Varlık Yayınevi
     
 
 
   
Anasayfa Tarihçe Varlık Dergisi Kitaplar İletişim Yardım
Kullanıcı Girişi  (Üye Ol - Şifremi Unuttum)
Yaşar Nabi Nayır
Varlık Ne İçin Çıkıyor
Varlık İçin Ne Dediler
Künye
Varlık'ta Bu ay
Varlık Dergisi İçeriği (son 14 yıl)
Abonelik
Yaşar Nabi Nayır Ödülleri
Varlık Dergisi 'eurozine' üyesidir

MAYIS 2015

Sayfa:
Sayfa:
Siyasiler tarafından kapatılıp yarım bırakılmasına karşın, Köy Enstitüleri yetmiş beş yıl sonra da –hâlâ– tartışılıyor, gündemde kendine yer buluyor… Hiç kuşkum yok ki, sonuç alınması mümkün olmayan; karanlık ama coşkulu bu çoğul dil dalaşı müzminleştiğinden hiç bitmeyecek; birileri aklına estiğinde, dünya görüşüne, ideolojisine uygun bulduğu çok eski akıl fikir yürütmeleri temcit pilavı gibi önümüze sürecek…
Sayfa:
1922’den itibaren Cumhuriyet ideolojisinin “imtiyazsız, sınıfsız” bir toplum yaratma çabası içinde sınıfsal özü olmayan bir halkçılık hareketi, kaçınılmaz olarak köy değerlerinin eleştirel bir bakıştan geçirilmeden tümüyle yüceltilmesine, folklora dayalı bir edebiyata yol açmıştır.
Sayfa:
Truman Doktrini ve Marshal Planı gereği, Türkiye’ye yardımlardan önce görevliler (ajanlar) geldi. Bu ajanların Truman’a verdikleri raporun bir yerinde üç aşağı beş yukarı şöyle deniyordu: Yapılacak yardımların amaçlarına (bu amaçların neler olduğu artık belli) ulaşması için önce toplumsal uyanışın durdurulması gerekir. Bunun için yapılacak ilk iş Köy Enstitüleri’nin ve Halkevleri’nin kapatılmasıdır.
Sayfa:
Yaşar Nabi’nin Sait Faik’le ilgili yazılarını bir çalışma için yeniden gözden geçirirken Yıllar Boyunca adlı kitabında yıllar önce altını çizmiş ve sayfa kenarlarına işaretler koymuş olduğum satırlar dikkatimi çekti. Kitabın ilk sayfasına “Cumartesi 20 Nisan 1968” tarihini atmışım. O hafta sonu da kitabı baştan sona okuduğumu anımsıyorum. Yaşar Nabi’nin “Edebiyatımız Üzerine Düşünceler”ini içeren ve 1947-1957 yılları arasında Varlık dergisinde yayımlamış olduğu yazılardan kurulu Yıllar Boyunca, Varlık Yayınları arasında 1959’da çıkmış. Bu derleme yirmi üç yazısını içeriyor Yaşar Nabi’nin. Yazar, aynı kitabı, gözden geçirip dilini de “özleştirdikten” sonra on yeni yazısıyla birlikte, 1971 yılında Yıllar Boyunca Edebiyat Dünyamız başlığıyla yeniden yayımladı (yine Varlık Yayınları’ndan elbette). Yaşar Nabi’nin edebiyatımızın sorunlarıyla ilgili olarak 1937’de yayımladığı kitabıysa Edebiyatımızın Bugünkü Meseleleri adını taşıyor (Kanaat Kitabevi). 1968 yılında okuyarak üzerine notlar aldığımı söylediğim, Türk ve Dünya edebiyatının temel sorunlarıyla ilgili eleştirilerin, saptamaların ilk yayımlanmasından (1947-1957) 10-20 yıl sonra da (1968’de) aynen geçerli olduğunu görmüştüm. Şimdi Mart-Nisan 2015’te, Yıllar Boyunca’yı yeniden gözden geçirdiğimde, bu kitapta söylenenlerin, daha doğrusu edebiyatımızın sorunlarına ilişkin değerlendirmelerin 60-70 yıl sonra da geçerliğinden hiçbir şey yitirmediğini bir kez daha gördüm. 1968’de altını çizdiğim satırları, başlıklar altında birleştirerek “Bakış Açısı” okurlarının dikkatine aynen sunmak istiyorum: Böylece onlar da Yaşar Nabi’nin edebiyatın sorunlarına ve edebiyatçılara ilişkin değerlendirmelerinin geçerliğini “Yıllar Boyunca” nasıl sürdürdüğünü görecekler.
