Varlık Yayınevi
     
 
 
   
Anasayfa Tarihçe Varlık Dergisi Kitaplar İletişim Yardım
Kullanıcı Girişi  (Üye Ol - Şifremi Unuttum)
Yaşar Nabi Nayır
Varlık Ne İçin Çıkıyor
Varlık İçin Ne Dediler
Künye
Varlık'ta Bu ay
Varlık Dergisi İçeriği (son 14 yıl)
Abonelik
Yaşar Nabi Nayır Ödülleri
Varlık Dergisi 'eurozine' üyesidir

NİSAN 2015

Sayfa:
Sayfa:
Yaşar Kemal’in sözlü ve yazılı gelenekle buluşması, birini yaşayarak diğerini okuyarak tanıması onun yaratıcılığının tözünü ortaya çıkarır. Ama unutmayalım ki, yaşadığı o coğrafya/doğa gerçekliği de en az bunlar kadar etkileyicidir onun yaratıcılığında.
Sayfa:
Yaşar Kemal’e önderlik eden yedi erdemi, büyük ölçüde, destanlardan, folklordan, âşıklardan ve kısacası sözlü edebiyattan öğrendiğini görüyoruz. Yaşar Kemal sözlü edebiyat geleneğinden çıkmıştır, onun Homerik anlatı biçimi, onun Homerik dünyası bu toprağın düşünsel ve duygusal ürünüdür.
Sayfa:
Günümüzün Homeros’u olarak anılan Yaşar Kemal, destan, masal, hikâye ve roman gibi yazının tüm türlerinden yararlanmıştır. Yaşar Kemal, esinlendiği Anadolu Halk Edebiyatı’nın tüm türlerini ve özelliklerini yaşayarak ve halk ozanlarının izini sürerek öğrenmiştir. Onun yazınsal yeteneğini anlayabilmek için, halk dilini şiirsel bir güzellikle harmanlayarak insanlık durumunu sorgulayan halk edebiyatı tarihini iyi bilmek gerekir.
Sayfa:
Sohbetlerde en çok, ünlü yazar ve sanatçıları anlatırken heyecanlanıyordum. Nâzım Hikmet’i anlatıyor, onunla sohbetlerinden söz ediyordu. Abidin Dino’yu anlatıyor, Orhan Kemal’le geçen günlerine değiniyor, Cumhuriyet gazetesindeki günlerini anımsıyordu. Yurtdışındaki günlerden ve Zülfü Livaneli’den sıkça söz ederdi. Zülfü Livaneli’yi çok severdi. Onunla İsveç’te geçen günlerine her zaman değinirdi.
Sayfa:
Anlata anlata bitiremediği, insanları ve doğasıyla sımsıcak bir dünyası vardı o yazarın. Büyük ölçüde hayal gücünden fışkıran ama Çukurova’yla sınırlı bir roman dünyası. Onun içinde yaşıyor, ondan bir türlü kopamıyordu. Yapıtına tutsak düşmüştü, tek varlık nedeni kendi coğrafyasıydı.
Sayfa:
Dilimizde ve kültürümüzde dönem dönem yaşanan münevver, aydın, entelektüel tartışmasına dönmek değil buradaki amacım. Yazının başlığında da vurgulamaya çalıştığım gibi, Türkiye’deki entelektüellerin bir sözlüğünü hazırlamaya koyulacak ekibin, sözlükçülerden, tarihçilerden, yazarlardan ve gazetecilerden kurulacak bir ekibin kişi seçimindeki ölçütleri ne olabilir bunu düşünmek, entelektüel teriminin anlamsal sınırlarını tartışmak, sorgulamak istiyorum yalnızca.
Sayfa:
Sayfa:
Bir milletin ruhu üzerine yazılacak her roman, bir anlamda “biz” ve “onlar” şeklinde kurulacak bir anlatıyı işaret eder. ‘Onlar’, hem Batı’yı hem de kolektiflik halini oluşturan etkenlerden biri olan ötekileri temsil eder. Peki ya ‘biz’ denen şey tam olarak neyin temsilidir? Kemal Tahir’in amacı doğrultusunda düşünüldüğünde onlarca roman kahramanı sayılabilir elbette…
Sayfa:
Empati ile sempati: İki yabancı. Devamı bir Ajda Pekkan şarkısı gibi, eski ama yıllanmış, yani eskimeyen, 7’den 70’e, kuşaktan kuşağa ve elbette dudaktan kalbe, ağızdan ağıza, kulaktan kulağa giden, süren, büyüyen, yayılan bir şarkının ilk dizeleri gibi. Üstelik durum da çok uygun, neredeyse tıpatıp aynı. İkisi de tercüme ve ikisi de dile düşmüş şeylerden: “İk-ki yabban- cı kalpler bir-leşşmiş”. Tercüme güzeldir ama bazen Can Yücel gibi “Türkçe Söyleyen” birinin varlığı da elzemdir.
