Varlık Yayınevi
     
 
 
   
Anasayfa Tarihçe Varlık Dergisi Kitaplar İletişim Yardım
Kullanıcı Girişi  (Üye Ol - Şifremi Unuttum)
Yaşar Nabi Nayır
Varlık Ne İçin Çıkıyor
Varlık İçin Ne Dediler
Künye
Varlık'ta Bu ay
Varlık Dergisi İçeriği (son 14 yıl)
Abonelik
Yaşar Nabi Nayır Ödülleri
Varlık Dergisi 'eurozine' üyesidir

NİSAN 2018

Sayfa:
Sayfa:
Bu ayki dosyamızı İstanbul sokaklarının simgeye dönüşmüş müzisyeni Bizon Murat’a geniş yer veren bir yazıyla açıyoruz. Siya Siyabend grubunun kurucusu “Bizon Murat” lakabıyla bilinen Murat Serhasi Toktaş sokak müzisyeni denince akla gelen ilk isim. Sokak müziğinin sembol ismi Bizon Murat bu dosya hazırlanırken tüberküloz teşhisiyle hastanede tedavi görüyordu. Dergimiz yayımlanmadan önce yoğun bakıma kaldırıldı. Dileriz sokağına ve müziğine bir an önce kavuşur. Bizon Murat’a hastalığı nedeniyle ulaşamayınca 3 Mart 2018’de kendisi için düzenlenen gecede sahneye çıkan gruplardan Luxus, Peyk ve Teneke Trompet gruplarının üyeleriyle hem Bizon Murat hem de kendi müzikleri ve sokakları hakkında söyleştik. Galatasaray Üniversitesi İletişim Fakültesi’nde Profesör Nilgün Tutal ve aynı fakültede üçüncü sınıf öğrencisi yetenekli piyanist Ege Ülgen, ortak yazılarına Bizon Murat’ın grubunun adından esinlenerek “Siya Siya Direniş” başlığını uygun gördüler. Eskişehir Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü’nde İletişim Anabilim dalında doktorasını yapan sokak sanatçısı Kazım Tolga Gürel “Müzikle Teğet Geçebilmek” başlıklı yazısında arkadaşları ve sevgilisiyle Eskişehir sokaklarında müzik yaparken yaşadığı, unutmadığı ve unutamayacağını söylediği hikâyelerini anlatıyor. Yazıyı okurken Gürel’in okurla söyleşen yazım tarzının zevkine varmanın yanı sıra, sokak sanatı icra edenlere akvaryum balığı hediye eden bir dinleyicinin olabileceğini öğrenip, daha nice sıra dışı insanın sokak müzisyenleriyle kurduğu ilginç duygudaşlıklara katılacağız. Müzisyenlerin ardından sokak sanatının daha underground türlerine odaklanıyoruz. 20 Ocak’ta İstanbul’da ikincisi düzenlenen Açıkppqqmm etkinliğini “Yeraltındaki Sokak Sanatı: Açıkppqqmm” başlıklı yazıda okuyoruz. Etkinlik İstanbul’da alternatifin alternatifi sayılabilecek sokak sanatının en somut örneği olduğu için ilgimizi çekti. Yazıda Galatasaray Üniversitesi İletişim Fakültesi son sınıf öğrencileri Berkay Şatır, Sevan Bedan ve Kaan Işık; Açık Alan, A.I.D, ppqqmm ve Pixie Underground kolektiflerinin işbirliğiyle gerçekleşen Açıkppqqmm gecesinde sokak sanatıyla gece kulübü kültürünün nasıl buluştuğunu anlamak ve anlatmak amacıyla geceye katılıp video çekerken yaşadıkları deneyimi anlatıyorlar. Galatasaray Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Medya ve İletişim Çalışmaları’nda doktora tezini yazan Ayşenur Ölmezses, Kadıköy sokaklarını “evi” haline getiren İskender Giray’ın sokak heykellerinin anlamına bakıyor. Yazısında kent sokaklarına günlük yaşamı ve sıradan insanın hikâyelerini taşıyan sanat eserlerini, sanatın yerelliği inşasındaki rolü bağlamında tartışıyor. Tartışma fizik mühendisi İskender Giray’ın ücretli işini bırakıp sokak heykelleri yapmayı tercih edişi üzerinden somutlaşıyor. Hacette Üniversitesi İletişim Fakültesi’nde doçent olan Pelin Aytemiz “Benden Sonra Bu resim Faruğunnn: Samanpazarı Antikacıları ve Kentin Hafıza Muhafızları” başlığını attığı yazısında Ankara’nın tarihî semti Samanpazarı antikacılarındaki çöp objelerin serüvenine tanıklık ediyor. Yazı ilkin çöp nesnelerin ve bitpazarlarının anlamına dair bilgiler üstünde durup, ardından Ankara’da zamanın değişimi ve dönüşümüne maruz kalanların evlerinden değersiz ve rahatsız edici diye düşünerek attıkları anı çöpü objelerin alternatif kent belleği açısından oluşturduğu arşivin önemini