek bir yakınlık illüzyonu yarattığını, AI idollerinin narsizmin nihai zaferini ilan ettiğini belirtiyor. Bu düzende elbette artık “hayranlık bir takdir biçimi değil çileci bir bağlılık pratiğidir”, birey ötekiyle karşılaşma ve kendisiyle yüzleşme imkânını kaybedip simüle edilmiş bir yakınlığa sığınır ve algoritmik bir aynada “başka” maskesi takan kendisine bakar. Karabulut’a göre parasosyal terimi bir “kıyısızlık” durumuna işaret ediyor; bu, “muhatabı olmayan sözün, yankısı olmayan çığlığın ve nihayet belli bir adresi olmayan duyguların daha ortaya çıkmadan kişinin kendi içsel girdabında boğulması anlamına geliyor.” |
|
|
| Yapay Zekâ ile Parasosyal İlişkiler – Aslıhan Zinderen |
Sayfa:17 |
| Aslıhan Zinderen, “Yapay Zekâ ile Parasosyal İlişkiler”i insanın görülme ve anlaşılma arzusu bağlamında ele alıyor. Horton ve Wohl’un 20. yüzyılın ortalarında medya ünlülerine karşı duyulan tek yönlü hayranlığı tanımlarken kullandığı parasosyal ilişki tanımının değiştiğini, dijital bir ayna görevi gören yapay zekânın kişisel ve karşılıklı bir ilişki yanılsaması ürettiğini vurguluyor. Her daim kullanıcıyı onaylayan ve onunla çatışmaktan kaçınan algoritmaların insan ilişkilerinin dönüştürücü gücü olan uzlaşmazlığı yok ettiğini ve bireyi kendi yankı odasına hapsettiğini belirtiyor. Kazuo Ishiguro’nun Klara ile Güneş romanı ve Spike Jonze’un Her filmine değiniyor. “Simülasyonun sunduğu konfora kapılmadan gerçek ilişkilerin riskli ama dönüştürücü sıcaklığını koruyabilmek, bireysel bir tercih değil, kültürel ve etik bir sorumluluktur,” diyor. |
|
|
| Benliğin Yankısı – Tuba Pırlant Yılmaz |
Sayfa:21 |
| Tuba Pırlant Yılmaz, “Benliğin Yankısı” başlıklı yazısında parasosyal ilişkileri basit bir medya tüketim pratiği olmanın ötesine taşıyarak benliğin inşa edildiği, sınandığı ve aşındığı tekinsiz bir psikolojik zemin olarak konumlandırıyor. Descartes’ın rasyonel öznesinden Bauman’ın gözetlenen performans öznesine geçişin varlığı “kaydedilme ve fark edilme” şartına bağladığını belirtiyor. “Don Kişot’a duyulan şefkatten bir filozofa beslenen o mesafeli saygıya kadar parasosyal etkileşim her zaman vardı ve gerçek bağları besleyen düşünsel uğraktı. Asıl kırılma bu bağın bir genişleme imkânı olmaktan çıkıp, toplumsal çoraklığın içinde telafi mekanizmasına dönüşmesi”, “benlik ancak karşısındakinin de kusurlu ve kırılgan olduğu sahici bir karşılaşmada biçimlenir,” diyor. |
|
|
| Öncü Bir Sanatçı: Mihri Hanım – Güven Baykan |
Sayfa:25 |
| “Mihri’nin hikâyesini “ilk”lerin parıltısına hapsetmek kolaydır: “İlk kadın ressam”, “ilk kadın atölyeci”, “ilk…” Oysa bu etiketler çoğu zaman meseleyi daraltır. Mihri’yi diri kılan şey, tek bir eşiği aşması değil, eşiğin kendisini yerinden oynatmasıdır. Bir toplumda kadınların sanata yaklaşımını, sanat eğitiminin sınırlarını, portre resminin işlevini, hatta “kim hatırlanır” sorusunun yönünü değiştiren bir iradeden söz ediyoruz. “İlk” kelimesi bir sonucu anlatır; Mihri’nin asıl kıymeti, o sonuca giden yolu taşlıktan çıkarıp tartışmalı bir alana dönüştürmesidir.” |
