|
|
MART 2026
|

Varlık Online Satış |
|
| Çizgiyorum - Melike Kılıç |
Sayfa:2 |
| |
|
|
| Hayatı Rüyadan Arındıran Savaş Fikri – Hüseyin Köse |
Sayfa:4 |
| Hüseyin Köse, “Hayatı Rüyadan Arındıran Savaş Fikri” başlıklı yazısında şiddetin ve yıkım arzusunun modern kültür endüstrisi, felsefe ve edebiyatta nasıl “sürdürülebilir” bir dramatik kurguya dönüştürüldüğünü ortaya koyuyor. Barthes’ın değindiği deterjan reklamındaki “%1’lik bakteri” metaforundan hareketle canavarın, düşmanın veya ötekinin tam olarak yok edilmeyip sistemin meşruiyetini korumak adına her daim bir sızıntı payıyla hayatta tutulduğunu ileri sürüyor. Sinemada yabancı ve canavar arketiplerinin toplumsal korkuları nasıl tetiklediğini incelerken Hobbes’un “insan insanın kurdudur” ifadesi ile Kant’ın etik temelli “ebedi barış” tasarısı arasındaki gerilimi tartışmaya açıyor. Kristeva’nın Céline üzerine analizleri aracılığıyla; savaşın, iğrençliğin ve çürümenin insan ruhundaki karanlık dehlizleri nasıl inşa ettiği üzerinde duruyor. Barışın sadece bir ateşkes değil, kökensel bir bilgelik ve ahlaki bir farkındalıkla dizginlenmesi gereken yıkım arzusuyla hesaplaşmak olduğunu söylüyor. |
|
|
| Ertelenen Barış ve Ötelenen Yaslar – Tuba Pırlant Yılmaz |
Sayfa:12 |
| Tuba Pırlant Yılmaz, “Ertelenen Barış ve Ötelenen Yaslar” başlıklı yazısında Judith Butler’ın “yas tutulabilirlik” kavramı üzerinden barışın etik ve politik imkânlarını araştırıyor. Bazı hayatların daha ölmeden “kaybedilebilir” ilan edildiği, bazılarının ise kamusal yasın nesnesi bile olamadığı bir dünyada şiddetin yas hiyerarşisiyle meşrulaştırıldığını vurguluyor. Mülteciler, işçiler ve ötekileştirilen tüm kimliklerin uğradığı sembolik silinmenin, fiziksel şiddetten önce başladığına dikkat çekiyor. Levinas’ın ötekinin yüzü ve Derrida’nın konukseverlik hakkındaki düşüncelerine başvurarak barışı öznenin kendi otonomi yanılsamasından vazgeçip başkasına olan ontolojik bağlılığını ve kırılganlığını kabul ettiği bir süreç olarak tanımlıyor. Barışın ancak tanınmayan kırılganlıkların görünür kılınması ve yasaklanmış yasların kamusal alana taşınmasıyla sağlanabileceğini ileri sürüyor. |
|
|
| Vietnam’dan Gazze’ye Mitolojiler – Ayşe F. Kubilay |
Sayfa:16 |
| Ayşe F. Kubilay, “Vietnam’dan Gazze’ye Mitolojiler” başlıklı yazısında Graham Greene’in Sessiz Amerikalı ve J.M. Coetzee’nin “Vietnam Projesi” metinleri odağında sömürgeciliğin etik anatomisini çıkarıyor. Tehlikeli masumiyeti, tükenmiş vicdanı ve itaatkâr bürokratı temsil eden karakterlerden hareketle Vietnam’dan Gazze ve Sudan’a uzanan süreçte trajedinin nasıl tekerrür ettiğini sorguluyor. İncelemesini Edward Said’in oryantalizm teorisiyle destekleyerek Batı’nın “iyi niyet” maskesi altında yürüttüğü müdahalelerin aslında bir halkın hem toprağını hem de kelimelerini işgal eden yıkıcı birer mite dönüştüğünü vurguluyor. Tukidides’in “çıkarlar başlayınca ahlak biter” saptamasını günümüzün vekâlet savaşlarına bağlayarak, Gazze harabelerinde hüküm süren körlüğü teşhir ediyor. Barış ve özgürlük insanın başkalarının yazdığı mitlerin içinde kaybolmadan hakikati yeniden inşa etme cesareti göstermesiyle mümkündür, diyor. |