Sayfa:
Sayfa:
Sayfa:
Nilgün Tutal “Yazık ki Sıradan Kalacaksın!” başlıklı yazısında hemen herkesin bildiği medyanın şiddeti temsil biçimlerini eleştirmektense, Bu Benim Tarzım, İşte Benim Stilim, Ben Bilmem Eşim Bilir, Survivor, Ütopya gibi yarışma programlarının simgesel şiddeti nasıl ürettiğini ele alıyor. Gündelik yaşamın hayalî kurucuları olan bu programların “gerçek” gündelik yaşamı küçümseme stratejilerine değiniyor; bunların belki ilksel varoluşu açısından insana en özgü olduğu varsayılan rekabete ve kıskançlığa dayalı duyguları ve tutumları toplumsal ilişkilerin tek tetikleyicisi haline getirerek, tüketim toplumunun rekabetçi, özbenci, narsist, hırslı, kendi türünü kurt olup yok etmesi beklenen insan figürünü gündelik olarak tekrarlanan söylemsel/seyirsel bir teraneye dönüştürmesinin izini sürüyor.
Sayfa:
Aydın Çam, Barry Levinson’ın politikanın ve medyanın sahteliğini irdeleyen Başkanın Adamları (Wag the Dog, 1997) adlı filmine göndermede bulunan “Hepsi Gerçek, Çünkü Televizyonda Gördüm” başlıklı yazısında medyanın şiddetin kaynağı olduğuna dair önkabulleri sorgulamaya açıyor. Politikacıların, araştırmacıların ve bizatihi medya aktörlerinin şiddetin kökeni olarak bireyleri ve medyayı görmesinin gerçekliğin üzerini örten ve ‘sahte’yi uman bir yönü olduğuna dikkat çeken Çam, şiddetin toplumsal bir olgu olduğunu ifade ederek okuru sorumluluk almaya çağırıyor.
Sayfa:
Sayfa:
Korkmaz Alemdar, “Anneler Ölmesin, Kadınlar Ölsün” başlıklı yazısında Özgecan Aslan cinayetine değinerek Türkiye’de kadına yönelik şiddetin artmasını AKP hükümetinin özel yaşamı tahakküm altına almasıyla bağlantılandırıyor. Alemdar kadının geleneksel rollerinin meşrulaştırıldığı siyasi söylemin egemen kılındığı günümüz Türkiye’sinde medyatik ve hukuki alanlarda yaşanan olumsuz gelişmelerin şiddet edimlerini pekiştiren bir yapıya doğru evrildiğinin altını çizerken, şiddet ikliminden kurtulma yollarının olduğunu da anımsatıyor.
Sayfa:
Özden Cankaya, “Medya, Çocuk ve Şiddet” başlıklı yazısında kurgulanmış medya dünyasında çocuğun şiddet içerikli medya ürünleriyle yoğun bir şekilde karşılaşmasının yarattığı olumsuzlukları ele alıyor. Çocukların şiddet mağduru olarak bolca medyada temsilinin değişmesi gerektiğine işaret ediyor, medyanın çocuk odaklı habercilik ve yayın anlayışının yaygınlaştırılmasında önemli işlevler üstlenebileceğini vurguluyor. Cankaya, Medyanın sorumlu yayıncılık anlayışını ilke edinmesinin, geleceğin bireylerinin şimdinin küçük insanlarının özgür düşünme ve edimde bulunmasına katkısının yadsınamaz bir öneme sahip olduğunun da altını çiziyor.
Sayfa:
Yeni Seri-Kaynak’ta (Ömer) Edip Cansever’in de üç şiiri basılıyor (Ağustos 1948). Bunlar “Küçük Şeyler”, “Çirozlar” ve “Serüven” adlarını taşıyor. Dergide şairin adı ilk şiirin altına Ömer Edip Cansever, diğerlerinin altına Ö. Edip Cansever diye yazılmış. (Ömer) Edip Cansever’in bu şiirleri ne kendi sağlığında Yeniden (Cem Yayınları) adıyla basılan toplu şiirlerinde ne de Sonrası Kalır (İkindi Üstü) (Yapı Kredi Yayınları) adıyla yayınlanan toplu şiirlerinde yer alıyor. (Ömer) Edip Cansever’in İkindi Üstü adlı kitabındaki şiirlerinin ve onların Ömer Edip Cansever’e mi, yoksa Edip Cansever’e mi ait olduğu konusundaki yazıları/tartışmaları da unutmadan bu şiirleri edebiyat tarihimize/tarihçilerimize emanet ediyorum.
