Varlık Yayınevi
     
 
 
   
Anasayfa Tarihçe Varlık Dergisi Kitaplar İletişim Yardım
Kullanıcı Girişi  (Üye Ol - Şifremi Unuttum)
Yaşar Nabi Nayır
Varlık Ne İçin Çıkıyor
Varlık İçin Ne Dediler
Künye
Varlık'ta Bu ay
Varlık Dergisi İçeriği (son 14 yıl)
Abonelik
Yaşar Nabi Nayır Ödülleri
Varlık Dergisi 'eurozine' üyesidir

MAYIS 2016

Sayfa:
Sayfa:
Canım babam, karmakarışık bir mektup yazdım sana. Hissettiklerimin çok azını ifade edebildim, bir şeyler eksik kaldı, biliyorum. Bir kez daha “Çok şey yarım hâlâ/ Yazılmadığından” dizelerini hatırlayıp, ‘yazılmadığından’ yerine ‘yazıl(a)madığından’ mı olmalıydı diye geçiriyorum içimden.
Sayfa:
Necatigil’in çocukluk ve ilkgençlik yıllarında kendi elyazısı ile çıkardığı Küçük Muharrir dergisindeki yazıları ve dost meclislerinde aruz vezniyle yazdığı kaside tarzındaki klasik şiirleri, doğumunun 100. yılı münasebetiyle kitap haline getiriliyor.
Sayfa:
Behçet Necatigil’in, Oktay Akbal ve Sâlah Birsel’e yolladığı mektuplar, odağında çalışmanın ve edebî üretimin olduğu karşılıklı haberleşmeye dayanırken, Tahir Alangu’ya Huriye Necatigil’e, Kâmuran Şipal’e ve Yüksel Pazarkaya’ya yazdığı mektuplarda ise bu haberleşme teatisinin ötesinde metinlerle de karşılaşabiliyoruz.
Sayfa:
Bizim dönemimiz, onun öğretmenliğinin 10-14. yıllarıdır. 34-38 yaşlarında genç bir edebiyat hocasıydı. Aynı zamanda edebiyat çevrelerinde sevilen, saygınlığı olan bir şair, usta bir çevirmendi. 1935’ten başlayarak çeşitli dergilerde yer alan şiirleriyle adını duyuran Necatigil, 1945’te yayımladığı ilk şiir kitabı Kapalı Çarşı ile dikkatleri çekmişti.
Sayfa:
Selim İleri, Necatigil’in sadece kentlerdeki apartmanlarda yalnız kalan insanların acılarına değil aynı zamanda bir araya gelen yalnızlıkların korkunçluğuna da dikkat çektiğini ifade ediyor. İşte Necatigil’in bu durumu anlatan dizeleri: “Yirmi yedi daire apartman / Yatmış sanki ölüm uykusuna/ Çıt yok/ Bekler gibi pusuda”.
Sayfa:
Çağ dardı; içine hapsolduğu hayatın dörtgeni de. Ama aldırmadı çağdışı olmak korkusuna. Herkesle paylaşılan zamanı değil, bireysel ve bölünmez zamanı aradı. Hayat hakkıydı bu. Çevreden gelen etkilere karşı, yaşamak azabına, vaktin zulmüne karşı, savundu içini. Ben’ini araştırdı yorulmayasıya.
Sayfa:
Necatigil’in şiir evreninin özelliklerinden biri de anlam katmanlarıdır. Onun şiiri, Riffatarre’ın kavramsallaştırmasıyla, matris etrafında kurulan varyantlarla genişler. Pazarkaya’nın ‘okumalarında’ bu hususa yeterince eğilmemesi, bir eksiklik olarak belirtilebilir.
Sayfa:
Dilde sadeleşmeyi savunur Necatigil. Yeni ortaya konan telif edebi ürünlerde sade dil taraftarıdır. Genç şairlere sade dil kullanmayı önerir. Bir şaire yazdığı bir mektupta onun şiirlerini değerlendirirken sade dile yer vermeyişini de eleştirir. “Gittikçe daha da arınan Türkçeye şiirlerinizde rastlanmıyor. Yeni şiirlerdeki bu yeni dil endişenize eserlerinizde hiç rastlamayışım, beni cidden hayal kırıklığına uğrattı,” diyor.
