Varlık Yayınevi
     
 
 
   
Anasayfa Tarihçe Varlık Dergisi Kitaplar İletişim Yardım
Kullanıcı Girişi  (Üye Ol - Şifremi Unuttum)
Yaşar Nabi Nayır
Varlık Ne İçin Çıkıyor
Varlık İçin Ne Dediler
Künye
Varlık'ta Bu ay
Varlık Dergisi İçeriği (son 14 yıl)
Abonelik
Yaşar Nabi Nayır Ödülleri
Varlık Dergisi 'eurozine' üyesidir

NİSAN 2016

Sayfa:
Sayfa:
Sayfa:
Travmayı yaşayanlar için deneyimlerini ifade etmek ve simgeleştirmek o kadar zordur ki bu kelimeler ortaya çıkamaz. Dil, bu deneyimi kapsama, taşıma, temsil etme yeteneğinden yoksun kalır. Bu, aynı zamanda travmayı deneyimleyen ile onu anlamak isteyen kişiler arasında da bir uçurum doğmasına neden olur. İşte bu noktada sanatçının simgeleştirme kapasitesi, bu travmatik deneyimleri, üzerine düşünülebilir bir alana çevirir ve sanatçı toplum için de yas tutmuş olur.
Sayfa:
Yazarlarla okurlar, aynı deliliğin içine farklı zamanlarda girerler. Yazarın sınırlı deliliği, okurda da sınırlı bir delilik hali yaratacak ama yazar şahsen bunun şahidi asla olamayacaktır. Bu kronolojik gerçeklik yazarla okur arasına belki de gerekli olan bir mesafe koyar.
Sayfa:
Bence Hüseyin Rahmi Gürpınar Türk edebiyatının yaratıcığını hayli güzel konuşturan delilerinden biridir. Beni her kitabı ayrı güldürdü. Neredeyse 100 yıl önce yazılmış bir kitaba bu kadar gülebileceğimi düşünmezdim doğrusu. Bana kalırsa mizah zamanla metamorfoza uğrayan şeylerden biri bazı yönleriyle. Fakat Hüseyin Rahmi’nin mizahı kullanma biçimi bu metamorfoza direnmiş gibi görünüyor.
Sayfa:
Kaportacılıkla delilik, göz cerrahisiyle delilik, devrimsel biyolojiyle delilik ya da marangozlukla delilik ne kadar makul bir soruysa, edebiyatla delilik de o kadar makuldür ancak. Edebiyatla delilik arasında bir korelasyon olduğu iddiası bizzat yazarların uydurduğu bir vehimdir. Vehimdir zira edebiyatçılar, kendilerinde baş gösteren, akıl noksanlığını, fevkalade ciddi bir yanılsamayla delilik olarak adlandırır çoğu zaman. Eh kendilerince hoş bir yakıştırmadır da bu. Çünkü deliliği, biz ölümlülerin idrak edemediği filanca eşiğin ötesinde eternal büyüyle tütsülenmiş bir makam kabul etmeye meyyaldirler.
Sayfa:
Sayfa:
Sayfa:
Türkiye’de Görsel Bilincin Oluşumu isimli kitabımda bizim modern-leşmemizin önce görsel olduğunu vurgulamıştım. Hâlâ aynı noktadayız: önce görsellik. Öte yandan da sentez denir mi bilmem ama ben artık toplumun bir Doğu-Batı ayrışması veya kaygısı taşımadığı kanısındayım. Geriye taşranın kendisine ait kültürü çok görgül bir biçimde kent planında yaşaması kalıyor. 1970’lerden beri bu olguyla yüz yüzeyiz. Onun adı da Arabesk. Bu yabana atılacak bir olgu değil. Arabesk bizim büyük gerçeğimiz, modernleşmemizin bir kristalizasyon noktası. Bunu artık daha fazla irdelemek gerek. Yalnız son nokta olarak vurgulayayım: bugün her zamankinden daha ziyade, toplumsal planda, bir sentez yakalamaya yatkınız. Çünkü, postmodern dönemlerin en önemli getirisi gelenekle barışmak oldu. Bütün sorun geleneğin toplumda belli bir kesimin, Batılı yöntembilimin gene toplumda bir başka kesimin elinde kalması.
