Varlık Yayınevi
     
 
 
   
Anasayfa Tarihçe Varlık Dergisi Kitaplar İletişim Yardım
Kullanıcı Girişi  (Üye Ol - Şifremi Unuttum)
Yaşar Nabi Nayır
Varlık Ne İçin Çıkıyor
Varlık İçin Ne Dediler
Künye
Varlık'ta Bu ay
Varlık Dergisi İçeriği (son 14 yıl)
Abonelik
Yaşar Nabi Nayır Ödülleri
Varlık Dergisi 'eurozine' üyesidir

MART 2016

Sayfa:
Sayfa:
Her yeni günün bir ret günü olmasını diliyorum. Çünkü iyi’lik denilen şeyin evrensel dolaşımının, bir bağlamda içinde taşıdığı hoşgörü ve naifliğinin başka bir ölüm getirdiğini görüyorum. “Pisi pisine”… Etrafa saçılan demir ve insan parçalarının o gözlerin önüne düşmesi! Katilin cinayeti işleyeni değil göreni oynadığı büyük oyun. Gizli tanıkları şiddetin, ölümün… Faşizmin açık toplumu…
Sayfa:
Sayfa:
Sayfa:
Her an Özgecan’ın ve öldürülen, tecavüze, tacize uğrayan, aşağılanan, eşit iş yaptığı halde aynı işi yapan erkekten daha az para kazanan kadınların başına gelenlerin bizim de başımıza gelebileceğini biliyoruz. Egemenler tarafından rastlantı olarak nitelendirilen durumlar rastlantı değildir, yazgı değildir, daha farklı bir anlamı vardır tüm bunların.
Sayfa:
Sayfa:
“Uğultulu Tepeler”de siyahî Heathcliff dışında öne çıkan belki de en etkin ve sadakat meselesini aşikâr biçimde çürüten duruş, Arnold’ın film boyunca özgün esere karşı bir pastoral güzellemeden yola çıkmasıdır. Arnold, salt dizginsiz doğanın, alacakaranlık, uğultulu, çamurlu bozkırların, koyu gri gökyüzünün soylu vahşi performansına yer verir. Arnold’ın sinematografisi, özgün eserin ötesine geçerek zamanı-mekânı teksesliliğin dışına iterek karanlık bir karanavalesk içinde yeniden dekore eder.
Sayfa:
‘Demokrasi’ tarihimize ‘münevver’lerden (nurlanmışlardan, ‘aydın’lardan) doğru bir yol açacaksak, yolculuğa, ‘egemen’ karşısında halkını ‘itaatle’ vazifelendiren –yolculuğuna egemenin canını sıkmayacak halkla devam etmek isteyen– bir münevver türüyle başlamak durumundayız.
Sayfa:
Sayfa:
Sayfa:
Son günlerde televizyonda sıklıkla karşımıza çıkan bir “kamu spotunda” tekrar edilen şu söylem gibi örneğin: Biz sıfır açlık nesli olalım. Tamam olalım olmasına da, bu ifadenin açılımını yine de düşünmeden edemiyor insan. Anlaşılan aslında “biz açlık nesli olmayalım” demeye getiren bir ifade bu. İyi de günlük konuşma dilinde, ötesinde yazında kullandığımız bir kalıp olabilir mi bu?
Sayfa:
Yaşadığı yılların önde gelen kalem ustalarından olmasına rağmen gazeteci yazar Ali Kemal (1869-1922), Mütareke döneminde tutumundan dolayı uzun yıllar resmî Türk edebiyat ve düşünce tarihinden dışlanmıştır. Oysa edebiyat, eleştiri ve düşünce alanlarında verdiği yapıtların daha çok bilinmemesi bugünkü okur için bir talihsizlik. Makale ve denemeleri, insan bilimlerinde yirminci yüzyıl boyunca irdelenmeye devam etmiş önemli sorunlara değiniyor.
