Varlık Yayınevi
     
 
 
   
Anasayfa Tarihçe Varlık Dergisi Kitaplar İletişim Yardım
Kullanıcı Girişi  (Üye Ol - Şifremi Unuttum)
Yaşar Nabi Nayır
Varlık Ne İçin Çıkıyor
Varlık İçin Ne Dediler
Künye
Varlık'ta Bu ay
Varlık Dergisi İçeriği (son 14 yıl)
Abonelik
Yaşar Nabi Nayır Ödülleri
Varlık Dergisi 'eurozine' üyesidir

HAZİRAN 2015

Sayfa:
Şiirin biricikliği ve şairin dokunulmazlığı üzerine eski metinlerden ve hatıralardan yola çıkarak çok şey söyleyebiliriz. Peki “Bugün başka bir şey yaşıyoruz” diyerek kimi zaman geçiştirdiğimiz kimi zaman kibirlendiğimiz ama en çok da “eğlendiğimiz” şey ne? Bizi Rimbaud’nun “başkası”na taşıyan? “Ben bir başkasıdır.” değil artık. Hepimiz hepimiziz!
Sayfa:
Sayfa:
Varlığını matbuata, yazılı kültüre borçlu olan bireyin kimliğinin yaratının önüne geçmesi ve böylelikle yeni bir iktidar alanının tanımlanması, yalnız anonim sürecin sonunu haber vermekle kalmaz, aynı zamanda tabandan kopuk bir yazın kamusunun teşekkülüne sebebiyet verir.
Sayfa:
Nicel anlamda şiire olan inancı yok edecek fazlalıkta bir şiir üretimi ister istemez daha hakiki şeyler aramaya itiyor hakiki şairi ve okuyucuyu. Ne var ki şiir herkese uyan genişlikte bir deli gömleği gibi ölçüsüz, kısıtlanamayan ve sınırları çizilemeyen bir duygu evreninin nesnesi olarak kendine her türlü izleği açma özgürlüğüne sahiptir.
Sayfa:
Şiir içki sofralarında, tekkelerde, sahnelerdedir. Bunun için ille de Althusser’in bahsettiği türden ideolojik sebeplere gerek yoktur. İnsanlar şiir sever. İdeoloji için kullanışlı olmasının sebebi bu sevgidir. İdeoloji varken de yokken de vardır şiir.
Sayfa:
Güven Turan’ın Nisan 2015’te Yapı Kredi Yayınları’dan çıkan Yaz Üçgeni başlıklı romanından söz ediyorum. Bu yazıda romanın kurgulanışını, öykülenen olayı, kişiler arası ilişkileri, tema (aşk) örgüsünü, yazarın üslubunu ele almayacağım. Anlatıcının niteliklerini, Yazarla arasında kurulabilecek bağları da değerlendirme yoluna gitmeyeceğim. Üzerinde durmak istediğim nokta, Anlatıcının seslendiği o Gücül Örnek Okur. Şöyle sorabilirim: Yazarın Yaratıcı Benliği ya da daha doğrusu Öykü-Dışı Anlatıcı ne tür bir Gücül Örnek Okurun beklentisi içinde?
Sayfa:
Sayfa:
Attilâ İlhan’ın özellikle 70’li yaşlarında üzerinde durulan “düşünce adamı”10 kimliği, daha çok gençken, Balıkesir’de yayınlanan Türk Dili ve Balıkesir Postası gazetelerinde yazdığı “gençlik yazıları”nda da çıkmaktadır karşımıza. Edebiyatımızda özellikle şair ve romancı kimlikleriyle bilinen İlhan, son yıllardaki yazılarıyla düşünce adamı niteliğini daha bir öne geçirmiş görünmektedir.
Sayfa:
Sayfa:
Cemal Süreya’yı kendini taklit eden, yani şiirini taklit eden bir denemeci olarak da görmek mümkün. Böylece onu zorlu şair ve usta denemeci olarak da adlandırabilir ve yazının başlığını “Zorlu şiirinin usta bir taklitçisi olarak denemeci Cemal Süreya’nın portresi” Cemal Süreya biçiminde değiştirebiliriz.
Sayfa:
Sayfa:
Dağlarca’nın şiir ütopyası Tanrı’ya, doğaya ve insana sevgi duymak ve evrendeki bütün varlıklarla birlikte “yeryüzü kardeşliği” içinde yaşamaktır. Çünkü ona göre evrenin yaratılışının sebebi sevgidir.