Sayfa:
Hasan Bülent Kahraman Türk Şiiri Modernizm Şiir adlı eserinde devlet sisteminin olmadığı ve şiirin iktidar yetkesinin olduğu bir dönemin aksine eski gücünün kaybolduğu; artık iktidarın, devletin olduğu bir düzende şiirin kendi varlığının sorgulanır olduğu bir dönemi konu alır.
Sayfa:
Tamamen bilinçakışıyla kaleme alındığı anlaşılan kitapta zaman ve mekân mefhumlarının ortadan kalktığını görüyoruz. Yalnız yaşayan, ailesinden ve çevresinden kopmuş ve sürekli afyon içen bir gencin bilinçdışında dolaşan yazar, burada tekinsiz ve bir o kadar da tanıdık bir yolculuğa davet ediyor okuyucusunu. Kitabın tüm kahramanları aslında aynı kişinin farklı varyasyonları. Bir nevi alt benlikler olarak da ele alabiliriz bunları. Ve aynı zamanda hepsi aynı insan hayatının farklı dönemleri. Ve tüm kahramanların gölgesi baykuş. Geceleri ortaya çıkan, görülmeyeni gören, duyulmayanı duyan, insanlardan uzak yerlerde ve yalnız yaşayan…
Sayfa:
Sayfa:
Günümüzün öykücüsü okurunun çok yakınında duruyor. Kısık sesli anlatılar “Binbir Gece Masalları” değil belki ama bir o kadar masalsı ve işlevsel. En güzeli de uyku kaçırıcı olmaları! Sonuçta, benzeri yaşamların sığ sularında gezindiren, baştan çıkarıcı ufuklara davetiye çıkartan, geçmişin tatlı anılarında yelken bastırtan günümüz öyküsü, okuruna yine aynı umman içinde kaybolmayı da vaat edebiliyor!
Sayfa:
Osmanlı İmparatorluğu’nda yaşayan ve bugün özlemle anılan Müslüman olmayan hemen her grup, kendi ekonomik varlığını sürdürebilmek için, Türklerden çok önce, gazete yayınlama yoluna gitmişti. Bu onların çok daha örgütlü, bilinçli ve kültürel bakımdan gelişmiş olduklarının kanıtı sayılabilir. Başı Fransızlar çekmiştir, çünkü siyasal nedenleri ve elçilikte matbaaları vardı. İstanbul’da 1793’ten, İzmir’de 1824’ten itibaren çok sayıda gazete yayınladılar. Bunların sayıları bine yakındır ama çoğundan günümüze tek bir örnek bile kalmamıştır.
Sayfa:
Farklılaşma “duyarlıkta”, “biçimsellikte” aranırsa “40’lı, 50’li yılların hemen bütün devrimci gençleri, Hece’yle, Hece duyarlığıyla başlamışlardır şiire,” denebilir. Farklılaşma “duyarlıkta”, “biçimsellikte” değil, şairin felsefesinde, dünya görüşünde, estetiğinde aranırsa söylenemez.
Sayfa:
Sayfa:
Taşrada gün size dokunur; ve kuşluk vakti başlarsınız zamanı örmeye. Hele yaşadığınız yer bir dağın eteğinde kurulmuş kentse, günü zamana teyelleyerek yaşarsınız orada. Su nimettir burada, anlatırlardı uzun kış geceleri; kentin aslında bir su deryasının üzerinde oturduğunu.
Sayfa:
Sayfa:
Edip Cansever, Nâzım’a ve Necatigil’e bakarak, yaşamını daha rahat sürdüren ve maddi zorluklar yaşamayan bir şair oldu. Nâzım’ın siyasal eylemi ve Necatigil’in aile geçimi gibi sorunları yanında, belki de onun tek derdi şiir oldu. Darısı herkesin başına... mı bilmiyorum.