Sayfa:
Sayfa:
Öyle ki; yakın zamanda yayımlanan Ben Kimim? (2011) deneme kitabında yer alan aynı adlı denemesinde “ben” sorgusunu bu kez başka biçimde dile getiriyordu, Yücel. İçine doğduğumuz ekin ortamıdır her şeyi/mizi biçimleyen. Ve şunu ekliyordu; “Dahası, başka ekinlerin düşünsel ve araçsal ürünlerini sınırlarından içeri sokmayan bir toplumu tasarlamak bile zor bugün, hep bir şeyler alıyoruz başka toplumlardan, aldıklarımızın kimilerini kolaylıkla benimsiyor, kimilerini benimsemekte zorlanıyoruz. Ancak, zaman içinde, aldıklarımızın büyük çoğunluğu yabancılığını tümden unutturacak kadar bizim ve bizden oluyor.”
Sayfa:
İlk kez onun dersine giren deneyimsiz öğrencilere büyük sınıflardan bir bilgi gelirdi: Yapısal dilbilimin en önemli adlarından Greimas’la tez yaptığı, bu tezin Greimas’ın temel yapıtı olan Yapısal Anlambilim’in içinde yayımlanmış olduğu söylenirdi. Söylen? Söylence? Daha hocanın Türkçesiyle tanışmayanlar için mitos? Efsane? Yıllar içinde onunla çalışan öğrencileri işin aslını öğrenirdi.
Sayfa:
Çok sevdiği sınıf arkadaşı Prof. Dr. Berke Vardar’ın ölümünden sonra sigarayı bırakmıştı. Ama bir kadeh rakının yanında, arada bir sigara içmekten hoşlanırdı. Gülçin Hanım’ın tüm itirazlarına karşın “Hadi Ayşe bir sigara tüttürelim,” derdi... İyi ki o anları yaşamışım.
Sayfa:
Sayfa:
Bazıları şu klişenin dediği gibi ‘hayat mektebi’ni bitirirler, bazılarıysa ‘yazı mektebi’ni. Ama ikisinin de kaynağında hayat vardır, hayat denen o kürkçü dükkânı. Tilki ya da kuzu tüm yazarların, şairlerin, adayların, üstelik bir defaya da mahsus değil, durmadan çıkıp gittikleri, dönüp geldikleri o dükkân. Ve kimsenin bir kaybı da olmaz bundan. Hem niye olsun?
Sayfa:
Sayfa:
Sayfa:
İletişimin önemi günümüzde malûm. Ama geçmişi olmayan bir iletişim, varlık nedenini de bulmakta güçlük çekiyor. Küresel dünyanın yarattığı bir olgu olarak farklılıkların zorunlu ya da gönüllü karşılaşması, çağımızın önemli sorunlarının kaynağını oluşturuyor.
Sayfa:
Sayfa:
“Duvarlar örüldüğü gibi yıkılır da. Yeter ki duvar arkasındaki seslerekulak kabartılsın.”
Sayfa:
Sayfa:
Eskiler anlamadıkları ya da beğenmedikleri durumlar söz konusu olduğunda “Her şeyin çivisi çıktı” derlerdi. Bugün yaşananlar, kimlikler konusunda nelerin yapılıp yapılamayacağının bilinmezliği bu durumu düşündürüyor. Ülkenin nasıl yönetileceğini siyasal iktidar bilmez mi? Açılıp açılmayacağını ya da ne kadar açılabileceğini kestirmez mi? Bir gün açılıp öbür gün kapanır mı? Gazetecilik böyle bir iktidara uyum sağlayabilmek için her gün görüş değiştirmeyi kabul etme mesleği midir?
Sayfa:
Toplumsal cinsiyet bağlamında “erkeklik” olgusu oldukça önemli bir konu olmasına rağmen toplumsal cinsiyet denince akla ilk gelen kadın çalışmalarıdır. Oysaki kadın ve erkek birbirini tamamlayan cemiyetin iki temel insanıdır. Kadını anlamak için erkeği, erkeği anlamak için de kadını anlamak gerekir. Bunun için ilk olarak erkeklik olgusunun toplumda nasıl inşa edildiği anlaşılmaya çalışılmalıdır. Bu kanaatimizi güçlendiren Sabahattin Ali “toplumsal cinsiyet eşitliğini” esas alıp sadece kadını ve sorunlarını değil, erkeklerin de toplumdaki algılanmalarını eleştirir. Nihayetinde “Erkeklik kadın üzerinden sağlanan ve erkek egemen toplum tarafından sağlamlaştırılan bir statüdür.” (Kandiyoti, 1997: 75). Bunun uzantısı olarak, yazar toplumsal cinsiyet olgusunun sık sık dile getirdiği “biyolojik kadere” eserlerinde değinmiştir. Elbette cemiyetle aynı kabulleniş içinde değildir. Bu görüşünü romanlarındaki “erkeksilik-kadınsılık” kavramı ile göstermiştir.