|
|
| Müzecilik: Sara Pereira ile Söyleşi – Fatma Berber |
Sayfa:29 |
| “Fado, yalnızca bir müzik türü değil; anlatıları, imgeleri ve hafızasıyla korunması gereken somut olmayan bir kültürel mirastır.” |
|
|
| Tiyatro Sanatı: “Yetim” – Mehmet Konuk |
Sayfa:34 |
| “Burcu Arslan, Ediz Akşehir ve aynı zamanda projenin süpervizörü olan Merve Dizdar tarafından yapılan uyarlama, romanın ciddi bir masa başı çalışması yapılmadan, sanatsal gereklilikler ve nüanslar göz ardı edilerek sahneye aktarıldığını düşündürüyor. Anlatı sahnede ilerlemiyor, yalnızca sözcükler ardı ardına sıralanıyor. Oyuncuya karakteri inşa edecek eylemler ürettirilmiyor, adeta roman sayfaları seslendiriliyor. Böylece tiyatronun en temel ölçütlerinden biri olan “gösterme” yerine, sürekli “anlatma” tercih ediliyor.” |
|
|
| Haldun Dormen’in Ardından – Burak Süme |
Sayfa:38 |
| “Yazmak onun için planlı bir masa başı faaliyeti değildi. “Kafamda her şeyi tasarladığım için çok kolay yazıyorum,” derken bunu bir övünçle değil, alışkanlıkla söylüyordu. Notlar tutmuştu, günlükler yazmıştı ama asıl metin, kalemi eline aldığında kendiliğinden dökülüyordu. Yeni teknolojilerle arasına mesafe koymasının nedeni de buydu belki; yazı onun için hâlâ kâğıtla kurulan ilişkiydi.” |
|
|
| Korkunun Gece Kaydı: Rüyaların Üçüncü Reich’ı Üzerine – Cihan Ülsen |
Sayfa:42 |
| “Charlotte Beradt’ın topladığı rüyalar, baskının yalnızca dışsal bir düzenleme olmadığını gösteriyordu. Rejim, insanların davranışlarını sınırlamakla yetinmiyor, hayal gücünün sınırlarını da belirliyordu. Aradan geçen onca zamana rağmen soru, güncelliğini koruyor: Bugün rüyalarımız bizlere ne söylüyor?” |
|
|
| Osman’la Necatigil’e Gitmiştik – Abdülkadir Budak |
Sayfa:46 |
| “Yıl 1978, aylardan ekim sonları olmalıydı. Behçet Necatigil’i ziyaret için Osman’la tarih belirledik, Kayseri’den Topkapı. Geceyi kayınpederin evinde geçirdim; ertesi gün Sirkeci Büyük Postane önünde buluştuk Osman’la. Otobüsle Beşiktaş’a geçtik, ayran eşliğinde börek yiyerek karnımızı doyurduktan sonra yokuş yukarı Nisbetiye caddesini tırmanmaya başladık. Verilen adresi bulunca kapıda ustanın büyükçe yazılmış adını gördük.” |
|
|
| Uykuda (Öykü) – Zeynep Paftalı |
Sayfa:50 |
| |
|
|
| 50. Yılında Engin Turgut Şiiri: Engin Turgut İçin 15 Yolluk – Haydar Ergülen |
Sayfa:54 |
| “Bu yazı Engin Turgut inceliğinin 15 kitaba yayılmış hallerini toplayan, 1987-2024 arasını içeren Toplu Şiirler kitabı ‘Yolluk’ için yazılmış, bir emeğe, inceliğe, şiire saygı, sevgi ve arkadaşlık yazısıdır.” |
|
|
| Mavi Rüya (Şiir) – Engin Turgut |
Sayfa:57 |
| |
|
|
| ‘Yolluk’ ve Şiirin İstanbul Sesiyle Yolculuk – Enver Topaloğlu |
Sayfa:58 |
| “İstanbul’da şiir yazan çoktur, ama şiirin İstanbullusunu bulmak zor. Şiirin İstanbullusu önemli mi? Önemli; inceliğin bütün halleri başka nerede oradaki gibi inkişaf etmiştir. Yine de neden önemli olduğu tartışmaya açık bir konudur; üzerine düşünmek üzere not etmiş olalım.” |
