Varlık Yayınevi
     
 
 
   
Anasayfa Tarihçe Varlık Dergisi Kitaplar İletişim Yardım
Yaşar Nabi Nayır
Varlık Ne İçin Çıkıyor
Varlık İçin Ne Dediler
Künye
Varlık'ta Bu ay
Varlık Dergisi İçeriği (son 14 yıl)
Abonelik
Yaşar Nabi Nayır Ödülleri
Varlık Dergisi 'eurozine' üyesidir

MART 2020

Çizgiyorum – Özge Ekmekçioğlu Sayfa:2
Nezimce Yaşamak – Şafak Baba Pala Sayfa:4
Son dönemlerde kadınlık, eşitlik kavramları dillere pelesenk olmuş sözler. Oysa artık yeni şeyler söyleme zamanı. Farklılıklarımızın zenginlik olduğunu bilerek, kendimizin gerçekliklerinden utanmadan bu dünyada var olmanın zamanı. Luce Irigaray’ın dediği gibi, “Radikal bir şekilde ne eşit ne benzeriz, sadece farklıyız.” Her nasıl yaşamak istiyorsak, her nasıl kadın olmak istiyorsak, bütün baskıları yok sayarak, özgürce, istediğimiz gibi yaşamaya adım atmamızın zamanı. Başkalarının bizi yönlendirmesiyle değil, başkalarının doğrusuyla değil, kendi gerçeğimizin doğru olduğunu anlatmak zorundayız. Anlatamıyorsak, en azından yaşamaktan utanmamalıyız. Kendimizi giyinmeliyiz yani. Bu sözü ben çok sevdim ve ilk defa Nezihe Meriç için kullanıyorum burada. Nezihe Meriç kanımca kendini giyinebilmiş bir insan ve bir yazardı. Kendi olabilmeyi başarmıştı. Kadın olarak kendine hastı.
Somuttan Soyuta “Topal Koşma” – Murat Yalçın Sayfa:8
Daha ilk kitabı Bozbulanık (1953) ile Nezihe Meriç klasik öyküdeki yetkinliğini gösterir. 1950 Kuşağı gençlerinin “fotoğraf gerçekçiliği” diyerek dışladıkları eski anlayışa karşı geliştirdikleri düşçü, gerçeküstücü, imgeci, simgeci, fantastik, biçimci, yenilikçi, bireyci, şiirsel dile dayalı büsbütün soyut öyküler peşinde koşmaz. Onun soyutlamaları, betimleyici fotoğraf somutluğundan gerçeği temsil etmekten kaçınan nonfigüratif resim soyutluğuna kaymaz. Çağrışımlarla, dildeki müzikal ritimle uçuşan yanları olsa da yere basan ayaklarını hep gösterir.
Anılar Nasıl Yazılmalı! – Yalçın Armağan Sayfa:10
Nezihe Meriç’in “asla okuyamam” dediği türdeki otobiyografik metinlerden farklı bir anı kitabı yazmayı istemesi ve anılarla günceli iç içe geçirerek yazma arzusu, “Çavlanın İçinde Sessizce”yi kendine özgü bir tür kılar ama bir yandan da türün yerleşik özelliklerinin baskısını hissettiği de fark edilir.
“Korsan Çıkmazı” Ekseninde İçsel Devrimini Gerçekleştirememiş Türk Erkeğinin Dışsal Özgürlük Arayışı – Hakan Akdoğan Sayfa:14
Kadının özgürlüğünü kazanırken bedel ödediğini anlatır Meriç. Bunun ana nedenlerinden birisi ailedir ona göre. Çocukluk ve ergenlik dönemlerinde yüklenen rolleri aşmanın zorluğunu görürüz karakterlerinde. Burada aslında erkek egemen sistemin gücünü koruyanın erkek kadar onları yetiştiren kadınlar olduğunu da vurgular. Ayrıca sosyal yaşamda önemli noktalarda bulunan kadınların diğer kadınlara erkek egemen sistemin sürmesini sağlayan baskılar ürettiğini de anlatır. Ötekileştirilmiş olanların içinde ötekileştirilmiş olmanın yükünü hissettirir.