Sayfa:
Humor; Erkekli’nin şiirde sıkça değerlendirdiği bir imkândır. ‘Düşünen Şiir’ bağlamında humor, karikatürün ve düşüncenin metin içerisinde ikame edilmesine denk gelmektedir.
Sayfa:
Sayfa:
Çocuk, gelişim evresinde kendi kendiyle, arkadaşlarıyla, iç dünyasıyla bir yarış içindedir. Bu, onun devingenliğinden gelir. Durağanlığını aşıp bir şeyler yapma çocuğun doğasında vardır. Kendini kanıtlamak için oyuncaklarıyla arasında diyaloglar kurar, onları başka biçimlere sokarak kendince oyunlar yaratır. Sanatsal üretim, o yaşlarda böyle şeylerdir. Sanat, iç arayışların dışa yansıması olduğuna göre, onun bu çabaları sanatsal bir yaratış olarak bile algılanabilir. Sanatçıyı taş, tahta, bronz, mermer, bir teneke parçası; herhangi bir nesneden yontular dikmeye, tuval boyamaya, yüzlerce sayfayı doldurmaya, doğadaki sesle yetinmeyip içinin sesiyle notalar dizmeye iten, yaratıcı varlığını dışa yansıtma duygusudur.
Sayfa:
Sayfa:
Türk edebiyatı Doğu’dan Batı’ya doğru yürümüş, sonra bir vakit yerleşik düzen tutturmuş, ardından yine Batı’dan gelen rüzgârın tesiriyle ayak değiştirmiş bir edebiyat dersek çoğunluk tarafından anlaşılabilir, ama şöyle Tanzimat’a kadar bütün retorik tartışmaları, halk unsuru-münevver gerilimlerinin odağında, bir değneğin iki ucu olarak değil; iki elde iki ayrı değneğin ucu olarak Doğu-Batı gerilimi, birbirine karşı değil, Doğu’nun Batı’ya karşı e(ste)tik kibri olarak cereyan etti dersek bulanıklaşır mesele…
Sayfa:
Bilsel dünyaya dilden bakan, dille kozmogonisini yaratan biridir. Nesnelerin varlık oluşlarından çok, dil içindeki dolaşımları içinde neye dönüştükleri onun daha önemli problemi gibi görünmektedir. Bu da okuyanı ister istemez bağlama, gözün gördüğü ile seyran edilen dünyanın dille nasıl bir diyalektik ilişki yaşadığı meselesine götürür. Dünyayı okur ve yazar şair.
Sayfa:
Sayfa:
İyi şairin sizi aldatacak ne planı ne de zamanı vardır. Yazdıkları ve bedeni ortadadır. Bir bedelin onu yoğurduğunun bilincindedir.
Sayfa:
Sayfa:
Sayfa:
Sayfa:
Sayfa:
Sayfa:
Sayfa:
Bazı mürekkep yalamışların arzusudur: Herkes Flaubert, James Joyce okusun! Arzu edilir ki, Tarkovski’yle yatılıp David Lynch’le kalkılsın; sabah akşam Solaris, Persona tartışılsın… Nemesis lime lime edilsin; Ulysses’in çevrilemezliği dillendirilsin… Ama ben her gün baklava yiyen, yalnız baklava yiyen birine tesadüf etmedim. Etseydim, sormak isterdim: Hiç mi canın çekmedi sahanda yumurta? Bilmek istemez miydin fırında karnabahar nasıl bir şey? Bundandır ki ben Aka Gündüz’lerin, Kerime Nadir’lerin, Muazzez Tahsin Berkant’ların, Oğuz Özdeş’lerin bir ihtiyaca karşılık geldiğini, belli türden bir okur yarattığını, bu kitleden de bazılarının daha üste, daha sağa yahut sola zıpladığını düşünürüm, düşünmek isterim.