Sayfa:
Sayfa:
Sayfa:
Sayfa:
Bugün hâlâ “80 kuşağını alaşağı edelim” gibi sözler işitmek beni çok eğlendiriyor. Hâlâ anlamadılar, ortada 80 kuşağı falan yok, yalnızca tekil olarak iyi şairler var. Olan şu, getirdiğimiz bir şiir anlayışı ve zevki söz konusu.
Sayfa:
İnsan var olduğundan beri sürekli zamanla mücadele halinde, onu aşmayı ve ölümsüzlüğü arzulamakta. Bu hesaplaşma, Shakespeare’in sonelerinden Tanyol’un şiirlerine kadar pek çok şairin eserlerinde yer alıyor. Tanyol’u bu izleği işleyen çağdaşlarından ayıran özellik ise, söz söyleme sanatı olan şiirdeki ustalığı.
Sayfa:
Kitabın genelinde zaman temasını merkeze alan Tanyol, geçen zamana hüzünle bakar ve yalnızlıktan şikâyet eder. İmgesel söylemle birleşen lirizm Tanyol’un bütün kitaplarında olduğu gibi bu kitabında da vazgeçmediği öğeler.
Sayfa:
Sayfa:
Sayfa:
Sayfa:
Varlık onlara tepeden mi bakardı, sanmam. Sadece Turgut Uyar’ın “Yokuş Yola” şiirine benzetiyorum şimdi o zamanlardaki Varlık’ı. Onun yolu yokuştu, işi çoktu, kimseye de değil üstten, alttan, düzden, yandan bakmaya bile niyeti yoktu. Varlık. Bakmayan dergi. Hiç sağına soluna bakmamış gibi gelir bana. Kendi telaşına, kendi yavaşlığına, kendi akışına ayarlanmış, kurulmuş. Saat düşüncesi. Dakik değil, tam saatinde de değil, ama şaşırtıcı bir zaman bilinciyle işliyor. Geç kalmıyor, ileri de gitmiyor, kendi saati var, kendi zamanı. Ama yeterince ileri gitmiş de sayılmaz mı? Hem bu gidişle şimdi küçüğü olduğu cumhuriyeti de geçebilir yakında!
Sayfa:
Sayfa:
Nihayetinde; Fethi Naci’nin, romanı estetik tartımında, roman ve elbet yazarının, ‘toplumsal değişimin doğru bilgisi’ ile imtihanının öne çıktığı dikkati çekmekteydi: Nesnel/toplumsal olanla etkileşmesi içinde, yaratıcı bir yazar özne olmak sıfatıyla ‘içe bakış’ yetkinliği değil, toplumsal değişimin belirleyici hattının nereden geçtiğine dair toplumbilimsel bir farkındalık beklentisi! “‘Sıradan’ı anlatmak, çok açık bir gerçek, değişen Türkiye’yi anlatmak değildir.” E peki, romanın göbeğini kesen ‘birey’in –yazar ya da kahramanı olarak– hükmü ya da hikmeti ne idi?
Sayfa:
Sayfa:
Nilgün Tutal “Nereden Geliyor Bu Rahatlık Fuat Avni?” başlıklı yazısında Fuat Avni mahlaslı twitter hesabının siyasi iktidarda yarattığı tedirginliği ele alıyor. İktidarın her türlü önlemi alma girişimine karşı sanal varlığını korumayı başaran Fuat Avni’nin nasıl bir köstebek ya da ihbarcı olduğunu anlamaya çalışırken, Fransız kadın romancı Colette’in kıskanılan dişi kedi Saha’sının gerçek bir köstebeği yeraltından çıkardıktan sonraki gururu ile sanal kişilikli köstebeğin siyasi iktidarın denetimden kaçmayı başarmasından dolayı yaşadığı galibiyet hissini karşılıklı ele alıyor. Bunun yanı sıra Fusetea soğuk çay markasının yeni reklamında mafyavari bir yapıda “sır saklayamıyorum, konuşmadan duramıyorum” diyen korkusuz ve kaygısız köstebekle Fuat Avni’yi karşılaştırıyor; Fuat Avni’nin tüm anonimliğine rağmen iktidardaki siyasi partinin halen işbaşındaki temsilcileriyle sistemin içinden gelen ve çıkar odaklı bir sır saklayamama ve konuşmadan duramama halini paylaştığına dikkati çekiyor.
Sayfa:
Aydın Çam “Mahrem Devlet” başlıklı yazısında WikiLeaks’in kurucusu Julian Assange’ın 2006’da kaleme aldığı Yönetim Modeli Olarak Komploculuk Üzerine başlıklı manifestosundaki “Otoriter rejimler kendileriyle çatışan güçler yaratarak halkın gerçeği öğrenme arzularını perdeliyorlar” ifadesinden yola çıkan sızıntıları ve devletin şeffaflığı ilkesini soruşturmaya açıyor. Evet, ideal demokrasinin gerçekleşmesi için devletin açıklığı önemli, ancak bu açıklığı sağlarken gerçekliğe dair ölçütümüz ne olacak? Hakikatin doğruluğunu nasıl bilebileceğiz? Soruyu Fuat Avni’yi de sorgulamak için de gündeme getiren Çam, Michel Foucault’nun irdelediği parrhesia –ya da hakikati söyleme konusundaki dürüstlük– mefhumunun tam da bu bağlamda önem kazandığına dikkat çekiyor.