Sayfa:
Necatigil’in şiirlerini Almancaya çevirmek benim için hem keyifli bir serüven oldu. Hem de şiir çevrisinin, özellikle de Necatigil şiirinin çevrisinin bir cüret olduğunu yaşattı.
Sayfa:
Sayfa:
Sayfa:
Sayfa:
Yazısız bir kitaptır Kuzey. Harfsiz. Sonsuz gibi de görünür ama mesafe duygusunu hep hissettirir, hep bırakır arada. Gitmeden de. Dönmeden de. Belki de o yüzden ‘kuzeye gitmek’ yoktur, oysa ‘güneye inmek’ artık neredeyse bir yaz dilidir.
Sayfa:
Sayfa:
Vapur, ufak bir kız çocuğunun sisteme karşı olan gizil öfkesinin, erkek düzenine karşı olan aleni öfkenin bir temsiline dönüşür adeta. Ama en çok da babaya olan özlemin kırgın bir parçasıdır.
Sayfa:
Haruki Murakami’nin Sahilde Kafka (Umibe No Kafuka) isimli romanının arka kapağına baktığımızda, New York Times tarafından, yayımlandığı yıl (2005) ‘Yılın En İyi 10 Romanı’ arasında değerlendirildiğini, 2006’da ‘World Fantasy’ ve ‘Franz Kafka’ ödüllerine layık bulunduğunu öğrenmekteyiz. Bense, yolu –elbirliği ile ödüllendirilmiş– Sahilde Kafka’dan geçen bir okur olarak yaşadığım tatsızlığı sizlerle paylaşmak, ‘tuhaflıklar silsilesi’ içine sürülmüş Murakami’nin roman atının ne menem bir destursuzluğun mümessili olduğunu (bir ‘yakın okuma’ yaparak) anlamak ve ‘estetik nesnenin kuruluşu’/ ‘yaratısal kaygı’ bağlamında (bir başka yazıda) sorgulamak istiyorum sizinle.
Sayfa:
Sayfa:
Yaşamının ilk yılları kasabalarda geçmiş; ancak kent ortamında olgunlaşmış ve o ortamın baskılayıcı kültürüyle hesaplaşmış bir yazardır Tezer Özlü. Dil; onda buyurgan, yasakçı, ataerkil kültüre karşı hep bir savunma aracı işlevi görmüştür.
Sayfa:
Sayfa:
Çocukluğumun Soğuk Geceleri adlı otobiyografik anlatısı/romanı diğer anlatılarında kurduğu “ben” öznesine bir temel oluşturur. Hastalığı, çektiği acılar ve huzursuzluğu sonucu ülkesinden ayrılmak istemekte, bir anlamda buna mecbur kalmaktadır. Bir sürgün çocuğu olan Süreya gibi bir şehirden diğerine gezinir.
Sayfa:
Türkiye değerli bir dilci ve edebiyatçısını, özellikle de önemli bir Yahya Kemal uzmanını, bense, yakın desteğini her zaman gördüğüm saygıdeğer bir büyüğümü, hocamı yitirdim. Acım büyük…
Sayfa:
Sayfa:
Roma Üniversitesi’nde Ungaretti’nin yanında yer almak bana bir çeşit gezgin olmayı öğretmişti. İskenderiye’deki “Zamanın Ruhu” şairi bir özgürlük hocasıydı ve töresel karşıtlığın ender örneklerindendi. Mısır’ın İskenderiye’sinde, Lucca’lı bir fırıncının oğlu olan Ungaretti, benim için özel bir sevgi simgesiydi, çünkü benim de babam bir fırıncıydı. 2. Dünya Savaşı döneminde, çekilen acılardan dolayı saçlarım yeterince aklaşmıştı ama o, babamın fırıncılığına atıfla, benim yalnızca una bulandığımı söylerdi…
Sayfa:
DP döneminin yakın zamanda Cumhuriyet Arşivi’nde kullanıma sunulan belgeler sayesinde ortaya çıkan bir özelliği, yasalara aykırı olarak özel haberleşmeye müdahale etmesidir. Bu müdahale 1960 Devrimi’nden sonra ortaya çıkmıştır. Başbakanlık binasında yapılan araştırmalarda kasalarda özel mektupların kopyaları bulunmuştur.