|
|
| Adnan Özer Şiirinde Etik Lirizmin İzini Sürmek – Özcan Ünlü |
Sayfa:61 |
| “1980 sonrası Türk şiiri yüksek sesle konuştu. Tarih ağırdı, dil sertti; dolayısıyla ironi de keskindi. Politik yük, kırılmalar, travmalar… Bu dönemde şiir çoğu zaman kendini savunur gibi yazıldı. Adnan Özer ise başka bir yerden yürüdü: Bağırmadı. Geri çekildi ve bu geri çekilme zamanla bir poetikaya dönüştü.” |
|
|
| Elinde Bir Başkasının Hayatı (Şiir) – Oktay Taftalı |
Sayfa:64 |
| |
|
|
| Hayatı İdrak Teşebbüsleri: Yaralar ve Yamalar (26) – Murat Batmankaya |
Sayfa:65 |
| “Sanat ve kültür dediğimiz şey bazen bütün mantık sınırlarını aşabiliyor. Japonya’da “kitap koklama yarışması” (book smell) yapılıyor mesela. Kitapseverler için en iyi kokan kitabı seçmek bir etkinlik haline gelmiş. Fransa’da “boş defter” yayımlandı ve en çok satan kitaplardan biri oldu. Okuyucular, içinde tek kelime yazmayan bu kitabı satın aldı. Bir benzeri bizde de yapıldı.” |
|
|
| İnci Aral ile Bir Sohbet – Lütfi Özgünaydın |
Sayfa:70 |
| “İnci Aral çocukluğunda bulduğu her şeyi okurmuş. Yarışmalara girmiş, birçok öykü ödülü kazanmış; sonrasında dergilere yoğun biçimde öyküler göndermiş. O günlerde Varlık dergisine giden bir öyküsü nedeniyle Yaşar Nabi Nayır’dan bir mektup almış.” |
|
|
| İstop Oynarken Kurduğum Rüya (Şiir) – Betül Tarıman |
Sayfa:71 |
| |
|
|
| Pankek (Öykü) – Müberra Dinler |
Sayfa:72 |
| |
|
|
| Şiirler (Şiir) – Cihat Duman |
Sayfa:75 |
| |
|
|
| Hindoloji Nasıl Anlatılır: Hatice Derya Can ile Söyleşi – Mine Bican |
Sayfa:76 |
| “Hindistan topraklarının Anadolu’yla olan bağı, kadim dönemlerde ticaret yoluyla gerçekleşmiştir. Ticaret sayesinde iki toplum arasında sadece mal alımı-satımı yapılmamış, bazı kültürel birikimler de aktarılmıştır. Aktarılan şeyler arasında aklımıza ilk gelen şey masallar. Bugün bilinen bazı masallarımızın kökeni Hindistan’a dayanır. Örneğin Mesneviedebiyatından bildiğimiz aslan-tavşan hikâyesi, Hintlilerin Pañçatantra (Beş Kitap) ve Kathasaritsagara (Masal Irmakları Okyanusu) masal serisinde yer alır.” |
|
|
| Meydan Okuyorum Sana Ankara (Şiir) – Kaan Eminoğlu |
Sayfa:79 |
| |
|
|
| İzdüşümler (4): Uzlaşı – Ahmet Önel |
Sayfa:80 |
| “Uzlaşma hakikate haddini bildirme çabası olabilir mi peki? Bize sunulan, yıllar yılı kitaplar dolusu maddelerle önümüze konan uzlaşı öykülerinin insanlığı hiçbir yere getirmediğine tanık olmanın yaşattığı düş kırıklığı belki de elimizdeki tek hakikattir.” |
|
|
| Bay Bay, Bay Enis Akın – Yücel Kayıran |
Sayfa:82 |
| “Enis Akın gerçeğin, olup bitenin üstünü örtmenin mümkün olduğunu mu düşünüyor yoksa? Akın’ın şairliğinin işlevi bu mu? Burada adını andığım dergilerde yayımlanan yazıları, olgu ve belgeleri, dayanağı olmayan bir anlatıyla tarihten silebileceğini mi sanıyor? Akın ve Akın
gibilerin olguları, realiteyi silerek kurduğu algı anlatısı, Erdoğan siyasetini şiirimiz ortamında
meşrulaştırma girişiminden başka bir şey değildir.”