Nezihe Meriç Öykülerinde Cinsellik ve Erotizm – Onur Bütün Sayfa:17
Nezihe Meriç, söyleşilerinde yapıtlarını ilkgençlik yıllarında yazdıkları ve sonrasındaki üretimleri olarak ayırır. Fethi Naci, Meriç’i “Bir Kara Derin Kuyu” adlı öyküsünden yola çıkarak, kadınları mutfağa kapatması, öyküde kimbilir kaç kez ‘mutfak’ kelimesinin geçmesi üzerinden eleştirir. Ancak Fethi Naci yanılmaktadır. Kadınlar bütün bir hayattaki rolleriyle betimlenir öykülerde.
Sanatçı İsmet Doğan ve Küratör Salman Akıl ile “Hiçbir Yerdeyiz” Sergisi Üzerine Söyleşi – Hıdır Eligüzel Sayfa:22
İsmet Doğan, küratörlüğünü Selman Akıl’ın yaptığı Labirent Sanat Galerisi’nde gerçekleşen Hiçbir Yerdeyiz (5.12.2019-11.01.2019) solo sergisiyle hem son dönem işlerini hem de uzun süredir üzerinde çalıştığı yapıtlarını sanatseverlere sundu. İsmet Doğan C. A. M Galeri’de gerçekleştirdiği Slit solo sergisinin (04.10.2018-18.11.2018) aksine oldukça katmanlı ve farklı malzeme, kavram, yöntem içeriklerine sahip sergisiyle sanatseverleri farklı kavrayışlara sürüklüyor. Serginin çoklu kavram dünyası birbirini tümleyen iki sanatçı konuşması ile ele alındı.1 Bu söyleşide ise, sanatçı İsmet Doğan ve küratör Selman Akıl ile ‘eksiklik’ kavramı üzerinden Hiçbir Yerdeyiz sergisini derinleştirmeye çalıştık.
‘Panoptikon’dan ‘Küresel Panoptikon’a Post-Truth Bağlamında “1984” – Hande Balkız Sayfa:27
Günümüz toplumlarındaki gözetim süreci ‘post-truth’ çağın egemen değerleri ile açıklanabilir. Bentham’ın ‘panoptikon’u temelde işçiler üzerindeki denetimi ifade ederken günümüzdeki gözetim kültürü teknolojiyle biçimlenen ve hayatın her alanını etkileyen elektronik gözü, teknolojik ‘panoptikon’u ifade eder. Sosyal medya hesaplarından kent sokaklarına, alışveriş merkezlerine, kredi kartlarına kadar her şey gözetim ve denetim altındadır. Farklı söylem ve pratikler üzerinden toplumu denetleyen, yöneten ‘göz’ ideolojisini ve egemenliğini kitleselleştirir.
Genco Erkal ile Söyleşi: 1980’li Yılların Türkiye’si ve Edebiyatın Sinemaya Yansıması – Burak Süme Sayfa:34
Tiyatroda olsun, yurtdışında olsun, klasik sanatlarda ve sinemada başka bir şeyler aranıyor. Hatta taraf tutmak veya bir şey anlatmak bir suçmuş gibi “Burası çok didaktik olmuş!” şeklinde onu uzak tutmaya çalışıyorlar. “Hiçbir tarafı tutmayacaksın, tutacaksan da belli etmeyeceksin!” diyorlar. Öyle şey olur mu? İnsan aydınlıktan, barıştan ve güzellikten yanadır. Bazı şeylerde tarafsız olunmaz, doğru neyse sen onun yanındasındır.
Nesnelerin Dili – İlyas Tunç Sayfa:42
Sesi duyuyorum ama görüntü yok; ağlara takılı topu henüz görmeden canlı yayın sunucusunun gol diye bağırmasına benzer bir şey. Fizikçilerin senkron kayması dediği durum. Görüntünün yakalayamadığı sesin sevincini yaşamak istiyorum. Fakat bu, sesi sözcüğe dönüştürmediğim sürece mümkün değil.
