Varlık Yayınevi
     
 
 
   
Anasayfa Tarihçe Varlık Dergisi Kitaplar İletişim Yardım
Kullanıcı Girişi  (Üye Ol - Şifremi Unuttum)
Yaşar Nabi Nayır
Varlık Ne İçin Çıkıyor
Varlık İçin Ne Dediler
Künye
Varlık'ta Bu ay
Varlık Dergisi İçeriği (son 14 yıl)
Abonelik
Yaşar Nabi Nayır Ödülleri
Varlık Dergisi 'eurozine' üyesidir

HAZİRAN 2016

Sayfa:
Sayfa:
Babam erkek sineğin bile evimize girmesinden hoşlanmazdı. Kıskançtı ve çapkındı. Sanırım annemle evliyken bile çapkındı. Babamın bir kaçamağını ilk anlayan Duygu olmuştu. Annem çok güzel bir kadındı öte yandan, güzelliği dillere destandı. Üç kız ve bir güzel anne... Erkek olmanın nasıl bir şey olduğunu bilen babam için zor bir durum olmalı.
Sayfa:
İslam kültür dairesinde kadınların eşitliği kabul edilmez ama farklılıklarının kabulünden doğan bazı hakları olduğu teslim edilir; kadının geçiminin her halükârda erkek tarafından sağlanması zorunluluğu bunlardan biridir ve bu yükümlülüğü gerçekleştirememek erkeği en azından manevi olarak rahatsız eder.
Sayfa:
Feminizm mutlu bir kadın olmak için şarttır. Böyle demedin belki ama ben böyle anladım seni. Senden feminizmi tehlikeli ama neşeli bir yolculuk olarak öğrendim. Bu yolculuğu hiç bırakmadım canım yoldaşım. Teori sonra geldi, iyi de oldu, önümü daha iyi gördüm.
Sayfa:
Kadına kendisine bakması değil, kendisini gözlemesi öğretilmiştir. Yani kendisinin farkındalığı değil, kendisinden olması beklenileni yansıtması. Böylece kadın, hayatının sonuna kadar bu minvalde yaşayan (gözleyen) ve yaşamı böyle deneyen biri olarak kalır. Bir tür denetleme mekanizmasıdır bu. Böylesi bir denetleme mekanizmasının kadını ne kadar ‘sağlıklı’ bir birey kıldığı da ortadadır!
Sayfa:
Kadınca dergisinin başındayken genç ekibinle birlikte bayrak açmıştın “Dayağa Son” diyerek… Kadınlar başta kocaları olmak üzere babalarından, erkek kardeşlerinden, sevgililerinden dayak yiyorlar ve bunu da gizliyorlardı.
Sayfa:
Sayfa:
Bergson’a göre duygudaşlık kendini diğerinin yerine koymayla, diğerinin acısını hissetmekle başlasa dahi, duygudaşlık dediğimiz bu duyum yardım etmeyi değil diğerinden sakınmayı getirecektir. Bergson dehşet hissinin duygudaşlığın kökeni olduğunu kabul eder.
Sayfa:
Sayfa:
Duru’nun öykülerinde zaman içinde genişleyen anlatım olanaklarının aksine “Bırakılmış Biri” nedense devamı getirilmemiş başarılı bir ilk yapıt olarak görmek gibi bir eğilim var. Ne kadar da tersi iddia edilse, Duru’nun özellikle “Ağır İşçiler” kitabından sonra geçirdiği evrime dikkat çekmek gerekir. Modern Türkçe edebiyatta, son 35 yıldır güncelliğin edebiyata sinmesi, hep olumsuz bir özellikmiş gibi gösterilse de Orhan Duru öykücülüğü üzerine yapılan yorumların gittikçe azalmasını tam da bu aralıkta değerlendirmek gerekebilir.
Sayfa:
Ülkü Tamer’in Soğuk Otların Altında (1959) adlı bu ilk kitabındaki şiirler ‘duygusal alay’, ‘hüzün’, ‘ironi’, ‘doğa’, ‘nostalji’ bağlamlarında okundu hep. Tarihsel, ekonomik, sosyolojik, bireyin yabancılaşması konularına girilmedi pek. Oysa bu insani durumların toplumsal nedenleri olmalı.