Sayfa:
Ardıç’a gitmenin zamanı geldi. Kıyının ötesi ada. Deniz ise hep bekleyen, ama sürekli değişip dönüşen… Dalgalarının kıvrımlarında kendini izleten değil, yeni düşüncelere taşıyan… Oradaki kendi ada’mda yaşayarak bu çölleşmenin sızılarından uzakta dünyanın uğultusunu dinleyebilirim artık.
Sayfa:
Şiir hazır duyarlılıkları onaylamaz, duyarlılık yaratır, kışkırtır. Şiir inanmaz, bilmek ister.
Sayfa:
Yazının kimseyi kurtardığı görülmemiştir, kurtarmadığı da görülmemiştir. Ölümsüzlüğünü, ölümsüz ölümlülüğünü farkına varırken gitgide daha da işsizleşmek yazıyı yazanların, yani bizim öngöremeyeceğiz bir geleceğe, birbirimizden haberli habersiz beraber edebileceğimiz bir itirafa, yapabileceğimiz bir hakikate göz kırpabilir.
Sayfa:
Bu notları yazmadan, Asım Bezirci’nin İkinci Yeni Olayı ve Attilâ İlhan’ın İkinci Yeni Savaşı adlı kitaplarını tekrar gözden geçirdim. Orada, İkinci Yeni’den örneklerde, o deneyin nerelere vardırıldığı ve birçok saçmalığın nasıl şiir diye önümüze konulduğu pek güzel sergileniyor. Genç şair arkadaşlarımız, savruluşlardan kurtulmak için şiirimizi dönemsel nitelikleriyle sağlam bir biçimde gözden geçirmeliler.
Sayfa:
Sayfa:
Susmak bazen taraf tutmaktır; hatta ateşli taraftarlıktan daha tehlikeli, fikrimce sinsicedir. Nesnelliğin içine gömülen tavır, avcıdır çünkü. Neyi, nasıl avlayacağını düşüneceğine ne zaman avlayacağını planlar bu tarz. Düşünmek yerine planlamak öne çıkar. Toparlarsam, susmak bir düşünceye dayanmaz – susmak açıkça bir plan sürecidir.
Sayfa:
Hikâyelere alışmak. Belki de hayli zamandır alışmış olmak. Hikâyeler büyülü güçlerini gözlerimizin önünde yitirdiler. Yalancı çobana döndüler. Efendim bir distopya’nın içinde olduğumuzu düşündüm. Şiirin bir süre önce mefta oluşu zaten yüreğimizi burkuyordu, şimdi öykünün de ruhuna el fatiha diye geçirdim içimden. Sonra başladım okumaya değerli öykülerinizi.
Sayfa:
Sayfa:
Sayfa:
Sayfa:
Sayfa:
Sayfa:
“Yalnızlar İçin Çok Özel Bir Hizmet” romanı zihninin içinde ölmüş kişileri konuk ederek yalnızlıkla başa çıkmaya çalışan bir adamın hikâyesini anlatıyor.
Sayfa:
Gültekin Emre’nin Yürü Dur Boya isimli şiir kitabı, ‘Evde’ şiirinde kendisinin de söylediği gibi, ‘Yol eski, site yeni, rüyalarla yaz köşesi evde’ söylemine denk düşen, hatta fazlasıyla yakışan bir çalışma. Söylem, öz, biçim bakımından, daha evvel yayınlanan şiir kitaplarıyla paralellik gösterdiğini, poetika anlamında ise, hayli derinleşen bir kitap olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim.