Sayfa:
Nafile okumanın okurluğa çeşitli zararları var. Bu zararların başında birden fazla anlam katmanı olan bir eseri tek ve en yüzeydeki anlamı ile değerlendirmek gelir. Nafile okurlar kurnaz ve biraz eğlenmek isteyen yazarın metne yerleştirdiği tuzaklara düşmeye en meyilli olanlardır.
Sayfa:
Sayfa:
Sayfa:
Tophane-i Amire’deki ortaya serilmiş dünyanın dört bir yanından gelip sere serpe yatan toprak enstalasyon bize toprağın ağıdını anımsatır. Hemen yanı başında Ceneviz sokaklarında Türkiyeli ama Afrika etnik kostümünü modern tasarımıyla sırtına geçirmiş güzel bir kadın dolaşır. Denize bakar, arkasını ziyaretçiye dönmüş, ufku işaretler.
Sayfa:
Sayfa:
Felsefe Terimleri Sözlüğü’nün Türkiye felsefe çalışmalarına başlıca üç alanda katkısı olmuştur. Biricisi, Türkçede felsefe terimleri türetilmesiyle, Türkçenin felsefe terimleri türetmekteki yetkinliği kanıtlanmıştır. (“Türkçeyle felsefe ve bilim yapılamaz” diye düşünenlere, söyleyenlere çok anlamlı bir yanıt olmuştur bu sözlük.) İkincisi, Türkçe ile (Türkçe felsefe terimleri ve söylemiyle) felsefe çalışmalarının yolu daha geniş biçimde açılmıştır. Üniversitelerde, üniversite dışında felsefeyle uğraşanlar, çalışmalarında bu terimleri kullanmaya başlamışlardır. Üçüncüsü, felsefe “anlaşılmaz sözler yığını” olarak algılanırken (felsefe sevmeyenlerin, felsefeyi anlamayanların, felsefeyi küçümseyenlerin değerlendirmesi bu), felsefe terimlerinin Türkçeleştirilmesiyle birlikte, felsefe okur-yazarları Türkçeyle anlaşılır/somut felsefe kitapları yazılabildiğinin, bu konuların aydınlıkçı ortamlarda tartışılabildiğinin yakın tanıkları olmuştur.
Sayfa:
Bedia Akarsu insandan, insanın özgür doğasından yola çıkan, insan açısını temele koyan antropontolojik yaklaşımın dayanaklarını insanın içinde yaşadığı bu dünyanın önemine vurguda bulunarak tüm felsefi yöneliminde somutlar. Bu yaklaşımda birey ve kişi olarak insan her şeyin başlangıç noktasını oluşturur.
Sayfa:
Sayfa:
Sayfa:
Sayfa:
Sayfa:
Yaşam koşullarının getirdiği güçlüklere karşın ben hep sanatın ardından koştum ve onun için her türlü emeği verdim.
Sayfa:
Galiba şairden çok şiiri sevmeliyiz. İşin içine canlı başlı bir insan karıştı mı kimya da, matematik de, duygu da, artık ne lazımsa bize, hepsi bozuluyor. Bozulma da epey ağır: Küflenme, kirlenme, paslanma, kokuşma, çürüme – hepsi birbirinin alt kümesi. Travmatik şairlerden hoşlanırım ben mesela; onların hukuku başkadır.
Sayfa:
Bir çizgi ustası ona müracaat eden genç karikatürist adaylarına diyor ki, “Esprinin ve çizginin uyumu çok önemli. Eğer esprin zayıfsa çizgine yüklen. Yok esprin güçlüyse çizgini öne çıkarma fazla. Sonra çizeceğin alanı şöyle bir gözünle tart biç. Konduracağın mizansenin dışında kalacak boşluklara dikkat kesil. Boşluk miktarı senin inisiyatifindedir. Esprin ve çizginle boşluğu dengele.”