Sayfa:
Kötülük ve kötü bu kadar sıradanlaşabilir mi? Örik’in kaleminde bu her zaman mümkündür. Kişileri tek bir amaç uğruna her şeylerini feda etmekten geri durmaz. Kadınlar yaptıkları iyilik ya da kötülük ile olayın akışına müdahale ederler. Yazar, duyarlı kalemiyle karakterlerin içine bakar. Bu kılı kırk yarma hali, eserlerinde ölümsüz kadın karakterleri değil de ölümsüz kötü karakterleri yaratmıştır. Bu ölçüsüz kötüler insanın yüzleşemediği kötülük ile yüzleşmiş ve buna sahip çıkmıştır.
Sayfa:
Sayfa:
Sayfa:
Ulus-devlete geçme öncesi işgal altındaki topraklarını savunmak kadın ve erkeğin temel vazifesidir. Bu vazife toplumsal bir vazife olduğundan bireysel arzular önemini yitirir. Edebiyatta ise roman kahramanları üzerinden bireysel kimlik aşkla, toplumsal kimlik vatana fayda sağlamakla örtüştürülmüş, roman kahramanın yaşadığı temel trajedi ise bu iki hatta hangi kimliği seçerse diğerinden feragat etme üzerine kurulmuştur.
Sayfa:
Sayfa:
İlginçtir, Yavuz Sultan Selim’in adının en çok anıldığı iki olaydan biri hilafeti Osmanlı’ya taşıması ise, diğeri de Alevi-Bektaşi kıyımı. Bu olay, kanlı biçimde “Osmanlı skolastiği”ni iyice pekiştirir, Selçuklular’dan Fatih devrine kadar uzanan kimi esneklikler de böylece ortadan kalkar. Gelgelelim, Osmanlı padişah ve halifelerinin de “örnek Müslüman” gibi yaşadıkları pek söylenemez. Örnek Müslüman olmadıkları gibi, bir “ulema” (din bilgini) düzeyinde oldukları da söylenemez.
Sayfa:
Sayfa:
Thoreau çalışkan, dürüst ve namuslu bir insan besbelli. Ancak işin medyatik bir yönünün olduğunu, gazetecilere röportajlar verildiğini, Thoreau’nun kendisinin ve çevresinin, gerçek hayatlarında eh, öyle çok da azla yetinerek yaşamadığını, bunun daha ziyade dünyaya ve kendi iç dünyasına bir bakış denemesi anlamına geldiğini fark ediyorsunuz.
Sayfa:
Sayfa:
Bourdieu, açıkça görülmedikleri yerlerde bile eşitsizliklerin örtük olarak nasıl sürdürüldüğünün izini akademide, eğitim sisteminde, kültürel tüketim ve sanat beğenisinde sürmüş; bu alanların gereğine uygun olarak sermayenin anlamını genişleterek yalnızca ekonomik sermaye ile yetinmeyip sembolik, sosyal, kültürel sermaye biçimlerini de tartışmaya eklemiştir. Büyük ölçüde birbirine dönüştürülebilir olan bu sermaye türlerine ne ölçüde sahip olduğu bireyin sınıf ilişkilerindeki yerinde, egemen mi yoksa hükmedilen tarafta mı yer aldığında belirleyicidir.
Sayfa:
Sayfa:
Eğer ‘edebiyat’tan kastımız, ‘yazınsal yaratıcı edim’ ise; evet, katılıyorum Marc Nichanian’a; acıya, felaketin ta kendisi olan hakikate (dahası, felaketin öncülü toplumsal hiyerarşi/tahakküm örgüsüne) ancak ‘yaratıcı edimsellik’ ile dokunmak mümkündür. Öyleyse ‘Hangi edebiyat?’ sorusu kaçınılmaz.
Sayfa:
İstanbul’a gelecek edebiyat meraklıları için, hem dünyadan hem Türkiye’den meraklılar için elbette, 3 günlük bir edebiyat turunda neler olabilir diye düşünmüş ve aşağıdaki programı oluşturmuştum. Bu program elbette çok eksik, çok sınırlı, çünkü yalnızca 3 günlük bir paket program sayılabilir bir anlamda. Eh şimdi hem tam zamanıdır, hazirandır, yazdır hem de İstanbul ve edebiyat için ne söylense ne yazılsa, kaç günlük program yapılsa azdır diyerek beğenilerinize sunuyorum programı.