Sayfa:
Sayfa:
Sayfa:
Sayfa:
Sayfa:
Sayfa:
Hikâyesi eskilere dayanır. Bir aşk ayrılığının eseri. Hayatımı birleştirmek istediğim kadın, finans hesapları, ithalat-ihracat düşünüyor ben şiir düşünürken. Olmuyor. Cemal, “Ama” diyerek özelliklerini, olumlu yanlarını sıralıyor arkadaşımın. Her söyleyişinde, “Keşke bunun için sevseydim onu” diyorum. “Bunu bana ver” diyor Cemal. “Niye?” Yüzüne bakıyorum. “Yazacağım” diyor Cemal. Bir süre sonra yazdı. Cemal hayattayken ben de çok yazmak istedim. Şimdi yazdım. Oldu mu, bilmiyorum.
Sayfa:
Berfe şirininin karakteristik özelliklerinden biri olan “görsellik” kitaplarda olmayan birçok ilk dönem şiirde dikkatleri çeker. Aynı durumu şairin son dönem şiirlerinde bile görmek mümkündür. Bilgece edanın farklı bağlamlarda ilk dönem şiirlerinde de hissedilebileceğini söyleyebiliriz.
Sayfa:
Berfe’nin şiirindeki düzyazının gücül hâkimiyetini şiir-dışılıkla itham etmek de şiirin dile geldiği öz yaratımın künhüne erememek olsa gerektir. Şairin şiirindeki yabancılaştırma efektlerinin en işlerlikli kullanıldığı biçim olarak düzyazı göstergelerin zamanını da belirler.
Sayfa:
Süreyya Berfe şiiri ise, en başlarda İkinci Yeni şiirine kendini yakın hissetse de, zamanla halkçı formu anımsatan bir tür direniş şiirleri yazmaya yönelerek ilk döneminin üstünü örtmüştür.
Sayfa:
Sayfa:
Kaba tabirle, isme/cinse değil “iş”e bakıyorum. Öfke uzun adamların tekelinde. Bendeki ise bildiğiniz ciddiyet. Öküzün altında buzağı arayanlar beni bulunca şaşırmasınlar diye dile getirmek istedim.
Sayfa:
Sayfa:
Sayfa:
Sayfa:
Ben dil’in yalnızca bir iletişim aracı olduğunu düşünmüyorum, dil, aynı zamanda bir hesaplaşma aracıdır da.
Sayfa:
“Salyangoz İlmi” sadece hayatın sonbaharını değil insan’ın bin çeşit mevsimini anlatır. Tanrılar bir bakmışsınız yer altında, bir bakmışsınız yeryüzündedir.
Sayfa:
Hovhannes Tekgyozyan, Ermenistan edebiyatının günümüzdeki önemli imzalarından ve onun Kaçan Şehir adıyla Türkçeye çevrilen romanı, neredeyse şimdiden kült kitaplardan sayılmaya başladı.
Sayfa:
Şiirle serüvenim öznelliğin serüvenidir. Roman içinse kendim olmaktan çıkmak zorundaydım.
Sayfa:
Fromm’a göre Marx, öğretisinde dile getirdiği gibi yabancılaşmamış, üretken ve bağımsız bir insandı. Özü ve sözü aynıydı. Dünyaya, insanlara ve fikirlere üretken bir biçimde yaklaşan Marx, düşündüğü şeylerin insanıydı. Kısacası o, düşündüğü insan ve anlatmak istediği birey tipinin bir sembolüydü.
Sayfa:
20. ve 21. yüzyılı, “vampir vakti” dizesiyle tanımlıyor Devrim Dirlikyapan. Çaresiz bırakılan bireyin çığlığı duyuluyor her dizede. “hayat bize uzun / bir imdat!” denilerek, bireyin ve toplumun kurtuluşu için yoğun bir çağrıda bulunuluyor. Bireysel ve toplumsal her olumsuzluk “imdat işareti” olarak anlamlandırılıyor.
Sayfa:
Abacı herhangi bir konudan bahsederken, söz aldığı meseleyi dönemden, kültürden tecrit etmez; böylece yazılarının arka fonunda memleket manzaralarına da tanık oluruz. Müziğin çağrışım dünyası onun şiirlerinde sesi tamamlayan bir unsur olarak yaşar. Bu durum, söyleyenle dinleyen arasında sahici, sıcak bir bağ kurar. Abacı’nın şiirlerinde baştan beri toplumsal sorunlara, değişimlere kulak kesilen bir damar vardır, fakat bu damar kendini slogana, ajitasyona teslim etmez. Doğal bir yoldan şiirdeki hayata, geleceğe eklemlenir.
Sayfa:
Şairin, daimi göçer olduğunu düşünürsek, hem ardında bıraktıklarının, hem de varmak istediklerinin adı gurbettir.
