Varlık Yayınevi
     
 
 
   
Anasayfa Tarihçe Varlık Dergisi Kitaplar İletişim Yardım
Yaşar Nabi Nayır
Varlık Ne İçin Çıkıyor
Varlık İçin Ne Dediler
Künye
Varlık'ta Bu ay
Varlık Dergisi İçeriği (son 14 yıl)
Abonelik
Yaşar Nabi Nayır Ödülleri
Varlık Dergisi 'eurozine' üyesidir

MART 2019

Sayfa:

Çizgiyorum - Melike Kılıç / s. 2

Sosyal Medya Çağında Sanat Tarihi Yazımı - Barış Acar / s. 4

Varlık dergisi için bu dosyayı hazırlarken aklımda iki soru vardı: İlki, sanat tarihinin tarihyazımı pratikleri içindeki konumuydu, ki içerdiği alt sorularla birlikte bu soru bir hayat projesi anlamına geliyordu benim için. İkinci soru ise sanat tarihinin sanatlarla ve giderek sanatçılarla ilişkilenme biçimiydi. İlkinden daha az zor olmayan bu soru, bir yönüyle bilimsel yöntemlerin nesneleriyle kurduğu ilişkiyi masaya yatırmayı içeriyor, bir yönüyle de günceli tartışma sahasına çekiyordu. Her iki koşulda da pratik olanla doğrudan bir alaka söz konusuydu. Böylece, ilk bakışta dikkati çekmiyor olsa da, fark ettim ki her iki yöne doğru sadece pratikte çalışıyordu sorduğum sorular. Teori olarak teorinin ufkunda sorulmuş ama tüm ilgisini pratik olana yöneltmiş bir bakış açısıydı yine beni kendine çeken. Bu sebeple dosya çalışmasını iki büyük parça halinde düşünmeye başladım: Sanat tarihçilerinin kendi edimlerini nesneleştirmelerine olanak verecek bir teorik kısım ve sanatçıların kendi nesneleştirilmeleri üzerine karşı-bakışlardan müteşekkil bir pratik dünyası.
Bu sebeple, Zeynep Yasa Yaman, Burcu Pelvanoğlu ve Fırat Arapoğlu dosyamızda, sanat tarihi yazımının 21. yüzyılda geçirdiği dönüşüme odaklandılar ve onun uluslarası ve ulusal ölçekte yansımalarını değerlendirdiler. Ceren Özpınar, postyapısalcı teorinin ve söylem analizinin perspektifinden sanat tarihi yazımının 60 sonrası yüzüne bakarken; Ezgi Bakçay, güncel bir konu olan Fransa'daki Sarı Yelekliler hareketinden yola çıkarak, tarihin öznesi problemine ve estetik cemaatin özel bir görünümüne çevirdi bakışını. Ben ise, sanat tarihinin bir tarihyazımı etkinliği olarak hangi kiplikten konuştuğu üzerine, daha çok tarih felsefesinin alanında kalmayı tercih eden bir yazı kaleme aldım.

Dosyaya eklediğimiz soruşturma sorularını ise, az önce açıkladığımız gibi, yalnızca sanatçılara yönelttik. Farklı sanatsal üretim alanlarından 25 sanatçı, sanat tarihi yazımı konusundaki sorularımıza yanıt vererek dosyamıza katıldı. Bu çalışmada özellikle yeni kuşaktan sanatçılara ulaşmamız konusunda desteğini esirgemeyen sevgili Derya Yücel de elde ettiğimiz sonuçlar üzerine kısa bir değerlendirme kaleme aldı. Soruşturmanın hemen başında bu değerlendirmeyi bulabilirsiniz.

Böylelikle, bir dosya kapsamında gitgide konunun okur gözünde berraklaştığı bir çerçeve yerine, sanat tarihi yazımına dair sorunların kompleksleşerek, girift yapısının doğru şekilde yansıtıldığı bir çerçeve kurmayı denedik.

Umarım okurlar ve gelecekteki araştırmacılar için bir kaynak olabilir.

Türkiye'de Sanat Tarihi Yazımının Açmazları - Zeynep Yasa Yaman / s. 6

Türkiyedeki sanat ortamının zaman içinde devletten özel sektöre geçeceğinin habercisi 1973 yılında kurulan İstanbul Kültür Sanat Vakfı olmuştur. Düzenlediği İstanbul Uluslararası Müzik Festivali, daha sonra bünyesine kattığı periyodik sergiler ve etkinliklerle is¸ adamlarının kültür ve sanat alanına girmesine katkı sağlayan vakıf, önemli kırılma noktalarından biri olmuştur. Bu festival, uluslararası sanat ilişkilerinin devlet eliyle yönetildiği bir dönemin geride kalacağının da habercisi olmuştur.