Sayfa:
Korkmaz Alemdar “Fuat Avni ya da Avanaklığın Egemenliği Üzerine” başlıklı yazısında demokrasi ve iletişim özgürlüğü arazlarıyla cebelleşen Türkiye’nin niye son haberleri Fuat Avni’den aldığı üzerinde duruyor. Medyanın asli işlevini yerine getirmediği Türkiye’de twitter fenomeni olan Fuat Avni’nin Watergate (1974), Wikileaks (2006) ve Snowden (2013) gibi devletin gizli hesaplarını değişime yol açacak bir etkiyle kamuoyuna duyurmuş kişi ve olaylardan dedikoducu olması, aklına geleni söylemesi ve hiçbir şey bilmemesiyle ayrıştığına işaret ediyor.
Sayfa:
Osman Olmuş, alıntılar, notlar, ekler, açıklamalarla; hatta tarih atarken bile şiirini zenginleştirmeyi, çağrışımlarla donatmayı hedefliyor. Her şiir elbette ki bir emek ürünüdür ama onun şiirdeki emek-yoğun çalışması ilk bakışta görülüyor. Öyle olunca da, sıradanlıktan sıyrılmış, tekdüzelikten kurtulmuş, dil zenginlikleriyle bezenmiş bir şiir çıkıyor ortaya. Okurken insan türlü savruluşlar yaşıyor ve o esinti içinde, kullandığı eski sözcüklerin çokluğu bile fazla göze batmıyor. Üzerindeki emek besbelli olan bu şiirlerde, –onca zenginliğine karşın– sözün fazlaca yığılması, okumayı durduran noktalama işaretleri, vb. okuru sıkıştırıyor, metinlere nüfuzunu zayıflatıyor. Bunun için, sözü azaltması, şiirlerinin yoğunluğunu yalınlıkla buluşturulması gibi bir çalışma yapması gerektiğini düşündüm şairin. Yanılıyor olabilirim. Şiirin zengin içeriği ve art arda yüklenmiş imgelerin sık ve sıkı dokusu, algı ilgisini sanki düşürüyor.
Sayfa:
Oktay Rifat, Fransızcaya düzyazı olarak çevrilmiş olan şiirleri “manzum”laştırmış, bir bakıma yeniden yazmıştır. Oktay Rifat, Yunan ve Latin şairlerinden yaptığı çeviri çalışmalarını diğer çeviri çalışmalarından farklı tutar ve bunları kendi şiiri gibi görür.
Sayfa:
Yaşı elliyi geçmiş şairler için zorla(ma) yapılan kutlamalarda, nokta nokta dönümlerinde salonlar boşken yaşı henüz otuzlara gelmemiş genç bir şairin performansında oturacak yer bulamıyorsunuz. Köhneyen zihniyetlerin köreldiği, körleştiği ve bundan nemalanarak otorite kurduğu, gün gibi aşikâr aslında.
Sayfa:
Edebiyata meraklı olanlar bilir. Sıfır model bir âlem bu. Büyüsüne kapıldık bir şekilde. Belki önce zaman geçirmek, dünyanın düzenine kendimizce bir çomak sokmak istedik. Ya bizim meşrebimizin büyüklerini gördük, onların soktuğu çomak, bize dünyanın biteviye çarklarında yeni işleyişler, yeni hareketler öğretti, ya da tıpkı o büyükler gibi elimizden gelecek, dilimizde dönecek şeylerin ayırdına vardık.
Sayfa:
Sayfa:
Sayfa:
Sayfa:
Sayfa:
Sayfa:
Erdem’in şiirindeki büyük yapıyı oluşturan ana kaynağın, büyük nehir yatağının İkinci Yeni şiir olduğu açık. Daha dikkatli, daha yakın plan incelemelerle bu şiirin Turgut Uyar, Attilâ İlhan ve İsmet Özel’den beslendiği de açık. Bu da çok yerinde ve çok güçlü bir tercih. Bu üç şairin üç burç olduğunu söylemek gerek. Hatta bu yaklaşımıyla Erdem’in ne kadar alttan ve saklı olursa olsun her üç şaire de yeni bir pencere açtığını belirtmek gerekiyor.