Sayfa:
Antik Yunan tanrıçalarından Panacea’yı bu işle memur etmişlerdi. Panacea öyle bir evrensel ilaç bulur ki, tüm hastalıklara şifa olacaktır, ölümsüzlüğe kavuşulacaktır. Ne var ki, Yunan Uygarlığı çabuk tarafından işi Roma Uygarlığına devredip bir karanlık döneme girince, Panacea’dan beklenen bu vazife yerine gelmez. İnsanoğlu yine de gecinden olsun diye umut beslemeyi sürdürür. Ortaçağda meşhur sözlerden bir tanesi buna aittir: Me venga la muerte de Spagna; yani “Ölümüm İspanya’dan çıkagelsin!” biçiminde sipariş bile verilmiştir.
Sayfa:
Sayfa:
Sayfa:
Çemberinin arkasından koşarken göğe çekilip kaybolan çocuklar, anlamsızlık dolan tedirgin bakışlar, belleğin kayboluşu, unutmak ve geçmişe sürükleniş, fantastik çerçeveden tren garıyla, yaşadığı kente ve birbirine yabancılaşan yaşayanlarıyla nesnel dünyaya dönüş, tarihsel ve güncel olgularla somutlaşan gelgitler, “Belirsizlikler”in belirtileridir lirikte bizi bekleyenler.
Sayfa:
Sayfa:
Sayfa:
10 Mayıs’a denk gelen Anneler Günü’nde gösterilen Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun İstanbul Erkek Lisesi’nde yatılı okurken çektiği anne hasretini ve sevgisini seçmenle buluşturdu: “Cennet annelerin ayakları altındadır” diye Türkiye’de yaşayan her bir bireyin çocukluğundan bu yana duyduğu ve dillere pelesenk olmuş deyiş, Türk/Müslüman hafızasında yerleşmiş erkek egemenliğiyle birlikte kadını bir kez daha oğlun gözünden anneliğiyle yüceltti. Ancak siyasi reklam filmi asıl, Başbakan Davutoğlu’nun melekler gibi beyazlara bürünmüş annesinin sevgisine layık, çalışkan, geceleri ayrı düştüğü annesine hasret mektupları yazarken onun mis gibi kokusunu içine çeken masum küçücük bir erkek çocuğu olduğunu da söylüyordu. AKP’nin bu masumiyete ne kadar ihtiyacı olduğunu hepimiz takdir edebiliriz.
Sayfa:
Sayfa:
CHP açısından bakınca Gezi Direnişi’ni bünyesine alan, partiyle bir biçimde özdeşleştiren uygulama var mı? Ya da aktif bir gençlik ve kadın kolu çalışması var mı? Parti tabanını ve seçmenini mutlu eden bir politikalar üretiliyor mu? Adaylar parti programı ve felsefesine uygun mu?
Sayfa:
Sayfa:
Bir grup inşaat işçisinin kırmızı tuğlalarla yazdığı HDP görselinin dolaşıma girmesi hemen bir kampanyayı tetikleyebiliyor örneğin. Bir grup tekstil işçisi bir kumaşa HDP’nin adını nakşediyor, bir sanayi sitesinin emekçileri iş aletleriyle HDP yazıyor ve bir grup tarım işçisi patates çuvallarını tarlaya HDP kısaltmasını oluşturacak şekilde diziyor. Kimlik siyasetinden sınıf siyasetine geçmekteki Parti’nin söylemine denk bir kampanya kendiliğinden örgütleniyor.
Sayfa:
Sayfa:
Sayfa:
Fethi Naci’nin romanın poetikasını –ve, kaçınılmaz, yazarın estetik yetkinliğini– ele alışındaki belirleyici eksiklik de bu soru karşısındaki çaresizliğinde yatıyor olmalıdır –kanımca. Hani demişti ya, gerçek gerçekten kopup gelirse romana gerçek olur o kişi…
Sayfa:
Şiir, sürekli bağlanmaktır. Başka türlü yazılabileceğini sanmıyorum. Hocam Nermi Uygur’un bir denemesinin başlığından esinlenerek, ‘Şiir bağırarak değil, bağlanarak yazılır’ diyorum.
Sayfa:
Editörlük müessesesi Türk Edebiyatı’na müdahil olarak en son giren disiplin olmuştur ve fakat meydana gelen tahribatın en önemli müsebbibi olmayı az zamanda başarmayı bilmiştir!