Sayfa:
Övgüyü milim abartsam “Amerikan hayranı” diye damgalanmak tehlikesi vardı; alayın dozunu kaçırsam “El âlemin memleketine onları aşağılamak için mi gittin?” sorusuyla karşılaşma riski... Olabildiğince nesnel kalmaya, önyargısız davranmaya gayret ettim.
Sayfa:
Murathan Mungan, çocukluk anılarını kaleme aldığı son kitabı Harita Metod Defteri’nin “Niyet” adlı ilk bölümünde yazılı ya da yazısız geçmişe yapılan her yolculukta kendi büyüme işaretlerimizi aradığımızdan söz ediyor.
Sayfa:
İster vicdana ister ahlaka aykırı olsun, bu dünyadaki tüm hatalar ve suçlar eşref-i mahlûkat denilen insana ait olduğundan Bir Sosyopatın İtirafları herkesin önyargısız yaklaşması gereken bir kitaptır.
Sayfa:
Peksan’ın özgün bir şair olduğunu peşinen söyleyeyim. Özgün olmayan şair var mıdır sorusunu akla getirdiğimin farkındayım. Elbette yoktur fakat şiirimizde son yıllarda özellikle kendine alan açan önemli şairlerin belirlenebilecek birkaç havuzun içinden yazdığını da görmezden gelemeyiz.
Sayfa:
Yaşamda insan elinden çıkan hiçbir şey öncesiz değildir. Şiir de öyle. Behçet Necatigil, geçmişin yalnız bilincinde değil, onu mükemmel özümsemiş bir şair olarak, çağdaş şiirin yoluna koyulmuştur. Verilmiş şiir emeklerine saygı onun anlayışının özüdür. O da benim önde gelen şairlerimdendir. Sanatının soluğu ile birlikte onun yaşam soluğunu da duymuş olmak, yaşamımdaki mutluluklardandır.
Sayfa:
Serkan Türk’ün öykülerinin en farklı yanı, okuduktan sonra konularının, anlatılan olayların değil, etkilerinin hatırlanması. Duygu yoğunlukları öylesine bir akışkanlıkla işliyor ki içimize, her öyküden sonra durup dinlemek gerekiyor hayatı.
Sayfa:
Özgür Arda şiirleri ile kitap boyunca betonlaşan kentlerin ve duyarsızlaşan insanların, maddi olanın alanından sıyrılmış bir atmosfer yaratıyor. Şiir bu atmosfer ile kitabında bir olanak olarak yansıyor okura.
Sayfa:
“Kimdir şair?” diye soruyor sağ eğilimli şair Müge Göçmen. Sibel K. Türker’in Şair Öldü romanının şair kahramanı “Şair anlaşılmadı, tükendi,” diyor ve tüketim toplumuna, değişen siyasal yapılara bağlayarak düşüncesini açıklamaya çalışıyor. “Şair tek bir kişidir ve şiiri de, yalnızlığı da, ölümü de taşır. Şair sözlerle sevap ilişkisi kuran biridir. İyiyi abartır, biriktirir. Dünyayı anlamaz ve bu yüzden saftır, maruz kalandır.” Evet, şair kimdir gerçekten? Şair dünyayı anlamazsa, şiir yazmanın ne anlamı var? İnsanın, insanlığın derin hallerini ele almıyorsa şiir, neyin “sevabı” ölümle buluşacaktır? Sağcı şairlerin şiirlerindeki metafizik dünyanın günümüzün toplumsal ve insan yapısıyla ne gibi bir ilişkisi var, merak edilmeyecek gibi değil?
MART 2016 - KİTAP EKİ
Anasayfa   |   Tarihçe   |   Varlık Dergisi   |   Kitaplar   |   İletişim
Copyright © 2017 VARLIK YAYINLARI