Türkiye'de Sanat Tarihi Yazımındaki Sorunlar ve Gelecek - Burcu Pelvanoğlu / s. 11

Türkiye'de modernleşmenin taşıdığı özgüven eksikliği kuşkusuz sanat üretimine de yansımış ve bu eksiklikle değerlendirilerek tarihselleştirilmiştir. Türkiye'de sanat tarihi yazımında iki eğilim dikkati çeker: Bunlardan ilki Batı sanatını tanıtma amaçlı kitapların yayımlanması; ikincisi de Batı'nın modern sanatına ilişkin kronolojinin Türk sanatını anlatırken kullanılması ve Türkiye'deki sanat üretiminin Batı'dan otuz-kırk yıl geride olduğunun vurgulanmasıdır.

Sosyal Medya ve Sanat Tarihi/Eleştirisi İlişkisi Üzerine - Fırat Arapoğlu / s. 15

Sanat, çoğunlukla burjuva sınıfına hitap eden bir alan olmuştur. Türkiye için de uzunca bir süre akademinin üretimi olan, bugün nispeten akademi dışı üretimlerle devam eden ve kapitalist kesim tarafından meta olarak edinilen bir alan ve bu hâlâ devam ediyor. Çağımızda sanat korporatif oluşumların direktörleri ve potansiyel alıcılar tarafından dikte ediliyor, şekil veriliyor, fonlanıyor ve böylece sanatın niteliğine ayrıcalıklı bir azınlık tarafından karar veriliyor. Fakat uzun süre çoğu kişinin erişemediği bu sanat hiyerarşisi ve sadece akademik birimlerin tekelinde olan tartışma terminolojisi, artık radikal bir meydan okumayla karşı karşıya.

Çağdaş Sanat Tarihi Yazımı ve Tarihsel Olasılıklar - Ceren Özpınar / s. 18

Dönemselleştirmeler, aslında çağdaş sanat tarihi yazımının yarattığı ciddi yeniliklerden biri. Zamansal aralığını genişleterek 1960'ların sonundan günümüze dek uzanan ve belirli bir tür sanat yapma biçiminin ismi olmaktan çıkarak sanat tarihi yazımında bir dönem olarak ele alınan Güncel Sanat gibi özgün dönemler bunun en iyi örneklerinden. Aynı zamanda, yeni dönemselleştirmeler, nicel olarak daha çok ve farklı pratiği kapsıyor. Örnek olarak, yerel olgulardan daha çok hareket ediliyor; yapıtlar, malzemeler, kavramlar veya üsluplar bağlamında, eğilimler, arayışlar başlıklarıyla bölümlendirmeye gidiliyor; sanatçılar bir "dizilim" ya da "konstellasyon" olarak okunuyor ve "bireysellik" merkezli anlatılar kuruluyor.

Bulunamayan Halk - Ezgi Bakçay / s. 20

Görünürlük talebi, eylemlerin fizik mekânı kullanma biçiminde açıkça belirginleşir. Öncelikle kent merkezlerinde alışılmış protesto mekânları yerine, turistik ve zengin semtlerin seçilmesi dikkat çekicidir. 17 ve 24 Kasım tarihli "ilk dalgalar" Paris'in gösterişli bulvarı Champs-Elysées'yi, dünyanın refah ve lüks sembollerinden birini mekân olarak seçmiştir. Böylece eylemler, Fransa'nın alışık olduğu, geleneksel, valilik izinli, uzlaşmacı protestolardan ayrışmış ve polisle sert çatışmaları da beraberinde getirmiştir.

Tarihyazımını Sanat Kipinde Düşünmek - Barış Acar / s. 25

Sanatı tarih kipliği içinde değil, tarihi sanat kipliği içinde düşünebilmek için yeni bir düşünsel alet çantasına ihtiyaç duyuyoruz. Bu alet çantasının kavramlarını oluşturmak sanıldığından zor olabilir, keza (hakikate) sapmanın nerede ortaya çıktığını bulmak ve (bedensel) düşünceyi yeniden yoluna sokmak bütün bir felsefe tarihini katetmeyi göze almayı gerektirir.