|
|
| Kolektif ve Öznel Erincin Tılsımlı Kelimesi: Barış – Josef Kılçıksız |
Sayfa:23 |
| Josef Kılçıksız, “Kolektif ve Öznel Erincin Tılsımlı Kelimesi: Barış”ın sadece savaşın yokluğu (negatif barış) değil, Spinoza’cı anlamda bir “zihinsel tutum ve erdem” olduğunu ama modernitenin barışı çoğu zaman yeni savaş haklarını meşrulaştıran bir aygıta dönüştürdüğünü savunuyor. Antik Yunan’ın mitolojik savaş anlatılarından Kant’ın asimptotik ebedi barış idealine, Hobbes’un toplum sözleşmesinden Marksist sınıfsal perspektife uzanan geniş bir sahada barışın imkânını sorguluyor. Dil düzeyinde hüküm süren bir iç savaş halini teşhis ediyor. Militaristleşmiş ve kaba eril bir dilin, Lacancı simgesel düzenin katı yasası içinde barışı nasıl askıda bıraktığını vurguluyor. Barış ancak politik dilin dışladığı olguları hakikatiyle adlandırma cesaretiyle ve toplumun radikal bir “şiddet detoksuna” girmesiyle mümkün olabilir, diyor. |
|
|
| Türkçe Günlükleri – Feyza Hepçilingirler |
Sayfa:31 |
| “‘Bir gecede cahil kaldık’ diyerek Harf Devrimi’ne karşı çıkanlar da Arap harflerini kullanmaya başlamadan önce Türklerin kendi dillerine uygun alfabeleri bulunduğunu hiç akıllarına getirmezler. Arap harflerini almadan önce okuyup yazmıyor muydu Türkler? Orhun Yazıtlarındaki ‘yazı’ değil mi?’” |
|
|
| Buket Uzuner ve Doğa – Lütfi Özgünaydın |
Sayfa:34 |
| “Buket Uzuner çok candan bir insan, iyi bir dost. Birçok etkinlikte birlikteydik, sanat ve hayat üzerine sohbetler ettik. Onu “Uzun Beyaz Bulut: Gelibolu” romanı ile tanıdım. İlk okuduğum Buket Uzuner kitabıdır.” |
|
|
| Tiyatro Sanatı: “Büyük Romulus” – Mehmet Konuk |
Sayfa:38 |
| “İstanbul Devlet Tiyatrosu, Friedrich Dürrenmatt’ın –modern tragedya ile grotesk komediyi ustalıkla iç içe geçirdiği– “Büyük Romulus” adlı oyununu enerjik ve cesur bir yorumla sahneleyerek iktidar, sorumluluk, etik ve kişisel vicdan kavramlarını bugünün seyircisine doğrudan temas eden bir teatral sorgulamaya dönüştürüyor. Anlatı, son nefesini veren Roma İmparatorluğu’nda kahramanlık mitlerinin altını sistematik biçimde oyuyor. “Hiçbir şey yapmamanın” bile politik bir eylem olabileceğini tartışmaya açıyor.” |
|
|
| Anlamın Sınırlarına Doğru – Zehra Betül Yazıcı |
Sayfa:42 |
| “Feminist yazar ve düşünür Kristeva, diğer feminist kadın yazarlardan Irigaray ve Cixous ile birlikte, ataerkil dilden farklı bir “dişil yazı”, “kadın-yazısı” önermiştir. Bu yazı biçimi çizgisel ve mantıksal olmasının ötesinde ritmik, bedensel ve çok-anlamlıdır. Benzer şekilde Deleuze ve Guattari’nin de “kaçış çizgileri” ve “oluşlar” kavramları bu yazıya benzer şekilde hiyerarşisiz ve yaratıcı bir alan açar.” |
|
|
| Aşk, Köpek (Öykü) – Cihan Değer |
Sayfa:50 |
| |
|
|
| Kutsal Annenin Doğuşu ve Çöküşü – Gülüş Türkmen |
Sayfa:54 |
| “Annelik belki de hiçbir zaman bireysel bir deneyim olmadı. Ama tarihin hiçbir döneminde de bugünkü kadar siyasi bir olgu değildi. Kapitalist sistemin çözülme emareleri gösterdiği, ataerkil düzenin meşruiyet kaybettiği bu dönemde annelik de kendisine atfedilen sembolik anlamları yitiriyor. İçine doğduğumuz, anneyi kutsal bir figür olarak konumlandıran anlayış, hem kadını aşırı yücelttiği hem de siyasal olarak pasifleştirdiği için etkisiz hale getirmiş durumda.” |
