Varlık Yayınevi
     
 
 
   
Anasayfa Tarihçe Varlık Dergisi Kitaplar İletişim Yardım
Kullanıcı Girişi  (Üye Ol - Şifremi Unuttum)
Yaşar Nabi Nayır
Varlık Ne İçin Çıkıyor
Varlık İçin Ne Dediler
Künye
Varlık'ta Bu ay
Varlık Dergisi İçeriği (son 14 yıl)
Abonelik
Yaşar Nabi Nayır Ödülleri
Varlık Dergisi 'eurozine' üyesidir

EYLÜL 2016

Sayfa:
Sayfa:
Kriz ânında politikayı edebiyat olarak okuyabilir miyiz? Eğer kargaşası, muhasebesi tutulamaz denli çok ihanet, işkence ve fedakârlığıyla İngiltere’deki yaklaşan iç savaşı öngörerek, içinde yaşadığı toplumu bütün çalkantılarıyla anlatan ve bunu da tutkularının kölesi insan ruhunun bilinemez iniş çıkışlarıyla kanaviçe gibi işleyen Shakespeare iseniz neden olmasın!
Sayfa:
Cemaat, yıllardır içimizdeydi. Özellikle 2000’lerden sonra bu örgütle temas etmemiş ya da karşılaşmamış birilerine rastlamak zordur. 80’ler ve 90’larda da bu örgütün büyümesi, devlet kurumlarına ve özel kurumlara sızıp genişlemesi “herkesin bildiği sır” gibi bir şeydi. Öyleyken hem Cemaat’in içinde hem de dışında sürüp giden bu sistemli körlüğü neye borçluyuz? Öldürülen birkaç gazeteci, birkaç demokrasi savunucusu ve namuslu devlet adamı dışında niçin kimse ayağa kalkmadı?
Sayfa:
Yaşanılan sert, gerilimli gelişmeler önce dile gelir, kenarda kalmış sözcükleri merkeze iterek gelir: Haşhaşi, himmet; bazen farklı kulvardaki sözcükler yer değiştirir: Paralel (geometri alanından, siyasal alana), okyanus ötesi (coğrafi alandan siyasal alana), Metastaz (tıp alanından siyasal, sosyolojik alana); F Tipi (cezaevi teriminden sosyal örgütlenme terimine). Bazı sözcükler de anlam genişlemesine uğrar: Reis, ağbi, abla, imam, hizmet, şehit, külliye, cemaat, nöbet…
Sayfa:
Uçurumun kenarından, kıl payı bile olsa, döndük. Dindarları dost zannedenlerin, “dinsizler” sayesinde paçayı kurtardıkları gerçeği dikkate alınırsa yapılacak işler basittir. Önce yaratıcılığın gereksinim duyduğu özgürlük ortamının kurulması gerekir.
Sayfa:
12 Eylül 1980’de gerçekleştirilen askerî darbe, bir dönemi bütün entelektüel yaşamıyla birlikte geri dönülemez biçimde sona erdirdi. Yönetmenlerin sinema dergileri aracılığıyla örgütlendiği, sinema estetiği, biçimi ve içeriği hakkında enikonu tartıştığı, yazarlık hatta yayıncılık yaptığı bir dönemdi bu. Sinema çalışmaları bakımından henüz yakalayamadığımız, muhtemelen de asla yakalayamayacağımız bir noktadaydı bu insanlar.
Sayfa:
Memet Fuat derlediği seçme şiirler kitabına, Cahit Külebi (Adam Y., eylül 1997), şaşırtıcı şey, “Tokat’a Doğru” şiirini almamış. Dediğim gibi çok şaşırdım. Oysa Tokatlı bir ozan olarak da adlandırılmasında bence hiç beis olmayan Cahit Külebi, onca güzel şiirinin arasında en güzellerini de Tokat için yazmıştır.
Sayfa:
Sesi –imkânların tümünü zorlayarak– azami derecede elinde tutan anlatı kişisinin, kendisini “oldukça otoriteli” bir anlatıcı konumuna taşımak suretiyle, metnin üretiminde kilit bir noktaya yerleştiği açıktır; ama bundan belki de daha kayda değer olan, anlatının varsayılan yazarı ile arasında olan mesafeyi de bu suretle iyice açmasıdır.
Sayfa:
Charlotte’un ölümünden sonra eşi tarafından bir koleksiyoncuya satılan kitaplar, şair Amy Lowell’ın eline geçmiş ve buradan 1925’te Harvard Üniversitesi Houghton Kütüphanesi’ne bağışlanmıştır ve bugün de orada korunmaktadır. 200 yaşındaki bu ufak kitaplar, günümüzde oldukça narin durumda.
Sayfa:
Sayfa:
Sayfa:
Yabancıyı yabancı olarak işaret ettiğimizde, birlikte oluşturduğumuz topluluğa mensubiyetini de kabul etmiş oluruz. Bu topluluğa mensubiyeti, birtakım kendine özgü niteliklerle belirlenmiş olsa da yabancı topluluğun dışında değildir, bir parçasıdır onun. Yabancının varlığı bahçedeki düzensizliktir.