Sayfa:
Osman Hamdi Bey’den Picasso’ya Çocuklar İçin Sanat, boyama kitabı estetiğiyle oluşturulmuş. Fatih Aksular’ın çizimleri temalardan hareket etmekle beraber, kimi zaman onların içinden fışkırmışçasına göz alıcı olmuş. Çocuklar çizimlerin üzerinde tekrar çalışabilirler, ayrıca onlara ayrılmış boşluklara çizimler ya da ne isterlerse onu yapabilirler.
Sayfa:
Bilsel, sanatçıların metinlerini sanırım tezkire kültürünün etkisinde kalarak tıpkı Latifi’de olduğu gibi alfabetik bir dizinle veriyor. İsteyen kitabı herhangi bir yerinden açıp okuyabilir. Kitapta yer alan metinler bir bütünü tamamlayan bağımsız metinlerden oluşuyor. Hemen her metnin anlatımı oldukça yalın ve akıcı. Kitabı okuyunca bir daha anladım: Herkesin bir ucundan eklenebileceği uzun bir cümledir Karadeniz. “Karadeniz Kitabı’nda yeşille mavinin, yani yağmurun çocuklarının, kardeşlik duygusunu kaybetmeden geçmişten bugüne omuz omuza yürüyüşüne ve yoksulluğun bir gelin gibi süslenip oyuna dönüştürülüşüne de tanık olacaksınız.”
Sayfa:
İstanbul İstanbul romanı, kent felsefesinin kurgulanmış en güzel örneklerinden birini sunarken, aynı zamanda modern çağın eleştirisini ince dokunuşlarla yapar. İstanbul hem cehennem hem de bir cennettir.
Sayfa:
Odağına yazıyı alan kavramsal bir döngüsü var Unutma Zamanı’nın. Yazı, bellek ve unutmanın zaman kayıtlarına metinlerarası bağlamda yapılan bir müdahale olarak bile görebiliriz bu durumu. Unutma Zamanı bir yönüyle de Derrida’nın “hiçbir şey söylemeyi istememe riskine giriyorum” öngörüsünü her defasında hatırlayan bir eşikmetinden hareket ediyor aslında. Varlık sorusunu dilin, felsefenin başkalaşan kavramları dolayımında kendi kuramsal ve eleştirel yönteminin harcına yediren bir bakış, yerine göre de bir tersten perspektif arayışı.
Sayfa:
Son romanım Kırmalı Etekler, Edirne-Karaağaç ile İstanbul arasında geçiyor. Bundan dolayı Edirne ve Karaağaç üzerine pek çok araştırmalar yaptım, o taraflara gidip kalabildiğim için notlar aldım, şehri eserleriyle, insanlarıyla caddeleriyle öğrenmeye çalıştım. Zaten üç yıldır gidip geliyordum Edirne’ye. Aslında sürekli İstanbul’u yazmak da bana sıkıntı vermeye başlamıştı. Romancı farklı arayışlar içinde olunmalı diye düşündüğümden bu kez yeni bir şehir girmiş oldu romanıma. Kırmalı Etekler’in yazılış süresi aralıksız çalışmaya bağlı olarak Nisan 2013 ve Ağustos 2014 arası…
Sayfa:
Bugünlerde Bahar İndi (YKY 2010) diyordu Yaşar Kemal doğaya selam durarak. Adil İzci de çocuklar için yazdığı Bahar İkindisi’yle (Kırmızıkedi 2015) ondan geri kalmıyor. Çocuklara şiirler yazmak ne zor! Akıl vermeden, çaktırmadan bilgilendirerek, yönlendirerek, eğiterek, işaret parmağını sallamadan arkadaşca, dostça... şiirlerin çatısını çatmak her babayiğidin harcı değil! Bu alanda ne çok yazar, şair var at oynatan ama eleğin üstünde ne kadarı kalır, bilinmmez. Adil İzci öğretmenlik deneyimlerinin ışığında dünyayı, doğayı, çocukları, günlük yaşamı, aileyi... sevgiyle kucaklıyor içten ve yapyalın: Kumrular, dede, “Ihlamur Ağacı”, kavak, hala, amca, “Kır Kahvesi”, “Bağbozumu”, bozacı, yapraklar, güz hali, hayat bilgileri ama onun yanında “Hayal Bilgisi” de... çiçekler... ve daha neler neler çocukların dünyasıyla bütünlenmiş. Serap Deliorman’ın resimleri de kitabı benzersiz kılmaya yetmiş. “Usul usul uyandım ki/ Söğütlerin gölgesindeyim/ Sağım solum önüm ardım/ Taze yaprakların rüzgârı”. Taptaze bir soluk!
Sayfa:
MAYIS 2015 - KİTAP EKİ
Anasayfa   |   Tarihçe   |   Varlık Dergisi   |   Kitaplar   |   İletişim
Copyright © 2017 VARLIK YAYINLARI