|
|
| Resim Sanatı: Çiğdem Aky ile Söyleşi – Ali Hıdır Eligüzel |
Sayfa:58 |
| “Benim için resim sabit anlamları kırabileceğim bir karşılaşma alanıdır.” |
|
|
| ‘E’ Harfinin Çocukları (Şiir) – Arife Kalender |
Sayfa:62 |
| |
|
|
| Habip Aydoğdu: Kırmızıya Kafa Tutan Siyah – Mine Bican |
Sayfa:63 |
| “‘Bir Rengin Tanıklığı’ başlığı, ilk bakışta Habip Aydoğdu’nun uzun yıllardır özdeşleştiği kırmızıyı işaret ediyor gibi görünse de, sergiye yakından bakıldığında tanıklığın yalnızca görünen renge ait olmadığı anlaşılır. Tanıklık bazen bağıran değil, sessizce kaydeden renkte saklıdır. Siyah, Aydoğdu’nun resminde olayların, duyguların ve hareketin ardından kalan izleri tutan, anlatıyı taşımaktan çok ona zemin hazırlayan bir tanık olarak belirir.” |
|
|
| Poetika (Şiir) – Yusuf Alper |
Sayfa:65 |
| |
|
|
| Ah Şu İkinci Yeni’nin Non-Figüratif Atonalliği – Atanur Memiş |
Sayfa:66 |
| “Atonal müzikte notalar arasındaki uzaklık, aralık, disonans; klasik uyumun yıkımını değil, yeni bir duyumsal düzeyde onun özgürleşmesini amaçlar. Bu görüş, İkinci Yeni’nin “dil yorgunluğunu aşma” çabası olarak onu anlamdan çözdürme girişimiyle de örtüşür. Şiir duyuların yıkımından çok sembolik anlatının tazelendiği bir özgürlük halidir; sessizlik ve ses, nefes alma ve verme refleksi arasında özgürce dolaşır, yaşamak ister.” |
|
|
| Buzun Çatlağı (Şiir) – Emrullah Alp |
Sayfa:71 |
| |
|
|
| ‘Beni Görün’ Diye Bağırdı ve Hemen Karanlıklara Geri Döndü – Enis Akın |
Sayfa:72 |
| “Biz şairler dilin izin verdiği her şeyi söyleyebiliriz. Şiirin zorunlulukla ne ilgisi olabilir? Hiç! Ama bunu anlamış olmak için insanın piyasa figürü, kitap tanıtım yazarı, psikanaliz âlimi, editör vb. değil önce şair olması gerekir tabii.” |
|
|
| Mutsuz Stratejiler (Şiir) – Ayşe Görkem Kozanoğlu |
Sayfa:75 |
| |
|
|
| Rüzgâr Odası – Yavuz Özdem |
Sayfa:76 |
| “Tema düzeyinde ölüm (ayrılık, aşk, gurbet…) çoğu kez konuşma kolaylığı sağlayan, ortak bir duygu repertuarına yaslanan ve bu yüzden hızla ezbere, klişeye ve sloganlaştırılabilir bir söyleme dönüşebilen bir imkân sunar. “Ölümü yazmak” bu anlamda, şiiri yüzeyde dolaştıran bir ifade rahatlığıyla yetinebilir. Oysa şiiri asıl dönüştüren, baştan sona yazma edimini belirleyen ölüm bilgisidir; bu bilgi, dili hazır kalıplardan kurtarır; şiiri hem söyleyiş, hem de yapı bakımından zorunlu olarak yeniden kurar.” |
|
|
| Böyle Bir (Şiir) – Can Ülgen |
Sayfa:78 |
| |
|
|
| Müzik Sanatı: Canan Leslie Anderson ile Söyleşi – Fatma Berber |
Sayfa:79 |
| “Her zaman en önde olmak gerekmez. Bazen geri çekilmek, bazen sadece eşlik etmek müziği daha güçlü yapar.” |
|
|
| Şiirler (Şiir) – Kardelen Yıldırım |
Sayfa:83 |
| |
|
|
| Elçin Sevgi Suçin Şiirinde Öznenin Çoğulluğu – Samet Polat |
Sayfa:84 |
| “Suçin’in şiirinde “ev”, geleneksel güvenlik vaadini yitirmiş, bir eksilme ve ayrılık mekânına dönüşmüştür. Ancak Suçin’in poetikası Bachelard’a yalnızca karşı tez üretmiyor, aynı zamanda onun fenomenolojisinin keşfe açık bıraktığı karanlık alanları da aydınlatıyor.” |