“Sarımsak Yiyen Sarımsak Kokar” – Ahmet Furkan İnan Sayfa:44
Nevhiz, resimlerinde Maraş katliamından Çorum kıyımına yakın tarihimizin karanlık sayfalarını birer birer ele almış. Acı içinde kıvranmaktan çok, şiddeti yalın bir şiirsellikle tuvale dökmüş. Şiddetin ressamı diyebileceğimiz Goya’dan etkilenmiş olması, bu anlamda şaşırtıcı değil.
“Dünyayı Bir Daha Göremeyeceğim” ve Ahmet Altan: Sizin Hiç Yüzünüz Kayboldu mu? – Rahime Sarıçelik Sayfa:46
Yazarın deneme kitabı Dünyayı Bir Daha Göremeyeceğim bilindiği gibi henüz Türkiye’de yayımlanmadı. Buna rağmen I Will Never See the World Again başlığı ile İngilizce çevirisi yapılmış ve ABD’de Amazon tarafından 2019’un en iyi yirmi kitabından biri seçilmiştir. Almanya’da ise Ich werde die Welt nie wieder sehen başlıklı çevirisi Geschwister-Scholl (Scholl kardeşler) Ödülü’ne değer görülmüştür. Bu kitabı Julien Lapeyre de Cabanes’nın Je ne reverrai plus le monde başlığını verdiği Fransızca çevirisi ile okudum. Doğrusu bu yazıyı yazarken şu an kendimi tuhaf ve tedirgin hissettiğimi itiraf etmeliyim, çünkü Ahmet Altan’ın bu eserinde benim yapacağım Türkçe çeviriden daha güzel ifadelerin bulunduğundan eminim.
Taşıyıcı (Şiir) – Muzaffer Kale Sayfa:48
Topun Oyunda Olmadığı Süre (Öykü) – Ümit Aykut Aktaş Sayfa:50
Nalan Yırtmaç ile Söyleşi – Rumeysa Kiger Sayfa:54
Aktivist sanatçı lafına gıcık oluyorum. Sorduklarında öğretmenim ben diyorum. Yerel direnişleri destekleyen, medyada görünür olmalarını sağlayan yayınlara, bu direniş ve dayanışmaları okullarda ders olarak anlatan hocalara ve gönüllü olarak bu gruplara hukuki destek sağlayan avukatlara bin selam olsun.
Senden Sonrası Nedir Diye (Şiir) – Hasan Öztoprak Sayfa:56
Yakup Kadri’nin “Hep O Şarkı”sı ve Halide Edip’in “Handan”ına Kişisel Bir Yaklaşım – Erendiz Atasü Sayfa:58
“Handan” yazarının kalfalık, “Hep O Şarkı” yazarının ustalık dönemi eserleri; birincisi 1912’de, ikincisi 1956’da yayımlanmış. “Handan”da olaylar 20. yüzyılın ilk yıllarında geçer (2. Meşrutiyet’ten önce), “Hep O Şarkı”da kahramanımız Münire Abdülmecit tahttayken doğar, romanın asıl olayları Abdülaziz devrinde başlar ve bir yirmi-yirmi beş yıl devam eder. İki yapıt da başkişileri olan kadınların, Handan’ın ve Münire’nin aşk kırgınlığını ve aşk ıstırabını anlatır. İki yapıt da kusursuz değildir; ancak kusurları erdeme çevirebilme gizilgücüyle donatılmışlardır.
Kusursuza Yergi: Bubi – Yalın Alpay Sayfa:66
Bubi’nin evrende kendisine açmak istediği alanda, bu alanı kaplamaları için bir sanat yapıtı bağlamında bir araya getirdiği nesnelerin herhangi bir taşıyıcılık ödevi yoktur. Bu çalışmalar, bilinçle tasarlanmış, ölçülüp biçilmiş, zihin kontrolünde üretilmiş yapıtlar değillerdir; tesadüflerin etkisinde, malzeme seçiminden çizgilerin biçimine değin her şey üretim sırasında gelişir. O, zihnen düşünen bir sanatçıdan çok, fiziken arayan bir arkeolog gibidir. Sanatı sıfırdan yaratmaz, onu dışarıda, özellikle de atıklar arasında arar ve gördüğünde tanır.