Sosyal Medya Çağında Sanat Tarihi Yazımı Üzerine Soruşturma - Derya Yücel, Erman Akçay, Rafet Aslan, Duygu Aydoğan, Gözde Belen, Seda Boy,Elif Büyüknohutçu, Büşra Çeğil, Işıl Çelik,Özge Çelikaslan, Orhan Cem Çetin, Veysel Daşçı,Burak Delier, Süreyyya Evren, Murat Germen,Lütfullah Genç, Sena Gökçeoğlu,Gökçe Hiçyılmaz, Umut Kambak,Onur Serdar, Dilek Şenyürek, Ensar Tuğ, Murat Üstübal, Ercan Yılmaz, Serhat Yüksekbağ, Hüseyin Çubuk / s. 30

- Size göre çağımızın sanat tarihi nerede yazılıyor? Yüz yıl öteden baktığımızda bugüne dair hangi kaynaklar tarihyazımının nesnesi olarak görünecekler? Çağdaş sanatın tarihi için her şeyin olup bittiği "alan" sizce neresi?

- Sanatta politik olanı nasıl tanımlayabiliriz? Bu tanım doğrultusunda çağdaş sanatçının malzemesiyle kurduğu ilişkide nasıl bir politika ürettiğini düşünüyorsunuz ve bu politikanın ürettiği tarih nasıl bir resim çıkartıyor bizim için?

Edip Cansever'in Kitaplarına Girmemiş Bir Şiir: Şiir - Kaya Tanış / s. 44

Yeri gelmişken bir yanlışlığı da düzeltmekte fayda var. Mehmet Can Doğan'ın, Öncesi de Kalır'a aldığı "Renkli Elbiseler" isimli şiir de Edebiyat Dünyası'nın 15 Ocak 1948'de çıkan ilk sayısında yayınlanmış görülüyor.

Karanlık Bir Sokağın İçinden Notlar (Şiir) - Ömer Edip Cansever / s. 45

Heidegger ve Sartre: Tarihsellik, Kader ve Politika - Robert Bernasconi / s. 46

"Hümanizma Üzerine Mektup"ta Heidegger, önceki düşüncelerini sonradan gelecekleri göz önünde bulundurarak yeniden yorumlamıştır ve bu, Heidegger'e Sartre'ın "Varlık ve Zaman"ı yanlış anlayışını abartmak için fırsat tanımıştır. Oysa Sartre (kendisinin) önceki düşüncelerine karşı genellikle ilgisizdir. İnsanın özgürlüğü hakkında tavizsiz bildirilerinden bazıları için özellikle doğrudur bu.

Sinema ve Edebiyat: Gül Abus ile Söyleşi - İsmail Doruk / s. 54

İlhan Berk "Şiir doğası gereği geçtiği yeri allak bullak eder," demiş. Sinemanın da böyle bir gücü var bence. Tarkovski, Bergman, Abbas Kiarostami filmleri o kadar şiirsel ki. Tarkovski filmlerinde mantıksal bağlantılar peşinde koşmadığını, kahramanlarının eylemlerine gerekçeler aramadığını; dahası bundan hoşlanmadığını söylüyor. Ki bunlar senaryonun olmazsa olmalarıdır ya. Ama yönetmen bununla hiç ilgilenmiyor...

Başka Yere (Öykü) - Remzi Karabulut / s. 58

Tina Modotti'nin Kayıp Yaşamı - Taner Ay / s. 59

Beyaz perdenin ilk femme fatale yıldızlarından biri olmasına karşın, çağının en büyük fotoğraf sanatçısı olmayı yeğledi. Ama bir süre sonra fotoğrafı da bırakıp, bir "flapper" ve bir "Stalinist" olarak yaşamaya başladı. Küresel şöhretini ise Edward Weston'ın çektiği çıplak fotoğraflarıyla yaptı.

Genç Şair ve Sosyal Medya - Tuğrul Tanyol / s. 62

Herkes kötü şiirin çoğaltıldığı konusunda hemfikir sanki ve bunun yeni bir olgu olduğunu sanıyor. Şiir her zaman kötü yazılmıştır. İyi yazıldığını sanmak safdilliktir. Kötü şiir gereklidir.