tartışıyor. Geçmişin fotoğraflarının hikâyesi Ankara antikacılarında yeniden doğuyor. Sokak muhalif olduğu kadar kimileri için de yasaktır. Kadınların bu yasakla imtihanını Eskişehir Anadolu Üniversitesi’nde profesör olarak çalışan İncilay Cangöz anlatıyor. Biliriz, kent sokakları kadın için tekinsizdir. Kadınlar bu mekânda gecenin karanlığına güvenemez, sadece evin sınırlarında güven bulur, ya da sadece evde güvende olduğuna inandırılır. Yüceltilerek ya da korunarak eve kapanan ya da kapatılan kadınlar eğer kendi başlarınaysalar kent eğlencesinin tadını pek de bilmezler. Kent sokakları neden kadınsız kalır? İncilay Cangöz yazısında sokaktan dışlanan kadının tedirginliğini anlatıyor. 8 Mart’ta sokağa çıkan kadınların “geceleri de sokakları istiyoruz” diyen seslerini bize ulaştırıyor. Dosyamızda sokağın tekinsiz seslerine kulak kesilerek iktidarla, genel kanaatlerle ilişkimizi bir kez daha gözden geçiriyoruz.
Sayfa:
Sanatı sokağa taşıyan sanatçılar, önlerinden müziğin sesine kulak vermeden geçip gidenleri, geçerken utangaçça bozukluk bırakanları, oralara yolu düşmesi muhtemel olanları flanörleştirmek/göçebeleştirmek için sokağa ve müziğe güvenirler. Sokaktan maddi ve manevi beslenir, sokağı beslerler
Sayfa:
Sokak bizleri değiştirir ve evriltir ve bizler de sokağı. İşte bundan dolayı sokak müziği özgürleştirici ve devrimcidir. Ayrıca kontrol edilemezdir. Tıpkı sokak gibi, sokak müziği de kontrol edilmeye çalışılır, ama ne kadar uğraşılırsa uğraşılsın sokağın üzerinde hiç kimse tahakküm kuramaz.
Sayfa:
Sokak sanatı, günümüzde internette viral dediğimiz sınırlandırılamayan bilgi akışının sokakta, fiziki kamusal alanda gerçekleşen halidir. Sizin sanata gitmenize gerek yoktur, sanat endüstriye dahil olmadan size ulaşır. Sanatçı ne kadar çok üretirse o kadar görünür olur ve “algıda seçiciliğin” kıstasına girmeye o kadar uygundur.
Sayfa:
Çağımızda gündelik hayatın içine sızan “sıradan” insanın da kendine yer bulabildiği ve sanatçı ile izleyici arasında demokratik ilişki kurmayı hedefleyen sanat eserleri kamusal alanda görünürlüklerini artırmaktadır. Bu bağlamda Kadıköy semtinin sokaklarında sergilenen ve kendi yerini kazanmış olduğu semt tarafından sahiplenilişi ile ispatlanmış İskender Giray’ın heykelleri dikkat çekici örneklerdir.
Sayfa:
İstemsiz hatırlamayı kışkırtan unsurlarla dolu olma potansiyeline sahip Samanpazarı’nı, ‘Proust fenomeni’ olarak da bilinen bu yaklaşımın bir oyun alanı olarak görebiliriz. Bu bağlamda hatırlamayı körükleyen öğeler, kokular, sesler, izlenimler, imgeler ile dolu bitpazarları sizi hiç beklemediğiniz bir anda geçmişiniz ile karşı karşıya bırakabilir.
Sayfa:
Bir 8 Mart Dünya Kadınlar Günü daha geride kalırken her yaştan, her meslekten, her etnik kökenden, her inançtan ve her ideolojiden kadınlar, kentlerin sembolik anlamlara sahip cadde ve meydanlarında toplanıp artık gelenekselleşen yürüyüşlerini yaptılar. Nicedir haykırdıkları “geceleri de sokakları da istiyoruz” sloganlarını yinelediler. Kadınların eşit bir yaşam ülküleri bitmedi ve bitmeyecek.
Sayfa:
Sayfa:
Ülkedeki siyasi, toplumsal ve ekonomik kötü gidişatın etkilemediği alan pek yok. Ancak genelde sanat, özelde de güncel sanat dünyasının son beş yıldır bu durumdan en çok etkilenen alanlardan biri olduğunu da rahatlıkla söyleyebiliriz. Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne giriş hülyasının ardından peşi sıra koşturduğu, toplumun farklı kesimlerinin geçmişe kıyasla çok daha rahat bir şekilde farklılıklarına dair konuşabildiği ve ekonominin hiç de fena gitmediği yıllarda kurumlarıyla, çalışanlarıyla, sanatçısıyla, koleksiyoneriyle ve takipçisiyle beklenmedik bir büyüme gösteren güncel sanat dünyası, şimdilerde iyice kabuğuna çekilmiş durumda.