Sayfa:
Henry Miller, benim eğlenceli yazarlarımdandır. “Cinsellik Dünyası” kitabını okurken de bu yanının açıklığını görmüştüm. Gene de Anais Nin’in yazdıklarına ona tercih ederim. Bizde o ayarda (cesarette) yazabilen bir kadın yazar yok. Peki erkeği var mı? Ne gezer!
Sayfa:
Sayfa:
Sayfa:
Sayfa:
Sünnet “meydana gelmeden meydana gelmiş” “bir hiç-olayının garip gelişimi” (Cir., 2 periyod) olarak düşünülür Derrida tarafından. Kendisinin hatırlamadığı ama alınan derinin geri kalan bedenin tümünü her an sızlamasını sağlayabileceği kadar derin bir biçimde onu hatırlayan bir “olay”. Onun ötekinin hayatının hayaletine dönüşmüşlüğünü hatırlayan ve bunu ona hatırlatan bir “olay” olarak sünnet.
Sayfa:
Acının, hüznün içinde kendi doğallığı ile akan hayat… Behzat Ay’ın öykülerinde bu gerçek var; akıp giden hayatın dinamizmi… Hayattan kesitler, açık uçlu metinler, tanıklıklar, gözlemler, izlenimler, dönemin izleri…
Sayfa:
Hayal gücü ve sözcükler bir yazarın yaratıcı dünyasını oluşturur. Kurduğu cümlelerse üslûbunu. Bir edebiyat yapıtını bunlarsız düşünemeyiz. Yalnızca kurmaca yapıtlarımda değil, gezi yazılarımda, hatta eleştiri ve incelemerimde de kendi üslûbumu oluşturmaya çabaladım. Andığın “Paris Yazıları” adlı kitabımsa dünyanın sanat ve kültür başkenti özelliğini hâlâ bir ölçüde koruyan Paris’te izlediğim etkinliklerin izdüşümüdür.
Sayfa:
Buyrukçu’nun dış gözlemle iç gözlemi orantılıdır. Yazar derdini insanın doğa, çevre, mekân ile kurduğu ilişkide yansıtmıştır daha çok. İnsanı mekâna, mekânı zamana, zamanı da varoluşa eklemler. Parçalardan bir bütünlük çıkartır. Kesitlerden bir panorama yaratır.
Sayfa:
Güven Turan, aslen kuşaksız bir şairdir, daha doğrusu 60’lı yılları belirleyen hem dilsel hem de toplumsal çatışmadan uzak şiirler yazmıştır. Her ne kadar kuşak içindeki varlığını korusa da, o kuşağın kültürel kodlarına mesafelidir. Güven Turan’ın şiir bağlamındaki kuşaksızlığını, özerk bir dil inşası olarak algılamak gerekir. Bu nedenle onun için atipik bir şair diyebiliriz.
Sayfa:
Peki ama Rodos niye Cenk’ten gidememiştir? Niye diğer kadınlarla birlikte kendisini yazmıştır? Rodos kendi aşkından çok fahişenin ve Pamuk Prenses’in yaşadığı aşktan dem vurur. Odasından çıkıp dünyaya gider. Dünyadaki yaşayanlarla kendisini görür ve âşık olduğunu orada anlar.
Sayfa:
Sayfa:
Thoreau’nun devlet şiddetine yönelttiği cesurca eleştirileri, 1850 yılında çıkarılan Kaçak Köle Yasası’nı takip eden dönemde bile kimileri tarafından haddini aşan fikirler olarak alımlandı. Çünkü Thoreau’ya göre, hiç de adil olmayan yasalar bir kişinin diğerine adaletsizce muamele etmesini gerektiriyorsa, bu durumda herhangi bir kişinin de “yasayı çiğneme” hakkı mevcuttu.
Sayfa:
Sayfa:
Sürgün ve kökensizlik duygularıyla kaleme aldığı şiirlerinde ölüm ve delilik, Pizernak’ın önemli izleklerindendir. Karmaşık ve karanlık bir dünya yaratan şair 17 yıllık şiir serüveni içinde İspanyol şiirinde önemli bir iz bırakan “karamsar” şiirler kaleme aldı.
Sayfa:
Sayfa:
Onur ile alçakgönüllülüğü karıştırdıkça sorun çıkmaz; karıştırmaktan kastım miksaj. Edebiyatçı elbette yazdığının arkasında durmalı, eserleriyle övünebilmeli, haklarını savunmalı ama konumunu yukarı çektikçe, omuzlarına apolet, yakasına madalyalar yakıştırdıkça, dilinde emir kipli cümleler çoğaldıkça bir tiksintinin, kötü bir kokunun ortasında bulur kendini. ‘Kimsin sen?’ sorusu bir ünleme dönüşerek yüzüne çarpılır.