Sayfa:
Orçun Ünal öykülerinde, klasik öykü anlatımı dışında, korku, suç, kâbus, endişe etrafında kurgulanan öykülerin yanısıra düşsel gotik atmosferlerde de gezinebiliyoruz. Yazar özellikle atmosfer, mekân ve imge yaratma konusunda amacına ulaşmış görünüyor. Nesneler ve araçlar arasındaki karakterler bunları anlamlandıramadıkları için korku ve kuşku içerisindeler.
Sayfa:
70’li, 80’li yıllarda, çalışkan, üretken bir yazardım. Birçok dergide eleştiri, inceleme, tanıtma yazılarım çıkardı. Bu da bana çok sayıda derginin, kitabın ve mektubun gelmesini sağlıyordu. Gelen her mektuba yanıt verdim, gelen her kitaptan söz etmeye çalıştım.
Sayfa:
Öykülerimin birçoğunu Emirgân’da, Rıfat’ın Kahvesi’nde yazdım. Burası yaşamımın çok büyük bir parçası. Okurlarımla da burada buluşuyorum.
Sayfa:
İhtimal’de Selma Sancı, olasılıkların ucunu açık bırakıyor. Kahramanların sonunu merak ettiriyor dupduru diliyle. Sıradan, günlük yaşamın akışı içindeki ince ayrıntıları, kahramanlarının ruh hallerini gözardı etmiyor. İç monologlarla serpiliyor roman. İnsan ilişkilerindeki sıcaklık, dayanışma duygusu da eksik değil İhtimal’de.
Sayfa:
Sosyal medyayı seviyor, bayıla bayıla takip ediyorum. Dinamizmi ve güncelliğiyle kendi başına bir fenomen. Bu yüzden eteğine yapışıp fenomen olmaya çalışmaktansa bir kenarda uslu uslu oturup seyretmek, geçerken uğrayan eşe dosta bir selam vermek, iki laf etmek daha çok hoşuma gidiyor.
Sayfa:
Feminist bir kitap O Anda. Bir o kadar da, erkekleri anlmaya çalışan ve başarabilen bir kitap. Melike İnci’nin ilmek ilmek dokuduğu olay örgüsü içinde erkekler de kadınlar kadar baskın.
Sayfa:
Kılcıoğlu, Dağ Sustu Dağ Konuştu’da genç bir kızın yolculuğunu anlatıyor. Leyla, evlat edinildiğini öğrendikten sonra kendi gerçekliğini, ailesini ve kimliğini sorgulayan bir genç kız. Kaçkarlar’a kendini vurmadan önce ağır bir iç travma geçirmiş, yalanla gerçek arasındaki ayrımı fark edemez hale gelmiş, kafası ve gönlü çok karışık bir kız.
Sayfa:
Yitirdiğimiz canların yakınlarının acılarını anlama kabiliyetinin ve bu felakete verdiğimiz tepkinin azaldığını hissettiğimiz şu günlerde Ölüm Vardiyası yazarlarının içe doğru sorgusal birer patlama içeren metinlerinde dinginliğin tedirginliğiyle hesaplaşıyoruz. Akış yoğunluğu, karşıtlıklarla bütünleşen yaşamlar, taşra bilgisi, halk kültürü, türküler ve hatta bilimkurguya uzanan bir anlatım çeşitliliği içeriyor Ölüm Vardiyası. Ayşegül Kocabıçak, Berna Özpınar, Deniz Dengiz Şimşek, Arzu Eylem, Kezban Şahin Taysun, Onur Çalı ve Yelda Karataş kitabın dikkat çeken yazarları.
Sayfa:
Antologie Poetes Turcs’i Aytekin Karaçoban haber verdi. Adını sanını duymadığım şairlerin de olduğu, her şairin portresinin çizdirildiği bu seçki için ne izin alındı ne de kitaptan bir tane yollandı. Bu nasıl iştir ey Fransa? Hani telif hakkı? Evet, Avrupa’da da oluyor böyle şeyler! Kendi şiirimin yer aldığı bu seçkiyi almak istersem, on beş Euro ödemem gerekiyor. Bir ara, ülkemizde antoloji enflasyonu olduğu yıllarda bu tür numaralara başvurulur, ilanlar verilirdi şiir toplamak için. Hiçbirinin edebi değeri yoktu elbette bu antolojilerin. Üç şiire karşılık, üç kitap satın alma zorunluluğu... tam bir düzenbazlık piyasası... pek çok şiir heveslisi bu tuzağa düşmüştür.
Sayfa:
NİSAN 2015 - KİTAP EKİ
Anasayfa   |   Tarihçe   |   Varlık Dergisi   |   Kitaplar   |   İletişim
Copyright © 2017 VARLIK YAYINLARI