Sayfa:
Sayfa:
Nedense Kürk Mantolu Madonna ve Kuyucaklı Yusuf’un gölgesinde kalan, anıldığında da genellikle Peyami Safa ve Nihal Atsız’a yönelttiği edebî, siyasi göndermeleri2 ve aydın kavramı üzerinden analiz edilen İçimizdeki Şeytan, tam da Engels’in söz ettiği yeni kadın ve erkekler kuşağından iki gencin, –hayatında, bir kadını asla parayla ya da başka bir toplumsal güç aracıyla satın almamış olan Ömer ile kendini, gerçek aşktan başka hiçbir sebeple bir erkeğe vermeyen, ekonomik zorluklardan kaçmayan Macide’nin– ama daha çok kadın kahramanın “büyüme-gelişme” hikâyesi olarak çıktı karşıma feminist eleştiri içinden bir okuma yapmak istediğimde. Bu tercih, anlatılanın aynı zamanda bir “bilinçlenme” hikâyesi olup olamayacağı sorusunu doğal olarak içerdi.
Sayfa:
Ben de kasabanın belediye başkanının kızına âşıktım. Onlar da kiremit çatılı bir evde oturuyorlardı, kasabada da sabahları gelip yanından geçtiğim bir kereste atölyesi vardı, zaman zaman gidip o hızar makinesinin nasıl çalıştığını izler, az ötedeki mezbahanın kesimhanesine uğrar, o “canice” kesimlerin sonuçlarını gözlerdim.
Sayfa:
Evet, fotoğraf benim yaşamımda hep oldu. Çeviri orijinal olanın yansıması, fotoğraf da gerçek hayatın yansıması olduğuna göre bu ikisi arasında bir benzerlik olsa gerek.
Sayfa:
Haziran, şiirin ateşe sürüldüğü ay. Çoğumuz için de Nâzım acısı. Modern şiirimizin büyük ustasını bu ay bolca analım, okuyalım. Gelelim, bu sayının şairlerine; Hüseyin Kalyan imge ve dil arasındaki şifreyi başarıyla uyguladığından, İbrahim Serhat ironiyi çoklu anlatımda ölçülü kullandığından şiirleriyle aramızdalar.
Sayfa:
Gelen birçok çalışma, okumaktan büyük mutluluk duymakla beraber öyküden çok deneme yazısına, hatta bir hatıra veya bir şokun etkisiyle, hem anlatıcısı hem yazarı hem de kahramanı olan birinci tekil şahıs tarafından anlatılan birer anı yazısına benziyor. Farklı bir tat yakalamak maksadıyla aforizmalar, büyük cümleler ve öykünün boyunu aşan paragraflar da kullanılıyor. Eh böyle olunca süsü, boyası, pembe panjuru yerli yerinde olan fakat temeli zayıf binalara benziyor çalışmalarınız.
Sayfa:
Sayfa:
Sayfa:
Sayfa:
Sayfa:
Altmış yıldan fazla şiir yazıyorum, 6. kitabım bu, ama şiirin tarifini yapamam. Tarifini yapamadığım için de şiir bana çekici geliyor.
Sayfa:
Erözenci, Kâbil’in neden cinayet işlediğine, bunu nasıl yaptığına ve hangi güdüyle hareket ettiğine yoğunlaşan fakat bunun kendisi bile farkında olmayan Müfettiş’in ardına taktığı okurla kusursuz araştırmacının ve katilin profilini oluşturmaya uğraşıyor.
Sayfa:
Her roman bize, bakın işte roman böyle yazılır, der. Burada, tabii ki roman olan romanlardan, Girard’ın tabiriyle söylersek ‘romansal’ romanlardan söz ediyorum; romanslardan, hisli ciltlerden, sezgisel anlatılardan veya coşumcu metinlerden değil. Küçük olanı anlatmaksa, evet bence de bir klişe ve benim bir meselem değil. Benim meselem daha çok ‘hikâye’ anlatımıyla ilgili. Hikâye üstüne hikâye sıralayan, her karakterin öncesine sonrasına, geçmişine geleceğine ışık hızında yolculuklar yapan, bilgilendirme yapan, döküm yapan, tarihsel gerçeklik(?) adı verilen hadiseleri sürükleyici kurgular eliyle nakleden, olaylar peşinde soluksuz sürükleyen, okurun sırtını sıvazlamak ve çarpıcı(?) hikâyeler aktarmaktan fazlasını yapmayan metinleri ‘romansal’ bulmuyorum.