Şiirler (Şiir) - Sina Akyol / s. 63

İçindekiler (Öykü) - Gülçin Akçay / s. 64

Nevyürek / 2 (Şiir) - Mehmet Mümtaz Tuzcu / s. 67

Öksüzöldüren (Şiir) - Haydar Ergülen / s. 69

Eşiklerde Tökezleyen Kadınlar: Neriman / Peyami Safa: "Fatih-Harbiye" - Hande Balkız / s. 70

Yeni bir kültür ve uygarlıkla karşılaşan aydınların Doğu'nun ahlaki sınırlarından çıkmamak adına zihinlerinde oluşturdukları normatif sıralama toplum-aile-edebiyat çizgisindeki padişah-baba-yazar otoritesine dayanır. Yazarlar Doğu-Batı çatışmasını evliliğe benzettikleri bir sentez fikriyle çözmeye çalışırlar. Doğu'nun erkek, Batı'nın kadın olarak düşünüldüğü bu evlilikte erkek egemen değerler de güvence altına alınır. Geleneğin, dinin ve kültürün yozlaşacağına dair korkular Doğu'nun erilliği vurgulanarak görmezden gelinir.

Modernleşmeyi sentez fikriyle evliliğe benzeten aydınları bu teşbihe iten bilinçdışı sebep baba dolayımıyla ifade edilen "erilliği kaybetme" korkusudur.

Vaad (Şiir) - Serdar Koçak / s. 71

Ağaçlar Aşağı Kalkar (Şiir) - Altay Öktem / s. 73

Genç Kuyrukkaldıranın Son Serüveni (Şiir) - Bâki Ayhan T. / s. 76

İki Çay Biri (Öykü) - Cuma Duymaz / s. 78

Yaban Arı (Şiir) - Yaprak Damla Yıldırım / s. 80

Tiyatronun Köşetaşları: Nevra Serezli ile Söyleşi - Burak Süme / s. 81

Sylvia'da onun karşılığını veriyim diye oynamadım. Hayran kaldım piyese ve role. Gerçekten ikinci dereceden bir roldü ve hiç umurumda değildi. Final sahnesinde üç cümle söylüyorum. Köpeğini sevdiğini anlattığı bir sahne, o sahne için rolü kabul ettim.

On My Period (Şiir) - Zeliha Cenkci / s. 85

Şiirlerle Latin Amerika: Guatemala'da Bir Faili Meçhul: Alaíde Foppa - Tozan Alkan / s. 86

Feminist şair, yazar, sanat eleştirmeni ve çevirmen (1914-1980?). Tam adı María Alaíde Foppa. 3 Aralık 1914 tarihinde İspanya'nın Barselona şehrinde doğdu. Annesi Guatemala soyundan gelen ünlü bir piyanistti. Babası Arjantin-İtalya kökenli bir diplomattı. Gençliği Belçika, Fransa ve İtalya'da geçti. İtalya'da sanat ve edebiyat eğitimi gördü. Akıcı bir İtalyancası olan Foppa yıllarca çevirmen olarak çalıştı.

Şiirler (Şiir) - Alaíde Foppa / s. 87

Yeni Şiirler Arasında - Şeref Bilsel / s. 88

Şairin değeri, yaşadığı zaman içinde ve çoğunlukla okurlar tarafından değil de yine başka şairlerce tartıya vurulur. Böylece bir şairin gerçek okurlarının diğer şairler olduğu gerçeği karşılar bizleri. Peki ?diğer şairler' okudukları metinde kendilerini aramayacak mı? Aramaz olur mu. Şairlerde şiirle organik bağı olmayan -şiir yazmayan- okurlara oranla gelişmiş bir şiir bilgisinin olduğunu söylersek ileri gitmiş olmayız.

Uzaktan Uzağa (Şiir) - Neval Savak / s. 89

Şukela Şiir Tanrısı (Şiir) - Selim Savaş Karakaş / s. 91

Yeni Öyküler Arasında - Jale Sancak / s. 92

Öğüt vermek isteğinde değilim, ne ki karşılaştığım onca aceleci tutum, okuduğum pek çok öykü bu önerileri sıralamama, acele sözcüğünü tekrarlamama neden oluyor. Çabuk yazıp bitirme, sonuç odaklı olma günümüzün bir sorunu. Hemen yayınlama isteği, evet bu isteği, hevesi anlıyorum, ne var ki gençler bu denli telaş etmemeli, endişelenmemeliler. Ne güzel, günler, aylar, yıllar var önlerinde üretmek, paylaşmak için.