Sayfa:
Sayfa:
Sayfa:
Sayfa:
Sayfa:
Sayfa:
Merhume’ye böyle bir hedef yükleyebilir miyiz bilmiyorum. Bana göre bir edebiyat metni böyle net tarif edilen bir hedefle birlikte anılabiliyorsa, orada pek memnun edici olmayan bir durum var demektir. Metnin bir bütün olarak rahatsız etmesini, can yakmasını, sarsmasını, kafa karıştırmasını ve geride, tüm bunların toplamından, ön kabullerin, önyargıların, muhafazakâr ve baskıcı pratiklerin çarkına çomak sokan bir duygu bırakabilmesini tercih ederim.
Sayfa:
Yaşamım, belleğim ve yazma gücüm yettikçe, ‘ortak belleğimiz’ olsun olmasın insanları yazmayı düşünüyorum.
Sayfa:
Büke’nin ilk kitapta tohumlarını attığı ve bu kitapta daha da belirginleşen yön ise politik hareketlerin ufak lokmalar ya da daha doğru deyimle, sınırları belirsiz çizgilerle aktarılması. Belediye garajında kimse iş vermiyor diye istihdam edilen “tikli”ler, mahallelinin kovduğu, dedenin ve ninenin koruyamadık diye üzüldüğü kiracı eşcinsel çift, 80 Darbesi’nin kolluk kuvvetlerinin saçma işlerine koşturmak zorunda kalan pamuk helvacı gibi figürler politik arka planı daha da kuvvetlendirir.
Sayfa:
Celestina, aşk’ın kitabı; aşkı için büyüye kalkışmanın, bunun sonucunda anlatıcısı tarafından cezalandırılıp öldürülmenin… Tutkularının peşinden gidenlerin sonunun hüsran olduğunu ilan ediyor F. de Rojas: Öleceksin! 500 yıl öncesinden, akıcı ve doğal anlatımıyla mizahı birleştiren, ama asıl etkisini ‘vurucu’ diyaloglarıyla veren eşsiz bir eser!
Sayfa:
Yazdıkça öyküler, virgülü anlamaya dayalı bir çaresizlik halini aldı. Ele geçiriliş… Uzun a’ların üzerine kondu, italik bile kullanmadan tek yazım ayracı olarak noktanın ve onun yandaşlarının iktidarını yıktı. Doğada nokta yok ki gerçekten. Her şey her şeye dönüşüyor. Bitimsizlik, sonsuzluk. Ama bu sonsuzluk bir bitişin korkusunu da taşıyor içinde. Ekofeminizm okumalarım sonucunda çıktı bu cümle. Virgülün isyanı alfabeye uzandı. Virgül sesten yanaydı çünkü.
Sayfa:
Granada’ya Doğru (Sözcükler, Ocak 2016) yolum düşmedi ama İspanyol şiirinin büyüklerinden Antonio Machado’nun seçme şiirlerini okudum Tozan Alkan çevirisinden. “Tüm ruhta tek bir haz var, bilmelisin bunu. Aşk, çiçekli karanlık,/ tatlı düş, sonrası... hiçlik; paçavra,/ Öfke, felsefe./ Aynada kırılır en güzel şiirin/ ve sırtını dönersin hayata/ şöyle olur sabah duan:/ Ah, ne güzel bir gün asılmak için!” (Şiir Sanatı). Öyle ya “Tek bildiğim yeşil düşü/ acılı yeryüzünün.” (Sonbahar) Daha önce de pek çok şiiri dilimize kazandırılan şairi, bu seçme şiirleriyle ve Tozan’ın usta çevirisiyle daha yakından tanımış oldum Granada’ya gitmesem de.
NİSAN 2016 - KİTAP EKİ
Anasayfa   |   Tarihçe   |   Varlık Dergisi   |   Kitaplar   |   İletişim
Copyright © 2017 VARLIK YAYINLARI