Klasiklere Dönüş – Kemal Ateş Sayfa:70
Mehmet Rauf’un Eylül’ü, Halit Ziya’nın Aşk-ı Memnu’su ile birlikte anılır, bir yıl arayla dünyaya gelmiş iki kardeş gibi birbirine yakın özellikleri vardır. İkisi de yasak bir aşkın romanıdır. Romanın “ahlak” açısından tartışıldığı, “ahlaka mugayir” bulunduğu yıllarda her iki romanın yazılması bir kalem hüneri olduğu kadar, bir cesaret eseri de sayılır.
Çukur (Şiir) – Betül Dünder Sayfa:75
Hiç Ölmeyecekmişiz Gibi (Öykü) – Başak Kutlu Atay Sayfa:76
Çerçeve (Şiir) – Ece Apaydın Sayfa:79
“Katedral”i Görmek... Raymond Carver Öyküsünde İçimizdeki Güçle Buluşma Ânı – Çiğdem Ülker Sayfa:80
Bazen, bir başka insanın eli ve onun aklıdır, bizi görünenin ötesindeki saf gerçekle buluşturan. Amerikalı yazar R.Carver’ın öyküsü “Katedral”, kişiyi görebilmenin ve duyabilmenin gerçek bilgisine götürecek olan yaratıcı enerjiyle buluşma anını sade bir ifadeyle anlatmaktadır
Bursa Çarşamba Yıkılıyor (Şiir) – Onur Sakarya Sayfa:82
Yeni Şiirler Arasında – Şeref Bilsel Sayfa:83
‘Düşüş’ün (çöküş de buna dahil) olmadığı bir mekânda, toplumda sözün kendini kalıcı bir biçimde kurması zordur. Mizahi yanı ağır basan eserlerde de bu ‘düşüş’ halini görmekte gecikmeyiz. ‘Düşen’e aynı anda hem üzülüp hem gülenler de vardır: Trajikomik mi? İnsanın hak ettiğini düşündüğü şey ile karşılaştığı, içine düştü şey arasındaki çarpışma trajik olanı görünür kılıyor, evet. Ve bilinir: “Tarih kendini tekrarlar, ilkin trajedi, sonra güldürü şeklinde”. Trajik bir metin okurunu da yanına çağırır, yer değiştirmesine gayret eder okurun. Bir çeşit ‘kayıtsız tanıklığın’ özneye dönüştürülme çabasıdır bu.
Köstebek (Şiir) – İ. Deniz Aslan Sayfa:84
Durmaya Övgü (Şiir) – Mustafa Torun Sayfa:85
Yeni Öyküler Arasında – Jale Sancak Sayfa:87
On altı yıl boyunca düzenlenen, öyküye, öykücülüğümüze pek çok katkı sunan ‘Ankara Öykü Günleri’ni unutmamalı, hep hatırlamalı ve Pelin Buzluk’un çabasıyla dört yıl aradan sonra geçen yıl yeniden düzenlenen, bu yıl sonbaharda ikincisi düzenlenecek olan öykü günlerine de –yaşatmayı pek sevmeyen bu toplumun inadına– önem ve destek vermeli.
Öğretmenler ve İntiharlar (Şiir) – Cihan Adıman Sayfa:89
Koku / Uygulamalı İntihar Notları (Öykü) – Dilek Şenol Orhon Sayfa:90
Boğulmuşun Şarkısı (Şiir) – Batuhan Suiçmez Sayfa:92
Varlık Kitaplığı Sayfa:93
Cem Akaş ile Söyleşi – Göksu N. Çakır Sayfa:93
Bazen kendimizi kendi romanımızın başkahramanı zannediyoruz ama büyük olasılıkla başka bir romanın ufak karakterlerinden biriyiz. Onu kabul etmek de biraz zor geliyor insana. Herkes kendi anlatısının en önemli anlatı olduğunu ve kendisinin en büyük karakter olduğunu zannediyor ama öyle olmama ihtimali çok yüksek.
