Varlık Yayınevi
     
 
 
   
Anasayfa Tarihçe Varlık Dergisi Kitaplar İletişim Yardım
Yaşar Nabi Nayır
Varlık Ne İçin Çıkıyor
Varlık İçin Ne Dediler
Künye
Varlık'ta Bu ay
Varlık Dergisi İçeriği (son 14 yıl)
Abonelik
Yaşar Nabi Nayır Ödülleri
Varlık Dergisi 'eurozine' üyesidir

NİSAN 2021

Çizgiyorum – Özge Ekmekçioğlu Sayfa:2
Bizans’ta Pişer, Bize de Düşer: Bizans Manastır Sofralarından Tencerelerimize – Özlem Kumrular Sayfa:4
Bizans’ın selefi ve halefi olduğu iki büyük imparatorluktan en büyük farkı ise, (Osmanlı’daki İslami yasakların yemeğe etkisinin göreceli olarak dar bir çerçevede olduğunu öngörelim) dinin belirlediği bir mutfağın toprakları içinde filizlenip günümüze kadar gelmesi ve din dışı mutfağa da büyük katkıda bulunmasıdır. Evet, Bizans dinibütün –ya da öyle görünen– imparatorların dinibütün imparatorluğuydu! Keşişlerin nisteía yani oruç sebebiyle seçeneksizlik içinde geliştirdikleri yiyeceklerin büyük bir kısmı –talihin cilvesiyle– yüzyıllar içinde bu topraklar üzerine yerleşen Türklerin hem günlük yemeklerine, hem de kendi dinlerinin yasakladığı o işret âlemlerinde, meyhanelerde, çilingir sofralarında tüketecekleri mezelere dönüştü.
Gastronomi ve Sanat – Osman Serim Sayfa:9
Milattan öncesinin önemli medeniyetlerinde, Sümer, Mısır, özellikle Roma’da, tabii bu arada Uzakdoğu’da bambaşka bir dünyanın merkezi olan Çin’i de unutmayalım, yemeğin beslenmemizin merkezi olmaktan çıkıp sosyal ve estetik bir şölene dönüştüğünü görüyoruz. Burada hangi sosyal sınıfa mensup olduğunuz sadece yediğiniz şeyler, miktarı ve sıklığı ile değil, kap kacak ve yemek mekânları gibi unsurlarla da belirleniyor.
“Kunst Kebab” Deneyimi: Göçmenlik ve Yemek Teması Üzerinden Toplumsal Mekânın Yeniden Üretimi – Deniz Güvensoy Sayfa:12
Viyana metrosu kriminalize edilmiş kebap posterleriyle donatılmadan sadece birkaç ay önce, Viyana ve İstanbul’da yaşayan Deniz Beşer ile birlikte Viyana’nın en turistik bölgelerinden biri olan Müzeler bölgesindeki (Museumsquartier) metro alt geçidinde yine Türkiyeli bir göçmene ait kebap/ pizza restoranını kendi imkânlarımızla dönüştürüp mekâna özgü (site-specific) bir sergi yapmaya karar verdik. Projenin temel çıkış noktası Viyana’nın en köklü sanat kurumlarının bulunduğu Müzeler bölgesine kelimenin hem mecazi hem de gerçek anlamıyla ‘yeraltından’ bir karşılık vermek ve de sanatçı olmaktansa ‘döner satıcısı’ olmamız beklenen bir ülkede ‘sanat’ ve ‘kebap’ı esprili bir şekilde kullanarak toplumsal mekânda politik görünürlük sağlamaktı.
Dali ve Sürrealist Lezzetler – Fatma Berber Sayfa:15
Dali’nin yaşamındaki çılgınlık, eserlerine yansıdığı gibi damak zevkine de yansımıştı. Yaşamını sanki sahneye koyuyordu. Rüyaları da belki mizansendi. Akan saatler, yumurtalar olsun, her bir nesne onun tarafından inceden inceye “Haşlanmış Fasulyeli Yumuşak Yapı, İç Savaş Öngörüsü”, Salvador Dali, 1936 19 hesaplanmıştı. Tablolarının arka bahçesine dair günlüğünde bilgiler verirken damak zevkinin sürrealistliğin sınırları zorladığını da görebiliyoruz: “Akşam mutfakta salyangozlarla dolu büyük bir çömlek buldum. Bütün gün gözlerime bu leziz şeylerle ziyafet çekmiştim. Kabuklarının içindeki ritim tüm gri helezonlar kurşun, ipek rengi bir çeşit nişasta içinde yatıyor gibi görünüyorlar. Gri gölgeler istiridyemsi siyahları gölgede bırakıyor ve süt beyazı olanlar insana bir kekliğin karnını hatırlatıyor.” 16 “Misket üzümleri yiyoruz. Kulağın yakınında tutulan üzümlerin bir çeşit müzik yaratacağını düşünmüşümdür hep. Yemeklerden sonra salkımlardan bir üzüm tanesini koparıp onu sol kulağıma yerleştirme alışkanlığım vardır. Bu serinlik çok hoşuma gidiyor.”