Sayfa:
Sayfa:
Kore’de yıldız yaratım modeli, Japonya’daki ajans modelini örnek alarak gelişmiş, ancak endüstriyel olarak geldiği nokta itibarıyla hiç şüphesiz Japonya’daki durumu aşmıştır. Çoğu Seul’un Gangnam bölgesinde kurulu K-pop firmaları, kadın ve erkek grupların oluşturulmasına uzun yıllar süren ve maliyeti oldukça fazla olan bir yatırım yapmaktadır. Bu yatırım, yıldız adayların seçmelerle belirlenmesini, çeşitli konularda (şarkıcılıktan dans etmeye, dil eğitiminden genel kültüre değin) yetiştirilmesini, yüz ve bedensel oluşlarının endüstride kurulan “ideal erkeklik” ve “ideal kadınlık” ölçülerinde ve yaratılan “ideal güzellik miti” temelinde yeniden kurgulanmasını dahi içermektedir.
Sayfa:
Sayfa:
Yazdığı bütün düzyazılarda şiiri düşünen, şiirde ise düzyazıyı dışarıda tutan bir şair Aksal.
Sayfa:
O yıllarda Sabahattin Kudret’le ilgili unutamadığım bir karşılaşma daha var. Okulda yapılacak bir edebiyat matinesine çağırmak için birkaç arkadaşla Orhan Hançerlioğlu’nun çalıştığı yere gitmiştik. Biz Hançerlioğlu ile konuşurken içeri Sabahattin Kudret girmişti. Tanışma faslından sonra Sabahattin Kudret ile Hançerlioğlu kendi aralarında konuşmaya başladılar. Biz dinliyoruz. Konu Varlık dergisinin o ay yayımlanan sayısıyla ilgiliydi. Anlaşıldığı kadarıyla her ikisinin de imzası vardı o sayıda. Öylesine bir coşkuyla konuşuyorlardı ki sanırsınız adları ilk kez Varlık dergisinde gözüküyordu.
Sayfa:
Sabahattin Kudret’ten “Şiir, “büyülü bir matematiktir” diye bir tanım da kaldı. Bu özlü tanımı irdelemeye bilmem gerek var mı?
Sayfa:
Daha sonra 1980 başlarında Sabahattin Kudret, İş Bankası’ndan toplu şiirlerini çıkardı, yüzlerce şiirini kitap dışı bıraktı, hatta hiç sevmediği, pişman olduğu Duru Gök kitabından hiç şiir almadı. Sabahattin Ağabey “Osman ben şair olarak doğmadım ama şair oldum; öldükten on, on beş yıl sonraya dek unutulacağım, daha sonra hiç unutulmamak üzere hatırlanacağım” derdi.
Sayfa:
Siz oradan her şeyi anımsarsınız, biz unutsak da. Ölüler üzerine yüklediğimiz bir görevdir bu anımsama işi. Oysa sizinle birlikte neler neler unutuldu aslında.
Sayfa:
Sayfa:
Nursel Duruel, oldukça az ama dolu dolu yazıyor; çok üreterek gündemde kalmaktansa, az sayıda nitelikli öyküyle var olmayı ve böyle anılmayı yeğliyor. Bu durum, bence, onun edebiyat sanatına duyduğu derin saygıdan, öykü estetiğine dair hassasiyetinden kaynaklanıyor.
Sayfa:
Senaryo filmin iskeletidir. İskelet ne kadar sağlam olursa, film de o kadar güçlüdür. Ancak o zaman, istediğiniz gibi ete kemiğe büründürebilirsiniz onu. Bir yönetmen ya da senarist hikâyenin çarpıcılığına, entrikasına, karmaşıklığına esir olmayıp, mevzuunun içindeki duyguyu keşfederse ancak hikâyedeki sinemayı fark edebilir.
Sayfa:
Tanpınar’ın “Yaz Yağmuru” isimli hikâyesi “Yeni İstanbul”da tefrika edilmesini müteakip aynı yıl Varlık tarafından kitaplaştırılır. Hikâye ile aynı adı taşıyan bu kitapta Tanpınar’ın birkaç hikâyesine daha yer verilmiştir. Tanpınar’ın genç kadını “Yaz Yağmuru”nun daha hemen başında arz-ı endam eder.