Sayfa:
Sayfa:
Gene de, ben, onun edebiyatımızın belleğine kayıt düşürdüğü eleştirel denemelerine gitmeyi seçerim hep. Hızlan orada bilgilendirici, yönlendirici, yorumlarıyla size yeni kapılar açmayı üstlenici bir denemeci kimliğiyle çıkar karşınıza.
Sayfa:
İngiliz romantik şairi John Keats’in “Chapman’ın Homeros’una İlk Bakış” adlı şiirini Türkçe seslendirme yolculuğum doğum yerim Ege’yle başlar. Efsaneye göre, oğlunu Minator’un öldürdüğü¬nü sanıp kayalıklardan denize atlayarak intihar eden Atina kralı Egeus’dan alır adını Ege. Yunancada başkan ya da baba “archi” ve deniz anlamına “pelagos” kelimelerinden oluşan “archipelagos” yani “babadeniz” diye bilinir.
Sayfa:
Sayfa:
Sayfa:
Cemal Süreya’nın şiirlerinin anahtar sözcükleri kadına ait unsurlardır. Şair, söyleşilerinde şiirinin erotik olduğunu dile getirir. “San” şiirinde Cemal Süreya’nın şiiri hakkında söylediği her şeyi bulabiliriz.
Sayfa:
Paul Celan diller arasında dolaşarak geçirdi hayatını. Anadili olan Almancanın yanı sıra, küçük yaşlarda eğitim dili olarak karşılaştığı Rumence, özel dersler sayesinde öğrendiği İbranice, İngilizce, Fransızca ve Rusça, çeviri yaptığı dillerdendi. Bu dillerin yanı sıra İspanyolca, İtalyanca ve Portekizce de biliyordu. Batı dünyası pek çok yapıtı Celan’ın çevirilerinden okudu.
Sayfa:
Karate Kid film serisini bilmeyen azdır; hocası delikanlıya angarya bir sürü iş yaptırır başta. İşlerin hiçbiri angarya değildir ama oğlan bunu anlamaz; hemen dövüşmeyi öğrenmek istemektedir. Genç şairlerin kimisinde de hemen tanınma, ka’le alınma, kitabının çıkması, ‘en büyük sensin’ denilerek omuzlarda taşınma arzusu öyle yoğun ki, şiirin önüne geçiyor.
Sayfa:
Sayfa:
Sayfa:
Sayfa:
Ahmet Önel’i bir öykücü olarak tanıyoruz aslında. Son yıllarda ise daha çok çocuk kitaplarıyla görünüyordu. Bütün bunların ötesinde, geçtiğimiz yıllarda araya sıkıştırdığı iki de roman yayımlamıştı; Kıpırtı ve Sesin Kabuğu adını taşıyan bu yapıtları, roman diline çeşitlilik kazandırmayı amaçlayan yenilikler barındırıyordu. Otokopi ise Önel’in üçüncü romanı olarak okurun karşısında.
Sayfa:
Batı’da Sophokles’in Kral Oidipus’undaki ‘babayı öldürmek’, Doğu’da ise Şehname’deki “Rüstem ile Sührap”taki ‘oğulu öldürmek’ Pamuk’un temele koyduğu çatışmadır. Hem mecazi hem de gerçek anlamıyla bunu yazacaktır Kırmızı Saçlı Kadın’da.
Sayfa:
Kurmaca, hayalle gerçeği kesiştiren, zaman zaman birbirine bulaştıran bazen de ikisi arasındaki kopuşu hızlandıran bir şey. Julian Barnes, bunu açık açık söylemese de gerçeklikteki hikâyeyle hikâyedeki gerçekliği arayıp duran ve ikisinden ayrı ayrı keyif alan bir yazar. Aldatma ve uydurmanın ötesinde akışa odaklanıp bunun hangi dönemde ve nasıl var olduğuyla ilgilenen biri. İşte bu nedenle deneme metinleriyle de gündeme geliyor. Barnes’ın Penceremden isimli kitabıyla bahsi geçen yolda ilerleyip kapsamlı edebî sorgulamalara giriştiğini görüyoruz.