Armonik Lezzetler ve “Tournedos Rossini” – Sümeyra Gümran Teltik Sayfa:21
Çağdaşları tarafından dönemin ‘süper starı’ olarak kabul edilen komik operanın bu büyük ismi, otuz yedi yaşına kadar otuz dokuz opera besteler.5 Ama Rossini müziği çok para kazandığı dönemde ve popülerliğin zirvesinde bırakır, kendini yemeğe adar ve komik besteleri kadar yemek zevkiyle de tarihe geçer.
Refik Halid Karay’ın “Mutfak Zevkinin Son Günleri” Üzerine – Sevim Gökyıldız Sayfa:25
Gastronomi kültür ile yemek arasındaki ilişkiyi inceleyen bir bilim ve iyi yemek yeme alışkanlığının karşılığı olarak kullanılıyor. Bu alanda uzun yıllar araştırmalar yaptım ve şunu gördüm: Gastronomi tıpkı edebiyat, resim vb. sanat dallarında aranan zevk ve yaşam sevinci gibi. Bugün sadece tarif üzerine yazılmış onlarca kitap, dergi var. Satın alacağımız malzemeyi sıralayan, yapılışını detaylı anlatan tarifler. Lakin hiçbiri Refik Halid gibi, anlatımına damak zevkini de katabiliyor mu? Karay; yenilen yemekleri, dışarıdan getirtilen yemekleri ve dışarıda yenilen yemekleri ayrı ayrı hassasiyetle inceler. 1940’larda bile o günleri mutfak zevklerinin son günleri olarak adlandırır.
Gökalp Gönen ile Söyleşi – İrem Kargıoğlu Sayfa:29
Bence Türkiye’nin eksiği nitelikli bir ana-akım sinema. Gişe yapmayı hedefleyen, büyük bütçeli bütün filmler ucuz komedi ya da dram filmleri. Üstelik, ana-akım seyircisinin de bu durumdan memnun olduğunu sanmıyorum. Prestijli festivallerde önemli başarılar elde eden bağımsız filmler, muhteşem işlere imza atan yönetmenler, ekipler var; ancak bu filmlerin, seyircinin taleplerini karşılayabileceğini düşünmüyorum. Eksikliğinden söz ettiğim filmler, yine gişe hedefleyen fakat seyircisine de istediğini veren filmler.
Şairin Hikâyesi 2: Oktay Rifat – Erol Gökşen Sayfa:34
Oktay Rifat, dört hikâyesinin üçünde (“Ağlayan Evler, İskelet Parmaklı Kadın”, “Mim Hanımdan Bir İki Çizgi”, “Karanlıkta Kaybolan Gölge”) “sokak kadınlarını” yer yer alegorik bir anlatımla verir. Hikâyelerde sokak “meyhane”, ev “sokak kadını”, gölge “sokak kadınlarıyla birlikte olan erkek” biçiminde sembolize edilmiştir. Bu bağlamda söz konusu üç hikâyede ortak figür olarak işlenen “sokak kadını”ndan hareketle hikâyeleri birbirinin devamı, hatta tamamlayıcısı şeklinde düşünmek mümkündür.
Oktay Rifat’tan daha önce kitaplarına girmeyen dört hikâye Sayfa:38
Berna Erkün’ün “Kırsallar”ında – Emre Dirim Sayfa:42
Elyapısı kâğıtlara kurşunkalem ya da çini mürekkeple çizilmiş mekânlar, manzaralar. Saf, şeffaf, iyice azaltılmış, durulaştırılmış bir anlatım. Azın azı malzemeli ama ifade aralığı geniş, hassas çalışmalar. Duygulu ifadeler.