“Bir Küçük Delilik” / Arzu Uçar – Funda Dörtkaş Sayfa:97
Bir Küçük Delilik’te yer alan öykülerdeki koşut ve karşıt duyguların konuşkan halleri, öykü karakterlerinin içsel uçsuz bucaksızlığını kapsar. Ne var ki bu geniş uzam ve zaman yalnızca olumsuz duygulanımların oluştuğu, durup beklediği yer değildir. Arzu Uçar öykülerinde sadece aklın, ruhun karanlıkta kalan tarafını işaretlemez. Öykülerin art alanına gizlediği hayale, beklentiye, arzuya, umuda ve anlaşılma istencine (öykü karakterlerinin istencidir bu) temas eder. Düşlemenin tezahürü, tikel ruh durumlarının dünyasını genişletir, yakındaki dünyanın dışına çeker ve daha sonsuz bir dünyanın önüne koyar.
“Nü” / Richard Leppert – Tolga Aras Sayfa:99
Leppert, kıyafetsiz vücutlara bakılarak ya da onlar kullanılarak yaratılan sanatı, Rönesans’tan başlayarak incelerken birkaç noktaya odaklanıyor: Nü resimlerin hangi sosyal dokulardan çıkıp geldiği ve hangilerine temas ettiği, ırk, sınıf ve cinsiyet farklılıklarında nasıl bir işleve sahip olduğu...
Yavuz Türk ile “Yüce Lider’e Dair” Üzerine Söyleşi – Erkan Irmak Sayfa:100
Öyküyü tümüyle kurgusal bir zaman diliminde, adı sanı olmayan bir yerde, hatta roman karakterlerinin bile adının anılmadığı bir zeminde tasarlamak özellikle tercih ettiğim bir şeydi. Mekânın belirsizliği benim açımdan iki noktaya vurgu yapmak içindi: Birincisi, bu öykünün belli bir coğrafyada değil, aslında aşağı yukarı dünyanın birçok yerinde yaşandığını, yaşanmakta olduğunu ve hatta gelecekte de yaşanacağını saptamak içindi. Yani evrensel bir duruma vurgu yapmak amacını taşıyordu. İkinci olarak da, bu belirsizliği güçlendirmek adına masalsı bir dil kullanmayı tercih ettim. Özetle, anlatı zamanının muğlaklığını artırmak için elimden geleni yaptım.
Orhan Emre ile “Neda” Üzerine Söyleşi – Ozan Öztepe Sayfa:102
Rahatsızlıklarınızdan kurtulursanız, insan olmaktan çıkarsınız. Bu nedenledir ki hatırlamak / hatırlatmak şiirin erdemidir. Sivas, Maraş, Dersim, Çorum… hüznün ve kendini bulma halinin kentleridir.
Adeje Ayça Atçı ile “Kȃğıttan Gemiler” Üzerine Söyleşi – Anıl Cihan Sayfa:104
Mitolojiyi çok severim ben, mutlaka kitaplarımda kullanırım da. Fakat bu defa hatta ilk defa bir teknikle kullandım. Benden başka kimsenin dikkatini çekmeyecek bir teknikti bu, ama Tuna’nın hikâyesini zaten az önce de dediğim gibi kendim için yazmıştım. Yunan mitolojisi kullanıyordum kitabın başlarında, Sümerlere, Gılgamış Destanlarına yürüdüm sonra ve ortalara doğru bildiğim tüm mitolojileri, masalları karşılaştırdım, çarpıştırdım ve diğerlerini unutarak yalnızca Nart Mitolojisini, Nart Destanlarının anlatılarını kullanmaya başladım. Yani bir yabancı gibi başladığım yolculuk hikâyem Nartlara gitti.
Şiir Günlüğü – Gültekin Emre Sayfa:107
Zeynep Köylü, “kayıp sesler” peşinde bir şair. Keskin bakışlardan geçip gelmiş dizeleri aşka kesilmiş. Çünkü “yine de akıyor akıyor ırmak” Yırtılış’ta (Edebi Şeyler Haziran 2017). Bir şiirin şiiri “güneşte” yazılırsa kısıtlanır yüzün sınırları ya da “bahçe kanatlarını” yitirir “gölgesinde ağacın.
Küresel Haberler... – Zeynep Şen Sayfa:109
MART 2020 - KİTAP EKİ
Anasayfa   |   Tarihçe   |   Varlık Dergisi   |   Kitaplar   |   İletişim
Copyright © 2017 VARLIK YAYINLARI