|
|
| Yeni Şiirler Arasında – Şeref Bilsel |
Sayfa:92 |
| |
|
|
| Kırık Güfte (Şiir) – Zümral Koyuncu |
Sayfa:93 |
| |
|
|
| Yeni Öyküler Arasında – Jale Sancak |
Sayfa:94 |
| |
|
|
| Magna Carta (Şiir) – Beril Uygun |
Sayfa:96 |
| |
|
|
| Gölge Kuşları (Öykü) – Mezide Yılmaz |
Sayfa:97 |
| |
|
|
| Annem Ağlıyor Ama Gözyaşı Yok (Şiir) – Musa Kara |
Sayfa:98 |
| |
|
|
| Kitaplar Arasında |
Sayfa:99 |
| |
|
|
| Emine Onaran İncirlioğlu ile “Ne Kadar da Benzermişiz Birbirimize” Üzerine Söyleşi – Selma Özhan |
Sayfa:99 |
| “İki tarafın aynı anda kazanamayacağı inancına iki ülkede de sık rastlanıyor.” |
|
|
| “Akıl Almaz Olanı Anlatma Girişimi” / Dag Solstad – Ali Bulunmaz |
Sayfa:102 |
| “Tercih ve eylemler ile yaşamın geri döndürülemez biçimde değişmesi meselesini ‘Akıl Almaz Olanı Anlatma Girişimi’nde de karşımıza çıkarıyor Solstad. Mimar Arne Gunar Larsen ile Ylva ve Bjørn Johnsen çifti arasındaki ilişkinin merkezde olduğu romanda insan-insan, insan-mekân bağı ve kişilerin suçortaklığı üzerine bir hikâye anlatıyor.” |
|
|
| “Olmayacak Şeylerin Romanı” / Hürer Ebeoğlu – Değer Tuncel |
Sayfa:103 |
| “Bile bile esir olunur mu? Gönüllü esareti seçen bir birey, teslimiyetle sorumluluktan mı kaçar, yoksa yeni bir hayatın daha ağır yükünü mü omuzlar? “Olmayacak Şeylerin Romanı” işte tam da bu soruların yarattığı zihinsel sarsıntıyla okurunu karşılayan, rahatsız edici ve kaçınılmaz bir yüzleşmeye davet eden bir kurgu.” |
|
|
| Asil Çam ile “Yaşanacak Bir Yer Olsun” Üzerine Söyleşi – Burak Şamil Çakır |
Sayfa:104 |
| “Romanın ismi umut değil de bir tür serzeniş olarak okunursa metne daha uygun düşer.” |
|
|
| “Şair Şiire Karşı” / Önder Birol Bıyık – Sabit Kemal Bayıldıran |
Sayfa:106 |
| “Bıyık “Şiir her türlü iktidara başkaldırmadıkça metalaşmaya razı olmuş demektir,” diyor ama bu başkaldırının pöstekiden bir kıl olmaktan öteye gitmediği bir gerçek. Siz hiç günümüzde ‘şiirinden dolayı’ tutuklanan birini hatırlıyor musunuz? Artık ‘başkaldırı’ sosyal medyada (!) yapılıyor. Paylaştığı bir iletiden dolayı tutuklanan çok kişi var. Sosyal medya öncesi şiirinden dolayı tutuklanmayan muhalif şair yok gibiydi.” |
|
|
| Anıl Çetinel Örselli ile “Bizi Yalan Bil” Üzerine Söyleşi – Burçin Laçin Altay |
Sayfa:108 |
| “Benim için bütünlük, farklı suretlerde görünse de aynı dertten muzdarip ruhların bir aradalığıdır. Kitabı “Yalanlar” ve “Dolanlar” olarak iki bölüme ayırsam da her öykünün zemininde toplumsal bir bakış açısıyla yaşamın anlamını ve anlamsızlığını sorgulayan o ortak sızı yatıyor.” |
|
|
| Şiire Dair Güncel Meseleler (“Ölmeden Önceki Şeyler” - Hüseyin Sönmez; “Ve Değildik Henüz” - Tuğçe Nur İmrat; “Firar Folkloru” - Hüseyin Serhat Arıkan) – Ersun Çıplak |
Sayfa:110 |
| |
|
|
| “Sokağın Kini Yok” / Ömer Turan – Attila Aşut |
Sayfa:112 |
| “Yeraltında kefensiz yatan Soma madencilerinin ve gözaltında yok edilen devrimcilerin de ağıtçısıdır Ömer Turan. “Ölü Çocuklar Ağıtı”nı onlar için yakar ve tarihin kütüğüne, “her anne devletten bir oğul alacaklı” diye not düşer.” |
|
|
|
|
|
|