Üç Kısa: “Ketum”, “Herr Kant” ve “Habsburg, Yeniden” (Öykü) – Barış Acar Sayfa:46
İstanbul’un Sesi (Şiir) – Gündüz Vassaf Sayfa:47
Mevlut Balıkları (Şiir) – Feyyaz Kayacan Sayfa:49
Stephen Jenkinson “Bilge Öl” Üzerine Söyleşi – Başak Kutlu Atay Sayfa:50
Benim, çalışma hayatım sırasında gördüğüm olağanüstü ikilemleri tercüme etmem gerekti. Benim tercümem buydu. Günün sonunda Türkiyeli okuyucular bunları senin kulağından duyuyor olacak. Benim sesimden değil de senin kulağından. Öyle değil mi? Bu aşırı hassas bir işlem. Nasıl yaptığını Tanrı bilir. Bence bu benim Türkçe halim değil. Bence bunun dönüştüğü şey benim yaptıklarımdan ortaya çıkan Türkçe bir olasılık. Farklı bir vurgu değil mi? Çok soylu bir teşebbüs. Bir parça başarısızlığa, tuhaf kısıtlamalara ve ikimizin de zamanında düşünmediği değişimlere birazcık eli mahkûm. Ama bu soylu bir başarısızlık. Üstlenmek için soylu bir şey. Başarısızlık derken hatalı demek istemiyorum. Yalnızca şunu demek istiyorum. Belki tercümenin saf bir tezahür olduğunu hayal edersin ama sonra bunun mümkün olmadığının farkına varırsın. Bu yaptıklarımın Türkçe tercümesi değil. Yaptıklarıma karşılık veren Türkçe bir kitap.
Dil İncitir – Yüksel Pazarkaya Sayfa:56
Sağlık meslekleri elbette önemli, besin üretimi ve gıda dağıtımı elbette önemli. Ama sanat ve kültür uğraşlarının sistem için önemli olmadığını anlıyoruz. Okulların, çocuk yuvalarının da sistem için o kadar önemli olmadığı sonucuna varıyoruz. İşyerleri kapatılan, örneğin lokanta ve otellerin de sistem için bir önemi olmadığı bize anlatılıyor, dolaylı yoldan olsa bile. Oysa, bir toplumun her üyesinin, görülen her işin, yapılan her mesleğin toplum için, sistem için önemli olduğu hayaline inanıyorduk. Yeni doğan bebekten en yaşlısına dek her yurttaşın aynı hak ve sorumluluğa sahip, toplumun önemli ve saygın üyesi olduğunu düşünüyorduk.
K-L-M – Osman Hakan A. (Şiir) Sayfa:57
İki Yüz (Öykü) – Pelin Kıvrak Sayfa:58
Vasati Kırk Çöp (Şiir) – Didem Gülçin Erdem Sayfa:60
Hastalık Olarak Edebiyat – Alper Çeker Sayfa:61
Edebî yaratıcılığa sahip kişiler istiare ve mecazların başı çektiği bu dili kendiliklerinden, nasıl yaptıklarının farkında olmadan kullanıyorlar. Julio Cortázar’ın boyunun uzaması durdurulamıyordu ama Nâzım Hikmet ne çirkin ne de hastaydı. Edebiyat, bedensel bir eksikliğin telafisi ya da bir hastalığın sonucu değil. Bu genellemeyi çürütecek, son derece sağlıklı ve güzel bir dış görünüşe sahip sayısız edebiyatçı var. Ece Ayhan şiir yayımlamaya, benzersiz bir edebî dil kullanmaya kendisine koyulan beyin tümörü teşhisinden yirmi yıl önce başladı. Görünen o ki edebiyatın kendisi bir hastalık. Bu hastalığın kökeni belirsiz, çünkü hiçbir büyük şair ya da romancı, yazmaya bir kafa travmasının sonrasında başlamamış. Kendilerinin de açıklayamadıkları bir biçimde, öyle yazıyorlar.
Eda Emirdağ ile Portre ve Kimlik Üzerine Söyleşi – Hıdır Eligüzel Sayfa:63
Portre kavramı belki bireyselleşmeyi yeni öğrenmeye çalışan toplumumuzda henüz gelişen bir odak olabilir. Portrenin kişisel bir konu olduğu düşüncesi bizi yanıltıyor. Portre ele aldığı bireyi incelerken aslında topluma dair düşünce geliştiriyor. Fakat ben portreyi bir toplumun, kimliğin, azınlığın ya da çoğunluğun tekil ve öznele indirgenmiş bir yansıması olarak düşünebiliyorum. Bahsettiğimiz anlamda ‘portre’ bir temsil esasında.
Ölümünden 50 Yıl Sonra Köy Enstitülü Şampiyonun Almanya’daki İzleri – Kemal Ateş Sayfa:68
Güreş önemliydi Köy Enstitülerinde, hem de büyük şampiyonlar yetiştirecek denli önemli… 1946 yılında Hasan Âli Yücel bakan olarak Meclis’te yaptığı son konuşmasında vurgulamıştı bunu. Güreş Köy Enstitülerinde önemli olmasaydı, 1948 Ağustos’unda İzmir’in o kavurucu sıcaklarında ne işi vardı Yaşar Doğu’nun ve öteki Londra şampiyonlarının Kızılçullu’da?