|
|
|
| Türkçe Günlükleri – Feyza Hepçilingirler |
Sayfa:86 |
| “ ‘İstanbul eski valisi, bayındırlık eski bakanı’ denmez, çünkü belirtisiz ad tamlamasının arasına başka sözcük girmez, diye ta 1997’de açıkladığım, sonraki yıllarda da döne döne üstünde durduğum konunun bugün hâlâ konuşuluyor, tartışılıyor olmasını aklım almıyor. Zamanında ezberlediklerini yeniden gözden geçirmeyi asla düşünmeyenler de, dili kişisel oyuncağıymış gibi haince eğip bükenler de Türkçeyi içinden kolay kolay kurtulamayacağı yeni bir bataklığa yuvarlamaya çalıştıklarının ne yazık ki hâlâ farkında değiller.” |
|
|
| Rüzgâr Odası – Yavuz Özdem |
Sayfa:88 |
| “Örik, ne tamamen geçmişin yazarıdır ne de geleceğin; daha çok, geçmişle gelecek arasındaki kırılma anının yazarıdır. Denebilir ki yerinden edilmiş bir merkezden konuşur. Bu nedenle metinlerinde duyulan ton, bir dilin zaferini değil, dönüşümünü kaydeder. Belki de bu yüzden onun metinlerinde hissedilen mesafe ve yabancılık, estetik bir eksiklik değil, tarihsel bir ritmin sonucudur.” |
|
|
| Yeni Şiirler Arasında – Şeref Bilsel |
Sayfa:90 |
| |
|
|
| Baş Ağa Çeşmesi (Şiir) – Kubilay Kerim |
Sayfa:91 |
| |
|
|
| Yeni Öyküler Arasında – Jale Sancak |
Sayfa:92 |
| |
|
|
| Gömü (Şiir) – Gülhan Kartay |
Sayfa:93 |
| |
|
|
| Huzurlu Geçiş Ünitesi (Öykü) – Özlem Ballı Erkan |
Sayfa:94 |
| |
|
|
| Düşler Dünde (Şiir) – Meltem Terzioğlu |
Sayfa:95 |
| |
|
|
| Kadınlar (Şiir) – Yasemin Y. Erdoğan |
Sayfa:98 |
| |
|
|
| Kitaplar Arasında |
Sayfa:99 |
| |
|
|
| “Dokuz Katlı Sıdıka (Yakın Temas - Toplu Şiirler) / Deniz Durukan – Seçil Hidayet |
Sayfa:99 |
| “Dokuz Katlı Sıdıka, yalnızca bireysel bir yüzleşmeye neden olmuyor; aynı zamanda geleneğin, kabullerin ve sessizce içine sıkıştığımız kalıpların sorgulanmasına da yol açıyor. Dokuz Katlı Sıdıka, kendimize ait olanı bulma çabasıyla hayata yumuşak bir geçiş yapmanın mümkün olmadığını gösteriyor, aksine, okuru yerinden eden ve yıkıp yeniden kuran bir eşiğe getiriyor.” |
|
|
| “Ankara Yazıları” / Nahid Sırrı Örik – Serhat Demirel |
Sayfa:101 |
| “Türk edebiyatının çokyönlü ve üretken yazarlarından Nahid Sırrı Örik’in Ankara’ya dair yazıları araştırmacı yazar, Doç. Dr. Bahriye Çeri’nin derlemesiyle yayımlandı. Titiz bir emek ürünü olan bu kitapta Nahid Sırrı’nın 1931 ile 1951 yılları arasında Akbaba, Muhit, Son Telgraf, Tanin, Ülkü, Varlık gibi dönemin bilinen, hatırı sayılır bir okur kitlesine hitap eden dergilerinde yayımladığı yazılar bir arada bulunuyor. Toplam 27 yazıdan oluşan kitapta, Ankara ve çevresini büyük bir heves ve tecessüsle tanımaya çalışan, keskin gözlemlerini olgun tespitlerle bütünleştiren, politik kaygılardan azade, sözünü sakınmayan bir yazarla karşılaşıyoruz.” |