Sayfa:
Alandaki Park, adından ve kapağından da anlaşıldığı gibi Gezi Direnişi’ne gönderme yapan bir kitap. Adnan Özyalçıner, bu kitaptaki öykü ve anlatılarıyla güncel olayları ele almış.
Sayfa:
Baba oğul ilişkisi, erkeklerin hayatını biçimlendiren çok önemli bir olgu. Her erkek çocuk bir yanıyla babayla çatışır, aynı anda da kendini babasına ispat etme, kabul ettirme çabasına girer. Kişiliğini oluşturmadaki en önemli etken budur. Yani hem örnek alma, hem çatışma, hem de kendini kabul ettirme çabası aynı anda olur.
Sayfa:
Akdeniz Üniversitesi’nde felsefe bölümünde çalışmalarına devam eden Filiz, kitapta seküler bir ahlak anlayışına karşı Tanrı inancıyla kurulan bir ahlak anlayışını savunuyor; “Akliliğin ve insaniliğin ahlaktaki önemi ile bireyin ahlaki ilke ve değerleri tümüyle kendi başına belirlemesi, birbirinden farklı şeylerdir. Birincisi bizim iddiamız; ikincisi, seküler ahlak anlayışına ait iddiadır.”
Sayfa:
Öncelikle birinci tekil şahıs yazmak, romanın (sanatın) en nemli özelliklerinden biri olan inandırıcılığı güçlendiriyor. Ardından çoğunlukla sizin sormak istemediğiniz soru geliyor. “Yazdıklarınızı yaşadınız mı?” Bazen evet bazen hayır. Bu kitapta kendi yaşadıklarımdan çok iz var, bunu inkâr edemem; ama o kurmacaya dönüşüyor.
Sayfa:
Kaygusuz’un rahatsızlıkları; karakterleriyle, olağan giden bir yaz tatili içerisine düşen ve tam da bu görüntüdeki olağanlığın sorgulanmasını bekleyen kurgusuyla, biçimde ve dilde esneyen kalemi ile Barbarın Kahkahası’nda bir bütün oluyor. Yazarın önceki romanlarında benimsediği huzursuzluk, bu sefer açık bir gerilim olarak ortaya çıkıyor, belirgin olay örgüleri ile ilerliyor.
Sayfa:
Ada, üzerinde yaşayan insanlarla bir anlam ifade ediyor bence. Geçmişte Ada’da yaşayan insanlar, Ahmet Rasim’ler, Hüseyin Rahmi’ler, Yesari Asım Arsoy’lar, Sait Faik’ler, Zeyyat Selimoğlu’lar, Kriton Dinçmen’ler artık yok. Eserlerini yaratırken ilham aldıkları ıssızlık ve renkli mozaik de artık yok. Ada’yı çevreleyen sularda balık bile kalmadı.
Sayfa:
101 Bir Dize’yle (YKY 1996) yeniden. Tek dizede şiirin ayarını, derinliğini tutturmak ne zordur. Tek dize Everest olamadıktan sonra neye yarar? Ama Güven Turan’da öyle olmuyor işte, zirvelerde dolaştırıyor tek dizeler, upuzun şiirlerin veremediğini bir çırpıda önümüze seriveriyor; sonra da düşün dur! “Yalnızlığım, sus, yüreğim çatlıyor gürültüden.” Aşk, doğa, duygu sağanağı ve düşler şişliyor okurun yüreğini: “Bin güneş açıyor eylüle kırdığım nar.” “Asılmış yekeye, düşünüyor: Neye borçlu tuzu, ekmeği? Yele mi, kayığa mı, balığa mı?” “Kucağına almış yatağına taşıyor dünyayı: Böyledir şair sevdası.” Bazı dergiler “dize antolojisi” yapmışlardı, o dizelerden aklımda kalan yok şimdi. Dizeci şairlerin şiirleri zamanın eleğinde. İyi dizeyi şiirden çekip çıkarınca fazla etkili olmuyor. Oysa şah dize Güven Turan’ınkiler! Şiirler dolusu doldurma dizelerin yerine, tek tek dizeler sayfalara sığmıyor.
Sayfa:
Sayfa:
HAZİRAN 2015 - KİTAP EKİ
Anasayfa   |   Tarihçe   |   Varlık Dergisi   |   Kitaplar   |   İletişim
Copyright © 2017 VARLIK YAYINLARI