Muhabbet Kızım (Şiir) – Buğra Giritlioğlu Sayfa:75
Hamam (Öykü) – Hülya Tamzok Sayfa:76
Yeni Şiirler Arasında – Şeref Bilsel Sayfa:78
Tayini Çıkan (Şiir) – Hasan Ildız Sayfa:79
Yeni Öyküler Arasında – Jale Sancak Sayfa:80
Tanrı Yine Denedi (Öykü) – Hande Çiğdemoğlu Sayfa:82
Kim Kaç Var (Şiir) – Adem Fatih Kılıç Sayfa:84
Esrik (Şiir) – Uğur Akkaş Sayfa:86
Varlık Kitaplığı Sayfa:87
Salih Bolat ile “Gittikçe Yakın Üzerine” Söyleşi – Kemal Oruç Sayfa:87
Umutsuzluk, şiir ve sanat söz konusu olduğunda çok da kötü bir şey değil. Ama onu “kontrollü umutsuzluk (nasıl olacaksa!)” olarak sürdürmek kaydıyla.
“Ürperişler Kitabı (1968-2020)” / Osman Serhat Erkekli – Cengiz Kılçer Sayfa:90
Osman Serhat Erkekli, kendi başına var olan, belli bir çevreye “bağlı” olmayan, saltık bir şairdir; şiir çevrelerinde de moda olan şiirden de –imge salatasından– alarga durur. Pek bir revaçta olan edebiyatta pazarlama ve kişisel markalaşma parodisine ne dün ne de bugün yüz vermiştir. Yani şiirini ana akımdan “ayırarak”, kendine has çatlaklar, uyumsuzluklar, küçük görüngüler bularak şiirini inşa etmiştir:“Sirkeci’de bir otel girişinde/ Nergis’lerin dilinden anlayan/ bir berber aynası/ ben o felaketi anımsarım”.
Deniz Gündoğan İbrişim ile “Gaflet” Üzerine Söyleşi – Hande Balkız Sayfa:91
Sema Kaygusuz ve Deniz Gündoğan İbrişim’in hazırladığı Gaflet - Modern Türkçe Edebiyatın Sinir Uçları’nda cinsiyetçi kodlara, erkek egemenliğinin dildeki ve kurgudaki inşasına, kadın kahramanlara yüklenen rollere odaklanılıyor. “Metinlere sirayet eden, sinsice sızan eril tahakküm araçlarını anlamamız ancak o metinden kuşku duymakla başlar. Bize verili olanı sorgulamaksızın bir önkabul olarak başlamayı reddetmek aslında sözünü ettiğimiz kırılmanın ilk ayağı belki de. Metin karşısında çoğu zaman yüzümüzün şöyle bir buruşması gerektiğini düşünüyorum. Edebiyat bize imgeler, metaforlar, semboller ve bütün retorik öğeleri aracılığıyla metni nasıl ayrıştıracağımıza, metnin içinde saklı kalmış sosyal, kültürel, ideolojik anlamları görüp tanıyabilmemize ve duymamıza imkân veren çok güçlü, dönüştürücü apaçık bir alan. İşe tam buradan başlayıp metnin ne söylediği kadar ne söylemediğine tekrar tekrar bakmak, kültürel kodların, düşünsel biçimlerin hem bağırdıkları hem sessiz kaldıkları yerlere odaklanmak gerekiyor. Bütün bunları her türlü şiddetin meşrulaştırılmadığı noktadan tekrar tekrar düşünmek kurgulamak ve yeniden yazmak bence çok önemli.”
“Marion de Lorme” / Victor Hugo – Buse Özlem Bay Sayfa:93
Marion de Lorme 17. yüzyıl Fransa’sının efsanevi kadınlarından birinin hikâyesidir aslında. Dönemin en ünlü courtesan’larından biri olan Marion de Lorme, normların dışında bir hayatı tercih eden her kadın gibi arkasında birçok efsane ve bilinmezlik bırakır. Hayatının tüm gizemleri de birçok sanat eserinde yeniden doğmasını sağlar. Hugo da bu oyunuyla Marion de Lorme’a tarihin raflarından çıkarak kendini yeniden anlatma ve yaratma şansı verir.
Suzan Nana Tarablus ile “Çek Kayıkçı Balat’a!” Üzerine Söyleşi – Nermin Ketenci Sayfa:94
İnsanlık acılarının sürüklediği suskunluk bana göre bir eylem, bir duruştur. Belki de “hayatta kalma” duruşu… Kanımca derin acılar çekmiş halkların bir çeşit kendilerini koruma mekanizması da olabilir.