|
|
| Nuray Elçin ile “Baht Oyunları” Üzerine Söyleşi – Ayla Burçin Kahraman |
Sayfa:104 |
| “Edebiyat başka evrenlerde, başka dünyalarda, bazen bir kuyunun karanlığı ve derinliğinde, bazen de su damlalarının ritmik huzursuzluğunda hiç tanımadığımız ve muhtemelen tanımayacağımız bir insanla aynı duyguyu hissedebilme gücü sağlayan bir alan. Bunu yazanla okuyan arasındaki en derin bağ olarak görüyorum. Ve o görünmez bağın bir ucundan tutmaya çalışıyorum. Eğer bu öykülerden birinde hiç tanımadığınız bir karakterle aynı duyguyu hissedebildiyseniz o devasa karanlık kuyuda birbirimize rastlamışız demektir. Ve bu rastlaşma, hayatın bize oynadığı tüm o “baht oyunları”na karşı ilk zaferimiz olacak, buna inanıyorum.” |
|
|
| “Miran Rapsodi” / İsa Balcı – Aykar Sönmez |
Sayfa:106 |
| “Hemen her öyküsüne bir alınlık ve bir öndeyişle başlayan yazar kimi zaman herkes tarafından bilinmeyen kişilerden yapıyor alıntılarını. Bazen de kime ait olduğunu net bilemeden. Bu tavır onun –tıpkı Bolano’nun, Borges’in, Calvino’nun yaptığı gibi– sahte evrensellik yaratma arzusuna ve ünlü/büyük isim tapınmasına bir eleştiri olarak algılanabilir ve bu da kitabın ruhuna ve başlıktaki Miran ironisine uyar.” |
|
|
| Mine Özyurt Kılıç ile Virginia Woolf’un “Yazmak Üzerine”si Hakkında Söyleşi – Fuat Sevimay |
Sayfa:108 |
| “Denemelerdeki Woolf, bol bol düşünür, düşündüklerini paylaşmak ve öğretmek ister ama bunu didaktik bir dille değil, derlemenin önsözünde de yazdığım gibi, okuruyla diyalog kurarak, onun tepkilerini sezerek, onun dikkatini kaybetmemek için yeri geldikçe kurmacayı ekleyerek yapar. Woolf’un denemeleri, biraz da bu yüzden, onun kurmaca eserlerini daha iyi anlamamızı sağlar. Yani, evet, onu anlamaya, denemelerine de kulak vererek, devam!” |
|
|
| “Derik Delileri” / Vejdin Çiçek – Sabit Kemal Bayıldıran |
Sayfa:111 |
| “İnce Memed’de yakaladığım ‘bizim dil’i Vejdin Çiçek’te görünce çok sevindim. Yazar, kerevete çıkmış, bir dengbej gibi, meddah gibi anlatıyor öyküyü. Bunu, okuru karşısına almış, onunla söyleşiyormuşçasına sıcak yaklaşımıyla sağlıyor.” |
|
|
| Hilmi Yavuz ile “Rüya Şiirleri” Üzerine Söyleşi – Fatih Öğüt |
Sayfa:112 |
| “Edebiyat alanında düzyazının hâkimiyeti, şiiri, onun ‘olmazsa olmaz’ı olan lirizmi ötelemeye; onu, geçmişte olduğu gibi yeniden düzyazının cezaevi’ne atmaya niyetleniyor. Şairler, buna rağmen direnmeye, ‘lirik getto’larında, tıpkı bir gemi kazasından her nasılsa sağ kalmış kazazedeler gibi, sığındıkları o ada’da var olmaya devam edeceklerdir…” |
|
|
|
|
|
|