Sayfa:
Ben bu kitabı her şairin okumasını öneririm. İki açıdan: Yusuf Alper’in bu zengin ve verimli konudan nasıl da iştahlı ve doyurucu bir yapıt ürettiğini görmesi... Bir diğeri, Enver Ercan’ın film konusu olabilecek yaşantısına, takıntılarına sade bir örnek gibi biçim getirmesi, önümüze bir belge bırakması. Heyecanla okunacak, elden bırakılmayacak bir kitap bu inceleme.
Sayfa:
Cyril Aydon’un kaleme aldığı İnsanlık Tarihi 100.000 yıldan az bir zaman önce insan türünün Afrika savanalarından çıkıp günümüze değin –değişim– sürecini gözlemlememize olanak sağlıyor. İnsanların bugüne kadar sebep olduğu ve maruz kaldığı olaylara dayanan hadiselerin asıl maksadının insanın değil, insanlığın tarihini çarpıcı şekilde gözler önüne sermek olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır.
Sayfa:
Güzel’i okumak elimizde gizemli ipuçları bulundurduğumuz bir problemi çözmek gibi. Romanın dört yanına dağılmış bu ipuçları bazen kapının üstündeki bir yunus kabartması oluyor, bazen bir kadının çizdiği resim, bazen bir koku ya da bir yüz. Her bilinmeyen farklı ipuçlarından yola çıkılarak çözülmeyi bekliyor; herkes ve her şey birbiriyle bağlantılı. Birini bulmak için diğerine, diğerindeki eksik parça için öbürüne koştuğunuz ritmi yüksek bir anlatı. Bu yüzden son sayfaya kadar merak içinde okutturuyor kendini.
Sayfa:
“Evimin İnsanı” yaptığım girizgâhın aksine büyük bir meseleyle değil aslında –nispeten– basit bir depresyonla başlıyor. Herhangi bir insanın hayatından bezip bir kedi sahiplenerek dünyasının değişmesi hikâyesini tersten okuyor, kedilerin dünyasında bir gazetenin kültür sanat muhabiri kedi-Güneş’in barınaktan bir ‘insan’ sahiplenip hayatının değişmesine tanık oluyoruz.
Sayfa:
Aile, siyasal ve sosyal değişimlerin etkisi altında dönüşen en küçük ilişki birimi. En doğrudan ve açık iletişimin gerçekleştirildiği, dolayısıyla içeri-dışarı arasındaki gerilimin ayyuka çıktığı yer. Tüm yaşantımızın öncelikli müdahili. Politik olarak kurulu olanı öğrendiğimiz ilk topluluk ve birey-sistem çatışmasında bireyi en sıkı kuşatan halka. Sorunlu bulduğum bu kurumu öykülerin içine çekmemem düşünülemezdi.
Sayfa:
Echo’nun Kemikleri’ni özel kılan şey onun gübre oluşudur. Birçok ana kaynaktan beslenen. Demek ki onca kaynak gübreye dönüştürülmüş diye korkabilirsiniz. Korkun, aynen öyle yapılmış. Yalnız kaotik bir gübreleme olmuş bu. Tıpkı suyun, güneşin, havanın ve toprağın yaptığı gibi.
Sayfa:
Kesin ki Seni Seviyorum’da otoritenin boyunduruğundan özgürleşemeyen, toplumsal normlar ve yasalardan kurtulamayan, birbirini seven iki kişinin öyküsünün refakatinde, gelişen olay örgüsünde, Türkiye’nin toplumsal panoramasında değişime uğrayan insan profilinin izlerini sürecek ve yalnızlaşan bireyi ifade edecek Kafkaesk yapılanma ile katmanlı anlam boyutları sunmakta.
MAYIS 2016 - KİTAP EKİ
Anasayfa   |   Tarihçe   |   Varlık Dergisi   |   Kitaplar   |   İletişim
Copyright © 2017 VARLIK YAYINLARI