Altay Ömer Erdoğan ile “Hiçliğin Orta Yerinde” Üzerine Söyleşi – Şirvan Erciyes Sayfa:96
Büyükşehirlere göç etsek de, dünyanın bir ucuna gitsek de içimizdeki taşrayı bir türlü atamıyoruz.
“Hayat Şiirdir” / Ramis Dara – Hüseyin Peker Sayfa:98
Hayat Şiirdir’de 1987-2020 yılları arasında dergilerde yayımlanmış 27 yazısı bulunuyor Ramis Dara’nın. Kendisi bunlara ‘inceleme’ olarak başladığını, ama bugün ‘eleştirel deneme’ şeklinde adlandırdığını ifade ediyor. Ve deneme tadını hep korumaya çalıştığını ekliyor. Yazılarına bir çeşit günlük gözüyle baktığı için tarih sıralaması gözeterek düzenlenmiş.
Onur Şahin, Emre Polat ve Murat Tenetoğlu ile Yeni Kitapları Üzerine Söyleşi – Şerif Fatih Sayfa:99
Onur Şahin, Bun, Şiir, Mühür Kitaplığı; Murat Tenetoğlu, The Elements, Şiir, Mühür Kitaplığı; Emre Polat, Onları Aşağı At, Şiir, Mühür Kitaplığı.
Arda Kıpçak ile “Değişik Bir Şey Yok” Üzerine Söyleşi – Ebru Mocoş Sayfa:102
Öykülerim hikâyenin ön plana çıktığı, okurun duygularına hitap eden betimlemeci öykülerdense farklı teknikler görmek, değişik anlatım yöntemleri tecrübe etmek isteyen okurun daha çok ilgisini çekecektir. Bir de işin teknik ve estetik kısmını önemsememe, gözden kaçırma söz konusu olabilir. Okur genelde doğrusal akan bir olay örgüsünü takip etmeye alışkın. Bu açıdan okurun hikâyeyi ön planda tutarak, tekniği ve anlatım yöntemini arka plana ittiği de söylenebilir. Bu alışkanlıkları sarsmak ve okuma pratiğiyle ilgili farkındalık yaratmak hoşuma gidiyor.
“Yeni Bilim: Bağlantısallık - Yeni Kültür: Yaşamdaşlık” / Türker Kılıç – Hakan Bora Sayfa:105
Bağlantısal Bütünsellik kavramı, Kılıç’ın hem kitabının hem de bilimsel söyleminin merkezinde yer alıyor. Yazar, bunun düşünce ve zihin üretiminin hayati unsuru olduğunu vurguluyor.
Oktay Emre ile “Toplu Oyunlar I” Üzerine Söyleşi – Orhan Emre Sayfa:106
Sözleşme yararlı bir şeydir. Yaşam da bunun üzerine kuruludur ama sözleşmeyi üreten ve onun korunması, ona uyulması gerektiğini her fırsatta dile getiren bizler yine o sözleşmeyi delmek için fırsat gözetiriz. Sonunda bozduğumuz sözleşmeye yeniden döner, yeniden onu deleriz. Zaten insanla insan, insanla doğa arasındaki çatışmanın temeli sözleşmenin askıya alınmasıyla ortaya çıkmıyor mu? Eğer öyleyse “adil bir sözleşme” ne insanla insan, ne insanla doğa, ne de insanla tanrılar arasında kurulabilir.
Şiir Günlüğü – Gültekin Emre Sayfa:108
Zamana Bırakılmış Yazılar’da yalnızca anılar, anekdotlar, şairler üzerine değerlendirmeler, yorumlar yok; şiire, şiirine ilişkin düşünceler de yer alıyor. Sina Akyol, düzyazılarında, şiirlerinde “başka bir dil” aradı hep. İşte o “başka” dille yazıyor şiirlerini, düzyazılarını. Şunları söylüyor aradığı, yazdığı “başka dil” için: “Özellikle şiir dili, bilinen sözcüklerden ibaret değildir. Müziğiyle, kakafonisiyle, netliğiyle, belirsizliğiyle, itirazlarıyla, susmalarıyla, boşluklarıyla, edasıyla: bunların toplamıyla var’dır şiir dili; işte bu dilin ardındayım.”
Küresel Haberler... Zeynep Şen Sayfa:110
NİSAN 2021 - KİTAP EKİ
Anasayfa   |   Tarihçe   |   Varlık Dergisi   |   Kitaplar   |   İletişim
Copyright © 2017 VARLIK YAYINLARI