Sayfa:
Siz de kendinizden bile saklanarak yaşamaktan sıkıldıysanız, savaş meydanına çıkıp cesaret silahını kuşanmadan önce mutlaka okumanız gereken bir kitap, Christophe André’den Korkunun Psikolojisi.
Sayfa:
Birinci katmanda ölüm öncesini, ikinci katmanda ölüm anını gördükten sonra İntihar Şairleri’yle üçüncü katmana, ölüm sonrasına tanıklık ediyoruz. Yitirilenlerin ardından dostlarının yazdıkları… Enver Ercan’ın tabiriyle, onlar kıymetli kılıyor bu kitabı.
Sayfa:
Kitabın bütündeki direniş, var olma ve kendini kabul ettirme çabası, erilliğin, otoritenin, diktanın karşısında sapasağlam durmanın mümkünatını harita gibi açıyor önümüzde.
Sayfa:
Birhan Keskin şiirlerinde son zamanlarda gördüğümüz bir Türkiye haritası ya da fotoğrafı asar önümüze. Giderek üzücü bir habere dönüşen bir ülke, şiirin ontolojik mekânı olarak, yaşanan her şeyin zemini ve ortamıdır.
Sayfa:
Yaşım elliyi geçince durup biraz arkama baktım. Bu yükü kaldırabilir miyim, daha ne kadar taşıyabilirim, diye sorguladım kendimi. Bu, yüzleşmenin de ötesinde, bir çarpışma aslında.
Sayfa:
Kemal Varol, ülkemizde yaşayan Ermenilerin başlarına gelenleri, uzun uzadıya açmadan, Artin’nin yaşadığı yeri terk etmesi üzerinden aktarıyor. Yine Kürt meselesine ilişkin hep söylenegelen şeyleri tekrar etmeden, kendi kültürel özelliklerini yansıtan bir resim yapmak isteyen Kürt çocuğunun dünyasının nasıl altüst edildiğini anlatıyor.
Sayfa:
İzmir’in işgaliyle başlayan Kurtuluş Savaşı öncesi Korint bölgesindeki Razakis köyünde askere alınan Pandeli’nin, Yunan ordusunun Anadolu’yu ele geçirme savaşını yitirmesi üzerine esir düşmesi ve ardından esir takasıyla serbest bırakılıp gemiyle Yunanistan’a geri gönderilmesine değin dört yıllık bir zamana yerleştiriyor Hidayet Karakuş yeni romanı Anne Beni Bekleme’yi.
Sayfa:
Uğur Batı aslında iş, marka, reklam kitaplarında çok ciddi satış başarıları yakalamış, popüler bir yazar. Aslında reklam yazarı. Aynı zamanda bir iletişim doçenti. Hatta 6 ay sonra profesör olacak. Everest Yayınları’ndan çıkan roman, iyi ve kötünün bitmez tükenmez mücadelesini gi¬zemli ve fantastik bir “Osmanlı” dünyası kurarak anlatıyor. Sıradışı kurgusuyla dikkat çeken kitapta Devlet-i Aliyye-i Osmaniyye’deki olağanüstü olaylar, 24 ayrı hikâye başlığı altında tek bir sonda kurgulanıyor.
Sayfa:
Yaşamaya hiç ara vermeden (yaşamaya ara ver de görelim!) şairin gözü kendi içinde gezinmeyi sürdürüyor. Şairin gözü dışardaki havanın peşini bırakmadan puslu, sisli ortamlara da göz atmayı ihmal etmiyor. Sonra bir mektuptan iki dize doğuyor şiirine: “‘Memleket raydan çıktı/ İnsan hastayım’ demeye utanıyor.” Asıl utanacaklar utansın!
HAZİRAN 2016 - KİTAP EKİ
Anasayfa   |   Tarihçe   |   Varlık Dergisi   |   Kitaplar   |   İletişim
Copyright © 2017 VARLIK YAYINLARI