Üç Adam (Öykü) - Gamze Erkmen / s. 94

Kara Bir Anne Buğulu Madde (Şiir) - Erden Kahveci / s. 95

Hatırım İçin (Öykü) - Zeynep Delav / s. 96

Sorgu (Şiir) - Kerem Ayduran / s. 97

Anın Titremesidir Işık (Öykü) - / s. Berke Kaya 98

Varlık Kitaplığı

Mehmed Said Aydın ile "Lokman Kasidesi" Üzerine Söyleşi - Süleyman Sertkaya / s. 99

Aslında Sokağın Zoru'nda daha belirgin olanını yapmıştım. Adlı adınca hikâyeden yardım istemiştim. Doğrudan başka bir kalemden, şiirin hikâyesine hikâye dahil etmiştim. Pek dikkat çekmedi oradaki muradım. Burada daha alttan alta akan bir şey var. Oulipoculardan bu yana biliyoruz ki, tür denen şeyin sınırları çok silik. Her şeyin aniden her şey olabildiği bu zamanda, türün kendisine hudutlar çizilmesi biraz acıklı.

"Yetim" / Hatice Meryem - Hazal Bayat / s. 102

Yetim'in "Yoksulluğun, annesizliğin, kimsesizliğin gözü kör olsun," isyanı aslında tüm hikâyeyi özetleyen bir isyan. İnsan annesiz, kimsesiz olduğu ya da öyle hissettiği sürece kötülükten kaçamıyorsa, iyileri samimiyetsiz bulup iyilikten de nefret ediyorsa bu onun suçu mudur? Kötülüğün ve iyiliğin ayırdına varabilmek için gerçek kötülüğü görünceye kadar bekleyip bir hayatı feda etmeye yazık değil midir?

Gülümser Çankaya ile "Sebep" Üzerine Söyleşi - Nihat Özdal / s. 104

Ben, yolculuğun tensiz tekinsizliğini, belirsizliğini, ihtimallere açık olma halini seviyorum. Bu bir çeşit keşif; mihenkler koymaya, onları aklımda tutmaya çalıştığım oluyor ama sapıyorum. Kaldı ki aynı yolu yürüseniz bile her defasında faklı şeyleri görür, farklı sesleri duyarsınız. Haritam anda oluşuyor ve siliniyor.

Ayşen Işık ile "Kör Dövüşü" Üzerine Söyleşi - Sacide Alkar Doster / s. 106

Bazı okurlar, öykülerin kurgu olduğuna inanamadıklarını söylüyor. Yazdıklarınız gerçek mi? diye soran da var. Birinin size baştan sona anlattığı, gerçekten yaşanmış bir hikâyeyi mi yazıyorsunuz? diyen de. Bu konuda ne söyleyebilirim bilmiyorum aslında. Kurmacanın doğası böyle, bir yanıyla yapma, bir yanıyla gerçek. Hayal ettiğin, halihazırda var olan yaşantıdan, hayattan seçtiklerine karışıyor, gerçekmiş gibi anlatıyorsun. Hatta öyle bir an geliyor ki, yazdıklarını gerçekmiş gibi hissetmeye başlıyorsun.

"Alçaklık Öyküleri" / Ahmet Yıldız - Erendiz Atasü / s. 108

Yalın ve son derece kıvrak ve çekici bir dil kuruyor Ahmet Yıldız. Çoğu kez biçimsel olarak iki kişinin sohbeti gibi (ör. "İmpratoriçesiz İmparator", "Kambur İzzet") seyreden metinler, kişilerden birinin dilinde bambaşka bir hikâyeye -asıl hikâyeye- dönüşüyor. Takvimdizinsel yalın kurguları var öykülerin. Ve son, bir O. Henry hikâyesi gibi okuru şaşırtarak bazen kanını dondurarak geliyor! Çünkü olayların akışında fark edilmeyen alt akıntı yani alçaklık bu son ile açığa vuruluyor! Burada küçük bir eleştiri: Dili kurarken, atmosfer yaratmaya, ya da öykünün zaten yaratmış olduğu amosferi zedelememek üzere sözcük seçimine, daha çok özen göstermeli Ahmet Yıldız, diye düşünüyorum. Örnekse, Viyana Kuşatması'nın tartışıldığı bir divanda, bir Osmanlı paşası "kontrol" gibi o devirde dilde asla rastlanamayacak bir sözcük kullanmamalı (s. 59), kanımca. Böyle örnekler kitapta fazla değil ama hiç olmaması yeğlenir.

Küresel Haberler... - Zeynep Şen / s. 109

MART 2019 - KİTAP EKİ
Anasayfa   |   Tarihçe   |   Varlık Dergisi   |   Kitaplar   |   İletişim
Copyright © 2017 VARLIK YAYINLARI