Sayfa:
Şiiri okumak onu yeniden üretmekse, her okurun, modern bir şiiri farklı okuyacağı da gerçek. Eleştiri yazmak, edebiyat tarihi yazmak şiir okuma girişimidir her şeyden önce. Şiiri okuyanın yaş, cinsiyet, eğitim, sınıfsal konum, aidiyet… yanında ‘altyapı’sı, okumada en belirleyici öğedir.
Sayfa:
Uruguaylı şair Delmira Agustini 24 Ekim 1886 yılında Montevideo şehrinde doğdu ve 6 Temmuz 1914 tarihinde, 27 yaşında, trajik bir şekilde hayata gözlerini yumdu.
Sayfa:
Sayfa:
Aşinaya malûmdur; modern Türk edebiyatının tarihi, doğrudan konuşabilmenin, kişinin derdi ile yazdığının bir olabilmesinin mücadelesi ile kayıtlıdır. Şinasi, Namık Kemal, Ziya Paşa, Ali Suavi gibi muhalefet figürlerinin dili dert etmeleri, dertlerini arz edememelerinden değil, süregelen arz etme alışkanlıklarının çağın hakikatini temsil edememesindendir.
Sayfa:
Sayfa:
İşte bizleri ta oralara taşıyan, Montaigne ile buluşturan bir bakışın, uğraşın, aydınlanmacı çabanın insanlarından biridir Vedat Günyol 2. Vedat Günyol Deneme Ödülü’ne Üstümüzdeki Gül Yaprağı adlı kitabıyla değer görülen yazarın 4 Mart 2018’de gerçekleştirilen ödül töreninde yaptığı konuşma.
Sayfa:
Sayfa:
Edebiyatımızın, şiir kaynaklı olduğu bilinir; hatta roman, tiyatro, öykü bahsinde ortaya konan ilk ürünler de şiirin yetiştirdiği insanlarca yazıldı. Şiir bize dışarıdan gelmedi; içerideydi.
Sayfa:
Sayfa:
Bu ay siz öykü yazan, öyküye emek veren dostlara pek çok katkı sunacak öykü önerileriyle merhaba diyelim ilkyaza.
Sayfa:
Sayfa:
Sayfa:
Sayfa:
Sayfa:
Toplumun geneline yönelttiğim eleştirilerin görülmemesi, sadece bazı cümlelerin altının çizilmesi garip bir durum.
Sayfa:
Kitaplarının adını sıralamak bile İsmet Zeki Eyuboğlu’nun bereketli toprakların her dalında birbirinden lezzetli ve doyurucu meyveler veren ulu bir ağaç olduğunu gösteriyor.
Sayfa:
Gerek kendi kurmaca metinlerimde gerekse kuramsal gayretlerimde beni öncelikli olarak ilgilendiren meselelerden bir tanesi deneyim ile yazma edimi/refleksi arasındaki ilişki.
Sayfa:
“Uyanan Güzel”de hikâye ettiğim hemen her şeyle birlikte bir yolculuğa çıktım. Kadın, aşk, şehir, yıkım, baskı ve direniş başlıca duraklar oldu.
Sayfa:
Kırklar Kitabı’ndan sonra (2002) romanlarıyla bir başka yola evrilen Hasan Öztoprak’ın on altı yıl aradan sonra Kusursuz Gece’yle (Tekin Yayınevi, Kasım 2017) yeniden şiir dünyasında.
Sayfa:
Politik baskı bizim hiç şahit olmadığımız şekilde arttı, aslında daha başka bir ifade kullanmak gerekirse, baskının da ötesinde bir yerlerdeyiz sanki: artık sadece yukarıdan aşağıya doğru (baskı) değil aynı zamanda toplumsal yüzeyde üretildiği oranda yaygın bir üstünü örtmeyle, kaplamayla karşı karşıyayız. Neredeyse üstüne basmaya, zorlamaya gerek kalmaksızın kendiliğinden yayılan bir zorla, bir politik şiddetle, yaygın bir kapatıcılıkla, etrafını çevirme ile yüz yüzeyiz. Ama üstünü örtmenin ya da baskılamanın karşısında her zaman başka kuvvetleri ve olanakları bulduğunu tarihsel deneyim söylüyor bize. Monokl olarak biz işin düşünsel ve felsefi yönünde o kuvvetlere ve olanaklara işaret etmek, başka bir şekilde düşünmek ve başka bir şekilde yaşamak için uğraşıyoruz. O başka hayatın ve dünyanın peşinde, özgür insanlardan kurulu bir toplumun hayaliyle gerçeklerimize şekil vermeye çabalıyoruz.
Sayfa:
NİSAN 2018 - KİTAP EKİ
Anasayfa   |   Tarihçe   |   Varlık Dergisi   |   Kitaplar   |   İletişim
Copyright © 2017 VARLIK YAYINLARI