Sayfa:
Sayfa:
Sayfa:
Geçtiğimiz aylarda kitapçı raflarında yerini alan Mayıs Giremez ile şair küçük İskender “Hayat yoldur. Yol filmleri, yol şiirleri, yol romanları, yol insanları trafiğinde yasalcılar, düzen adına özgürlüğü engellemek için yollara yasak levhaları yerleştirirler” parolası ile okurunun karşısına çıktı. Ve okurunu da, özgürlük kavramının iktidar ya da herhangi bir denetim mekanizmasının eylemi ya da eylemsizliği ile belirlenemeyecek kadar önemli bir alan olduğunu bilerek davet ediyor yasal olmayan tarafa.
Sayfa:
Pasaklılar serisinin, tarihî belgeleri kaybeden bellek yitimli toplumları bekleyen son konusunda söyleyecek çok sözü var.
Sayfa:
İktidar yani siyaset ödipal dönemde ötekiyle birlikte devreye girer. Kadının bir zamanlar sohbet ettiği kurmaca yazar Haşim Atlıhan durumunun farkında. Haşim Atlıhan apolitik olmakla eleştiriliyor ve bu eleştiriye, “Benim kavgam ‘politik’ olanlarınkinden biraz farklı… Ben ‘ben’imi kurmak için yazıyorum,” diyerek cevap veriyor.
Sayfa:
Surönü Diyalogları’nın güncel gerçekliği, Oya Baydar’ın politik kimliği ve akademik birikimiyle birleşince ortaya ülkede yaşanan savaşın acılı tanıklığını yapan ve bu savaşı bütün yönleriyle sorgulayan bir kitap ortaya çıkmış. Kitap diyaloglardan oluşuyor ve bu diyaloglar sürmekte olan savaşa dair akıllara gelen bütün soruları, bütün argümanları ve cevapları barındırıyor içerisinde.
Sayfa:
Kar ve İnci romanının arka kapağının ilk satırlarıyla başlamama sebep, “kendisinden başka kimseye benzemiyor” ifadesi. Kar ve İnci, karakterler, özellikle kadın karakterler üzerinden bu ifadeyi irdeliyor. Kendisi olmak için neler feda eder insan, ya da kendisi olamadan ölür gider de farkında olmaz. Kadınlar için daha da zordur kendi olmak. Daha büyük bir mücadele gerektirir.
Sayfa:
V.B Bayrıl’ın Elmas Sıkıntı’da fethedilemez bir sıkıntının yaşamla arasında gitgeller oluşturmasına değiniyor. Bilgeliğin ve sıkıntının aslında ulaşılamaz oluşundan kaynaklı bunaltının Bayrıl’ın kitabıyla ilgili etkilerinden bahsetmek istiyorum.
Sayfa:
Hep yaşanan, ama hiç böylesi yanları yazılamayan bir öyküyü anlatmaya soyunuyor Tülay Ferah Sol Yanım Kömür Karası romanıyla.
Sayfa:
Bir dönem romanını yazmak, hele oldukça netameli ve suskunluklarla dolu bir konu üzerinde, ciddi bir araştırmayı da gerektiren bir durum. Göksoy’un bunun üstesinden başarıyla geldiğini söylemek mümkün; döneme ilişkin seçtiği sözcüklerde birtakım sıkıntılar olmakla birlikte.
Sayfa:
Prof. Dr. Eunkyung Oh’un Feminist Eleştiri Bağlamında XX. Yüzyıl Türk ve Kore Romanında Kadın adlı doktora tez çalışması, eleştiri-inceleme türünde bir eser niteliğinde yeniden okurla buluşarak daha geniş bir okuyucu kitlesine ulaşıyor. Ancak, Türkiye’de kendisini henüz bilmeyenler ya da yeterince tanımayanlar olduğu için, eserinden önce Eunkyung Oh’u kısaca tanıtmak gerekiyor.
Sayfa:
40’dan fazla dile çevrildi, uluslararası çoksatanlar arasına girdi ama hikâyenin geçtiği yerde yani Türkiye’de sesini duyuramadı. Ta ki Temmuz 2016’ya kadar… İngiliz yazar Jason Goodwin’in Yeniçeri Ağacı adlı romanı yepyeni çevirisiyle yeniden raflarda.
Sayfa:
Rüyada şiir okunduğunu görmenin ne anlama geldiğini bilmiyordum. “düzenli ve disiplinli yaşamaya” alışılacağına “işaret”miş, öğrendim. Peki, rüyada şiir yazdığını görmek? “Yeni bir aşk macerası yaşa”nacağının “işareti”ymiş. Bitmedi. Peki, rüyada yazılan şiiri başkasına vermek ne anlama geliyormuş rüya yorumunda? “Kötü davranışlarınız yüzünden sevdiğinizin sizi terk edeceğine işaret”miş bu da. Aydınlandım mı? Bilmiyorum. Aslında bunları hiç düşünmemiştim, yalnızca bunları daha önce neden merak etmediğimi düşündüm A’dan Z’ye Cinsel Rüya Sözlüğü’nü okurken (Gün Yayıncılık, Ekim 2002).
EYLÜL 2016 - KİTAP EKİ
Anasayfa   |   Tarihçe   |   Varlık Dergisi   |   Kitaplar   |   İletişim
Copyright © 2017 VARLIK YAYINLARI